HACE BEKTAŞ-I VELİ SON POSTNİŞİ HAMDULLAH ÇELEBİ VE ŞERİAT MAHKEMESİNDE YARGILANMASI

Gözlerim Yollarda Uykular Gelmez
Gülbengi Çektiğim Erenler Gelsin
Tabib Gardaşlarım Halımdan Bilmez
Halimi Sırrımı Bilenler Gelsin

Yürü Kasım Dede Çareni Ara
Emek Zahmet Çekme Nafile Yere
Yezid Aslı Talip Gelmez Bu Yola
Can Verip İkrara Duranlar Gelsin

Kasım Dede (19. yy)

YENİÇERİ BAYRAĞI ZÜLFİKAR

— Osmanlı Devletinde Yeniçeriler’in ( Eğnine kırmızılar giyer, Hz. Ali’dir pirleri, ve dâhi rehberleri Hünkar Hace Bektaş-ı Veli’dir. Pirleri Hace Bektaş dergâh’ında oturur, sancakları Zülfikardır.)  ortadan kaldırdığı ve Alevi / Bektaşi inancına sahip dedeleri katledip astığı bir dönemdeyiz. Padişah 2. Mahmut Halife sıfatı ile, Allah adına hükümleri  veriyor. Şeyhülislam ise çıkardığı fetvalarla Anadolu’da ki Alevi Bektaşileri yani Kızılbaşları yok ediyor, Sünni olmaları için bir elde kılıç bir elde Kuran’la üstlerine gidiyordu..

Osmanlı Mezar Taşlari

— İsmail Özmen ve Yusuf Koçak’ın hazırladığı ve belgeleri ile ortaya döktüğü kitabı buraya yazmayı gerekli gördüm ki, dedelerimiz ceddimiz o asırda  neler çektiği aşikâr  ola , inanç ,yol  adına  nelere katlandılar. Bu aşk yolunun cefasını onlar çekti, sefasını biz sürüyoruz. Bir kırık sazıyla günümüze bu yolu taşıyan peygamber yüzlü Dedelerimize, Babalarımıza selam olsun, ruhları rehberimiz olsun.

Şeriat Mahkeme Heyeti isimleri ;

Foto alıntıd

*Ser Kadı ; Hacı Müfit Efendi
*Kâtip ; Mevlana İsmail Efendi
*Müftü ; Hacı İlmullah Halim Efendi
*Müşavir Miri Alay Kaymakamı ; Abdullah Hüseyin Efendi
*Konya Kadısı ; Abdulkayyum Efendi

— Diğer tarafta karşılarında haksız yere yargılanan Evlad-ı Resul dede Hacı Bektaş Veli soyunun devamı Hamdullah Çelebi Hazretleri ve diğer 8 akrabası , yareni var..

Kadı ; Şeyh Efendi Esamenizi , Künyenizi İyice anlatın !

Hamdullah dede ; Adım Mehmet Hamdullah ;Anamın Adı Rahime , babamın adı Seyyid Feyzullah Efendi ;tevellütüm (Hicri) 1183’tür. Pir-i Horasan Hünkâr Hacı Bektaş Veli sülbü ve soyumdur.Onun şerefli vakfı, mütevvellisi meşihatıyım.Evladiyelik , velilik ve vakfı mütevelliği reisliği ecri almaktayım. Halife Padişah 3. Selim Han’dan Ali’yül lâ efendilik pâyesi belgesi Sultaniyesi almıştım.

Kadı ; Kanı Helal Şeyh ! Senin ve mensubunun kanı helaldir. Sapkın bidat mezhebin mahkemeyi şeriayı Muhammediyenin önünde tevbe et. İslam dininde bu Alevi , Bektaşiliği nerden çıkardınız ? Tevbe et bakayım !

Hamdullah dede ; Efendim Kadı Hazretleri, senin Ehl-i Sünnet Vel Cemaat dediğin mezhep sapkın ve bidattır. Can hayfı olmadan doğruyu söylediğimin tutanaklara geçmesini istiyorum.Mahkemenizin ve şu an ki devletinizin İslam’la hiçbir uzaktan yakından ilginiz alakanız yoktur.İslam peygamberinin öldüğü gün, Beyt-i Ali’de matem ve yas vardır.Oğuz dilinde Beyt-i Ali Alevi demek olur. Oniki İmamların dördünü emeviler, yedisini Abbasiler şehit etmiştir.Zorla dine el konularak Sünnilik icad edilmiştir.Zamanımıza akdar Aleviler katledilmiştir.Benim sizden üç günlük dünya menfaati için bidat mezhebinize İslam diyeceğimi mi sanıyorsunuz ?

Kadı ; Kes ! Konuşma ! Kanı helal , Ehl-i Küfür kişi !

Kaymakam ; Kadı efendi bunu idam edebilirdin, madem karşımıza çıkardık o halde konuşturmadan yanayım.

Kadı ; Kanı Helal Pis Şeyh ! Devam et !

Hamdullah Dede ; Efendim Kadı Hazretleri , Şeriayı mahkeme güzide erkanı, Abbasi halifesi Cafer Mansur Halife olmadan, İmam Cafer’e değer vererek onun İslami derslerini severek dinlerdi. Halife olunca can düşmanı oldu.Dini Ali evlattan kurtarmak için mezheb sahiblerini huzura çağırdı. Böyle bir Sünni mezheb kuramayız deyince sarayın altında döve döve öldürdüler.Ölülerin ardından onalrın nam-ı hesabına Sünnilik mezhebini kurdular. Siz bu bidat mezhebini din mi zannediyorsunuz ?

**Kadı ve müftü çok sinirlenerek

Kadı ; Alın şunu alt kata bizimle konuşmayı öğretin öyle huzurumuza getirin !

*Tekrar huzura getirirler..

Kadı ; Kanı s.apık Şeyh Efendi anladık anlamasına , amma öyle kebiri mühimme bir mevkiin reisi iken niçin senin adamların Şeraitı Muhammediye’ye aykırı ve inkârcı küfür ve kâfirlik durumlarına mani olmadın. İslam yolundan çıktın ? Şeyh efendi sen şu mezhebini anlat, kanı helal şeyh !

Hamdullah Dede ; Efendim Kadı Hazretleri, Elhamdülillah Müslümanım,ehli İslam, cemaatı.Ali Resul (Muhammed Ali) mezhebimdir.

Kadı ; Sus be dinsiz ! Sen Ehli Sünnet Vel cemaat İmam Azam Ebu Hanife Küfi Numan İbni Sabit mezhebini kabul etmiyor musun ? Bu mezhebin dışında kalanlar kafir olup, kanları helaldır.Katli vaciptir. Sen kanı helal dinsizsin.Sorularıma cevabını açık söyle.

Hamdullah Dede ; Efendim Kadı Hazretleri, Ehli Sünnet mezhebi yalnız Hanifi mezhebi değildir. Maliki, Hanbeli,, Şafii mezhebi vardır. Onların kanı helal olmuyor, katledilmeleri sevap olmuyorda, Hazreti ekrem, Neb-i Muhterem Muhammed Mustafa S.A.V. Peygamber Ali Resul mezhebi mensubu olanların kanı helal , katledilmeleri neden gerekli oluyor ?

Hamdullah Dede ; Ben ve mensublarımız beldeyi fesada vermedik, Muhammedi sekbanı cedid-i hazmadamedin dediğine gelince..

Hamdullah Dede ; Efendim Kadı Hazretleri, adamlarımız dediğiniz Oğuz Türkmenleridir., çoklukla köylerde yaşamaktadırlar. Konargöçer olanalrıda vardır. Onların Şeriatı Muhammediyeyi inkarları ve aykırı halleri yoktur. Sen zan ve şüphe ile söylüyorsun mahkemeye kadı efendi. Bu zan senin içinde küfrü günahtır.

* İkaz ; Mahkememize hürmet ve kıyam ederek cevap ver. Manasız mantıksız bidat inancını mahkeme önünde anlatmaya ulan bi haya şeyh utan. Birde durup dururken Ali Resul mezhebi çıkarma öyle demekle dinsiz olduğunu söylüyorsun..

Kadı ; Neden Bektaşilerin , yeniçerilerin devletli İslam halifemize kazan kaldırışına mani olmadınız ? Sen bunları duyduğun halde Bektaşileri iyiliğe telkin teselli etmedin ? Birde kasabayı fesada soktun. Bunları nasıl inkar edeceksin anlat bakayım.

Hamdullah Dede ; Kadı Efendi Hazretleri , sen şunu bilesin, bana inanasın, ben din adamıyım..Hiçbir lafza bile kötülüğe küfre fesada pişiva olmam. Kebir-i İslam, Pir-i Horasan Vakfı Mürşidiyim. Bana küfür yüklemenizi, beldeye fesad yükledi demenizi kabul etmem.. Allah ve peygamberide kabul etmez. Bu dünya var, yarın ahiret var, bunu bilesiniz..

Kadı ; Padişahımız devletli İslam, Halifeyi müslüman hazretlerine, kötü zanda bulunan bir kişi küfrü delalettedir.Katledilmezi dinimizin kutsal emridir.

Hamdullah dede ; Efendim Kadı Hazretleri , padişahlarımıza tarih boyunca bağlılığımızı bildirmişiz. Kan dökmeyen, zalim gaddar olmayan Halifelerimizin eteğini öpmüşüz.Onlara hürmetimizi bildirmişiz. Suçsuz yere ahalisini katleden kanını döken kim olursa olsun, reddi mahbub ve matlubtan yaddır.

Kadı ; Şeyh Efendi sen ne demek istiyorsun ? Ağzından baklaları çıkar. Ehli Sünnetiz Elhamdülillah..

Hamdullah Dede ; Efendim Kad Hazretleri, sizler Sünni ve surette Müslümansınız. Bizler ise, sirette , içten, soydan, sulbten, özden, muameleten Müslümanız.Ehli Beyt bendelerine yapılan kanlı katliamlarla, zulüm ve kötülüklerle İslam ve Müslüman olmaya hak ahlakına hiçbir devirde suret Müslümanlığı yakışmamıştır.

Bu Ali Resûl’e , Ehlibeyt’e işlenen cinayetlerden sonra kendileri kendilerine bizzat ”Sünni” adını koymuşlardır.İslam ve Müslüman demek odur ki ; Ali Resul’un mübarek ruhuna eziyet olacağından bu kadar tarafıynan kanını dökmez..

Kadı ; Şeyh Efendi senin dediğin Ümeyyeoğulları hükûmetini geçelim.Dört hak mezhep üzere Abbasoğulları gibi ve dört hak mezhep üzere Selçuklular gibi ve Halife-i Raşiddin nasıl Şeria-ı Muhammediye’yi adaletle İslam’a yakışır adaletle götürmüşlerse bu devleti İslam, Halife-i Müslüman içinde bulunduğumuz dini şeriyayı da dinin emirleri üzere götürmekteyiz.Şüphe eden kâfirdir. İtirazın var mı cevap ver ?

Hamdullah Dede ; Kadı efendi hazretleri birincisi dört hak mezhepte hak olmaz. Hak birdir. İki denmez dörtte denmez.Semavi dinlere hak diyecekseniz Kuran-ı Kerim’in İslam ahkâmı vardır. Dört semavi kitapta Üç mezhep vardır.

Allah’ın vahyettiği ecdadım Hz. Muhammed’in bizlere tebliğ ettiği İslam’ın bir tek mezhebi vardır. O da İslam ve Müslümanlık ahkâmıdır. Hz Peygamberin Ali’nin evladına işlenen cinayetlerle kanını döken katilleri asla Müslüman kabul edemeyiz, suçsuz yere kan dökenler asla İslam olamazlar.

Senin dört mezhep dediğin kişiler ne Peygamber’in yüzünü görmüştür, ne meclisinde bulunmuştur, ne soyu sopu sülbünden gelmiştir. Dinimizde bir mezhep vardır o da İslam’dır.

Mensubu olduğum Güruh-u Naci TOPLUMU OLARAK BİZLER iSLAM UMDELERİNİ YERİNE KUSURSUZ GETİRİYORUZ.

Hz Peygamber’in Ali evladının, Ehli Beyt’inin kanını döküp katil olan kişiler kendilerine İslam adını, Müslüman adını bile yakıştırmamışlar ve Sünniyiz demişlerdir.Efendim bu da gerçektir. Suçsuz yere ahalinin kanını dökmek İslam’la ilişkisini kesmek demektir.Benim savunmam budur.

Kadı ; Kes kes Şeyh efendi ! bu kadar mantıksız, kaynaksız kitaba mezhebe uymayan kelimeler söyledin ki, Kendi dilinle kendi ipini boynuna takmak mı istiyorsun ?

Hamdullah dede ; Efendim Kadı Hazretleri ; Benim idamdan korkum yoktur.Doğru Müslümanlık yolundayım doğruyu söylüyorum..

Kadı ; Şeyh Efendi, Dört Halifenin izinden giden Emeviler olsun, Abbasiler olsun, Selçuklu Sultanları olsun, Osmanlı Sultanları olsun sünnetten senetten ayrılmamışlardır. Bunlara dil uzatmak küllühüm kâfirliktir.Bunların izinden gitmeyen zındıktır. Bunların doğru yolda olduklarını kabul edip dille beyan etmen gerekir.

Hamdullah Dede ; Efendim kadı hazretleri, kan döken zalim kim olursa olsun asla Müslüman diyemem. İslam kanını hükümdar tahtı için bu saydığın devletlerin hükmettiği yerlerde, Güruhu Naci olan biz Müslüman Oğuzların kanları o topraklarda hiç kurumamıştır. Kan döken zalim için bana müslüman dedirtmek mi istiyorsun ? Bizden hiç kimse bunlara Müslüman demez. Sünni diyebiliriz.

** Kadı efendi çok kızmıştır. Hızlı hızlı demir topuzunu önündeki tunç kafese vurrarak ”Kes kes seni edepsiz şeyh, şu anda idamın kokusunu almıyor musun ? Mahkeme-i Şeriayı önünde sebni lisanı küfürden dolayı ayrıca dayak cezası veririm. Bu konuşmaları daha mahkememiz önüne getirme, ağzına da alma. Sonra aklına haa.

Çavuşlara ; ”Alın alt kata bu şeyhi” der…

Ertesi Gün…

Kadı ; Anlat Şeyh Efendi. İdamın kokusunu alıyorsun değil mi ? Benzinde çok bozuk. Şeriatın kestiği yer acımaz. (Beraber gülüşürler)

Hamdullah Dede ; Efendim Kadı Hazretleri, guruh-u eşkiya olan çavuşlarınız bana geceleri çok zalim , gaddar davranıyorlar.

Kadı ; İslam Halifesinin Müslüman Asakir-i Mansure-i Muhammediye askerlerine güruhu eşkiya diyemezsin.Yeniçeriler güruhu eşkiya idiler. Cezalarını buldular.

Hamdullah Dede ; Kadı Efendi Hazretleri, sen Sünni güruhuna İslam dememizi mi istiyorsun ? Bizlere hiddet, şiddetle kabul ettiremezsin. Asla Müslüman diyemem.

Kadı ; Şeyh Efendi, aklını başına toparla, düşün, Elhamdülliallah Müslümanız.Askerlerimizde müslüman, Mahkeme-i Şeriamız da Müslüman,, Devleti Halifemiz padişahlığı ülkeside Müslümandır..Mecbur kabul edeceksin. Kabul etmeye mecbursun. Ben sana kabul ettirmesini biliyorum..

Hamdullah Dede ; Efendim Kadı hazretleri, asla acıma hissi olmayan zalim, gaddar, bu kadar merhametsiz kişileri kabul edemem.Hiçbir gerçek eren, eşkiya güruhuna İslam veya Müslüman dememiştir.

İstanbul’da Belgrad Ormanlarında, İstinye(İtsince,İstranca) Ormanlarında diri diri yakılan Onbinlerce Oğuz Türkmenlerimiz olan Müslümanları yakan şaki nasıl olurda Müslüman adını alır ?

Kadı Tokmağını Tunç Zile Vurarak Bağırdı…

Kadı ; Vay dinsiz vay ! Sen buraya hesap sormaya gelmedin. İdam olmaya geldin.Gereksiz sözleri söyleme.Adabını takın! Sus !

Hamdullah Dede ; Kerbela’da Hz Hüseyin şehit edildiğinde demiştir ki ; Kan döken katil bu şaki güruhu asla Müslüman olamaz. buyurmuştur..Ve bu şaki güruhuna mahşerde dedem şefaat etmeyece demiştir.Hz Peygamberin sevgili kız torunu Zeynep, kanlı zalim olanlar için ”eşkiya güruhuna asla İslam, Müslüman adıyla anmayınız” diye bize vasiyeti vardır. Kan dökerek, hiddet, şiddet ile bizlere zor ile Müslümanlığınızı söylettiremezsiniz.

O tarihten sonra gelen erenlerden, evliyalardan, İmam ve şeyhten , meşayihten asla kimse Kerbelâ katillerine ve benzeri olayları meydana getirerek kan dökenlere asla İslam ve Müslüman denilmeyeceğini yeminle bildirmişlerdir.

Kadı ; Haddi aşıyorsun Şeyh Efendi. Kadirini kendin ayağımın altına atıyorsun. Sen, biz Sünnet vel cemaat ehline olmayan bulunmayan kusurunu söylemek için mahkemeyi şeriaya dikilmedin.Devleti İslam Halifeyi Müslüman Efendimize asi gelmiş, suçlu kâfir yeniçerilerin taraflısı, suçalrın ortağı olarak dikiliyorsun. Senin müslümanlığımızı kabul etmen etmemen sünnet ehli oluşumuzun şerefine leke olamaz. Bunu bilesin..

* Ertesi gün mahkeme devam eder.

Müftü ; Şeyh Efendi, neden namaz kılmıyorsunuz ? Namaz kılarken Kur’an okumuoyrsunuz ? Yaptırılan tahrikatta Türkçe dua ile iktifa ettiğiniz, Kuran okumadığınız anlaşılmıştır. Bu sorulara ne diyeceksiniz. Mensuplarınız ne söylüyor ? Onu anlat mahkememize.

Hamdullah Dede ; Efendim Müftü Hazretleri, Bizler Salat-ı daimdeyiz. Daima Allah’la beraberiz. Salâtı inkâr etmiyoruz. Cem cemaatimizin toplantısında Türkçe dua ettiğimiz doğrudur. Bazı Kuran’da okuduğumuz vardır. Kuran’ın dua olan kısımlarını okuruz mesela Fatiha gibi.

Kuran’ı düşünüp, fikir etmek, ibret almak için geldiğine inanıyoruz. ”Allah’ın bizlere düşünün, ibret alın, tefekkür olun aklınızı kullanın” ilahi hitabını , sünniler gibi Allah’tan aldığımız bu emri gerisin geriye Allah’a göndererek ”ey rabbimiz düşün, ibret al, tefekkür kur , hisse al bilesin ki, şöyle şöyle olmuştur ” diye Allah’a Kuran’da geçen olayları anltmanın ibadet olmayacağına inanıyoruz. Dua olan kısımlarını da okuruz.

Ertesi Günü…

Müftü Hacı İlmullah Halim Efendi Soruyor ; Şeyh Efendi, mensuplarınız namaz kılmıyorlar. Bu zındık, dinsiz topluluğu neden Ehli Sünnet yoluna iltihak etmelerini emredip, namaza müdavim olmuyorlar ? Siz bu zındıkların cezasının verilmesinde izlediğiniz yolu anlatınız.

Hamdullah Dede ; Efendim Müftü Hazretleri, namaz kişinin kendine ait bir ibadetidir. Topluluğu ilgilendirmez. Kişi isterse evinde kılar, Allah’tan sevabını alır, isterse kılmaz. Allah’ta inkâr etmeyen , kazaya koyana cezasını vermez. Bize de ceza vermek düşmez. Kişi ne kadar Allah’a yaklaşırsa yaklaşır, uzaklaşırsa uzaklaşır. Allah’la kulunun arasına giremeyiz. Bizim dergâhımızda böyle ceza uygulanması yoktur.

Müftü ; Vay dinsiz vay ! namaz nasıl ferdi ibadet olabilir ? Cemaatle kılmak mecburiyeti vardır.Düzgün sırayla namaza durulacaktır. Hemde o kadar sık omuzlar birbirine dayanacaktır ki şeytan araya girmesin. Sen nasıl namazı kişi yalınız başına isterse evde kılar isterse kılmaz dersin ? Eeeey !…

Hamdullah Dede ; Efendim Müftü Hazretleri , camide omuzların birbirine dayanması Şeytanın ileriye geçmesin diye sizi kandırmalarına inanmayız. O uydulama Şam Emevi camisinde haksız zalim olan Muaviye ve Yezit veya Emevi hükümdarlarından birisi mihrapta iken bir kişi ileriye geçerek suikast yaparak yaralamasın, öldürülmesin diye uyduruk bir tedbirdir. Dinen alakası yoktur. Aynı şeytan yalanı zamanımızda devam etmektedir.

Müftü ; Şeyh Efendi mahkemeye ***** fikrini anlatma, Kur’an’ın hiçbir ayetini diğer ayetine tefrik, tercih edemezsin. Tümü Allah’ın emridir, sözüdür. Her rekâtta bir ayet okunur. Ayetin manası sizi ilgilendirmez. Manasını anlamadan okunan, uyulan daha sevaptır. Kâfirliğinizi ve küfrünüzü anlatıp durma.

Hamdullah Dede ; Efendim Müftü Hazretleri, Kur’an’ın her ayeti Allah’ın sözüdür.İlahi emirdir.Siz Ehli Sünnetler bildiğiniz gibi devam ediyorsunuz.Biz Müslümanlar haya ederiz ki Allah’ın divanına durunca, ”Rabbimz bilesinki dem ile şeytanın , İbrahim ie Nemrud’un ,Yusuf’la Züleyha’nın , Musa ile Firavun’un aralarında şunlar şunlar geçmiştir.Tarihi kıssalarda şöyle şöyle olmuştu ” diye sünniler gibi Allah’a tekrar hatırlatmak için Kuran okumuyoruz. Amma kendimiz öğrenmek için okuruz..

Biz Cem İbadetlerimizi cemaatçe Türkçe olarak Allah’tan istediklerimizi terennüm ederiz ki Kur’an’da ki tarihi kıssaları tekrar Allah’a hatırlatmaya gerek kalmaz.Biz Allah’tan akşamlarımızı , sabahlarımızı, vakitlerimizi hayırlı getirmesini , göklerden hayırlı rahmetler yağdırmasını, yerden hayırlı bereketler vermesini ; bekârlarımıza hayırlı eşlerle evlendirlerini, hastamıza şifalar vermesini ve bütün ihtiyaçlarımız için Allah’tan yardım bekleriz

Müftü ; Çok Uzattın Şeyh Efendi ! Duanızın kabul olmadığıda belli olmuştur. Allah zevalınızı ve belalırını tümünüze birden vermiştir. Dini ***** kimseler olduğunuz meydana çıkmıştır.Ehli Sünnetten olmadığınız için dünyada mükariz, ahirette cehennemlik olmuşsunuz.

Kadı ; Şeyh Efendi, Şeyh Efendi ! Dinsiz Şeyh Efendi ! Allah’a şekil vererek, kendinize benzettiğinizi anlat bakalım.Onu nasıl uydurdunuz ?

Hamdullah Dede ; Efendim Kadı Hazretleri,Allah ayrı Allah’ın yarattığı alemler, arz semavat ayrı değildir. Hallaku Alem her yerde hazır ve nazırdır. Bir yerdedir demek başka bir yerde olmadığını söylemektir. Biz dergahımızda Allah kulundan ayrı ve uzaktadır diyemeyiz.Her yer Allah’ın mülküdür.Yeryüzünün her yeri Allah’ın malı ve mülküdür.Kendiside başında hazır ve nazırdır.Camiye, mescide, dergaha Allah’ın evidir , Allah’a yalnız orada ibadet edilir diyemeyiz. Hiçbir yarattığını Allah’a benzetemeyiz Ama hiçbir yarattığınıda Allah’tan ayrıdır diyemeyiz.

Kadı ; Şeyh Efendi, Şeyh Efendi yuh sana bee! Dergâhınızda acem düzmesi söyleyen şairlerinizin ene’l hak dediklerini niye saklıyorsun ? İtiraf etsende saklasanda biliyoruz. küllühüm kâfirsiniz.Mahkeme-i Şerianın sonunu yaşayışınında sonunu biliyormusun ? Doğruyu söyle haydi bakalım…

Hamdullah Dede ; Efendim Kadı Hazretleri, ölüm hayatın sonu değil. Yaşayış oradan sonra başlayacaktır. Babam Feyzullah Efendi ve Dedem Şiri Bektaş Efendi yüzlerce nefes , duvaz-ı imam söylemiştir. Bu fakir Çelebi Hamdullah’da yüzlercesini söylemiştir. Dergâhlarımızda, toplantılarda söylenmektedir.Kişi hakka ulaşmak için yetiştirilir.

Talkınlarımızla hakka ulaşmak olur, ama kul hakkı olamaz. Yaratılan kalkıpta bir arz bir samavat ayrı bir alemler yaratmaya kalkışmaz.Böyle bir iddia eden hiç olmamıştır.Olsa bile deli diye oradan uzaklaştırırız.

Kadı ; Şeyh Efendi vaktiyle şu konuşmanız duyulmuştur ; ”Bu şeriat hükümleri zamanımıza göre değişmesi gerekir” Bu lafınız küllühüm kâfirliktir.Kâfirin katli vaciptir.

Hamdullah Dede ; Efendim Kadı Hazretleri, demedim. Amma desemde küfür olmaz, çünkü mecelleyidinimizin temeli olan Kuran-ı Kerim’den alınmış kabul edersiniz. Bu kadar geniş kanun maddeleri vardır.Bu maddeler tam Kur’an ayetlerinden alındığı halde belki de yetmiş defa değişmiştir.Bunu sizde bilirsiniz.Bütün fıkıh alimleride bilir ki, ihtiva ettiği kanuni konularKur’an-ı Kerim’in hiçbir ayeti ile uyuşmaz.Çekişir durur..

Sizin dinimiz dediğiniz konular, mahkemede ve şeriatı şerifin içinden ayıklanmış ve çıkmıştır. Şimdi siz müslüman adına, dinimiz adına dediğiniz doksandokuz konu sayılsa bir tanesinin bile dinimiz adına hayatımızla alakası yoktur.

Bu küfür olmuyorda ”bizzat Allah Resulu için de olsa zamanımıza göre ayetlerin hükmünü değiştirdi ” sözümüz mü küfür oluyor.

Zaten Kur’an demiyor mu ki anlayasınız diye Arap olduğunuz için Arap lisanı zere bu Kur’an’ı size indirdik. Akıl edin, akıllı olun, kolaylığı idrak edin demiyor mu ? Oğuzlarımızı bunu anlaması için ”ARAP MI OLMASINI İSTİYORSUNUZ ? ”

İnkâr etmemek şarttır. Bu şarta göre namaz kılmayan inkâr etmediği sürece kâfir olmaz, katli de vacip değildir. Ama siz Savmu salat etmiyor diye Oğuzlarımızdan çoğunu idam ettiniz.

Müftü ; Sus, sus günahkâr oluyorsun !

Kadı ; Tabi ki katli vaciptir.

Hamdullah Dede ; Kadı Efendi eğer katli vacip olsaydı salâtın kazası olmaması gerekirdi.Çünkü salâtın kazası vardır..

Kadı ; Hacca gitmek ömründe hali vakti yerinde olana farzdır.Gitmeyen kâfirdir.Katli vaciptir.Savmu salatı terk edeninde katli vaciptir.

*Kâtibe bağırarak

Şeyh’in konuşmasını yasaklıyorum, ne derse tutanaklara geçmeyecek !

ertesi gün)

Kadı : Şeyh Efendi, sen ve mensuplarınız, Ebubekir’in Ömer’in Osman’ın sırası ile sevilmesi gerekirken ilk üç Halifeleri sevmeyip atlayarak Hz. Ali’yi sevmenin günah olduğunu bilmiyor musunuz?

Ehli Sünnet vel Cemaatin kabul ettiği ayetle, hadisle beyan edilen yoldan niçün sapmaktasınız?

Dinimize göre Ebu Bekir’i Ömeri’i Osman’ı sevmemek küfür ve kâfirliktir. Kâfirin katlı vaciptir. Eey?

Hamdullah Dede: Efendim Kadı Hazretleri, Hz. Peygamberimiz buyuruyorlar ki benim ashabım gökteki yıldızlara benzerler. Hangisine uyarsanız yönünüze ve yolunuza rehberlik yaparlar. “Geceleri çölde kalan kişiye yıldızlar yönüne gideceği yoluna rehberlik ederler.” Hadisi gereğince fakir ve mensuplarımız olan Oğuzlarımız Hz. Ali’ye öncelikle uyuyoruz, seviyoruz. Biz Müslümanların Hz. Ali’yi bütün ashabın üstünde sevmemiz Allah’ın emriyledir. Hz. Muhammed’in gerçek hadislerine dayanmaktadır.
Ashab olsun, ümmetten olsun, kan döken katilleri biz Müslümanlar sevmeyiz, çünki Allah Kuran-ı Kerim’inde “Lanetullahı alel kavmin kâfirin” buyuruyor. “Lanetullahı alel kavmin zalimin” buyuruyor.
Hz Ali’nin ve Ehl-i Beytinin masumluğuna inanıyoruz. Hz. Peygamberden sonra en çok sevdiğimiz kişiler olmaktadırlar.

Müftü: Şeyh Efendi, Şeyh Efendi, iyi anla! Ashabı bölüp bir kısmını, Ebu Bekir’i, Ömer’i, Osman’ı sevmeyişinden senin katlin vaciptir. Bunu bilesin ya Şeyh Efendi!

Kadı: Şeyh, sen beldeyi fesada verdiğin zaman Sekban-ı Cedid’e selb-i lisanda bulunmuşsun. Bu hususta aleyhinde şahitlerini dinlemişiz.

Hamdullah Dede: Efendim Kadı Hazretleri, Sekbanı Cedid adını duyduğum gün idi. “Sekban-ı Cedid’in yeni av köpeği bakıcısı kimseye söylendiğini duymuştum” dediğim doğrudur. Farsçada sekban-ı cedid, av köpeği bakıcısı demektir. Lügate bakabilirsiniz.

Müftü: Senin tasvip ettiğin katledilen dinsiz Yeniçerilerin içinde yer alan Sekbancıbaşıyla karıştırmışsın Şeyh Efendi. O yakıştırma seninkilerin adıdır… O da biline.

Kadı: Şeyh Efendi doğru söyle, vakfınızın bulunduğu dergâhta mensuplarınızın toplantılarında kimlere lanet edersiniz? Muaviye ve Yezit’e lanet eder misiniz?

Hamdullah Dede: Kadı Efendim Hazretleri, suçsuz yere topluca ahalinin kanını dökenlere lanet ediyoruz. Hz. Peygamberimizin Ali’nin evladının Ehl-i Beytinin kanını döken Muaviye’ye, Yezit’e lanet ediyoruz. Yezit’in yaptığı o şenaati tensip eden, hafife alan, beğenenlere de lanet ediyoruz.

Kadı: Şeyh Efendi, Allah tövbe edenin günahını af eder. Siz küfrü kebir günahı kebir üzeresiniz. Yezit ve Muaviye ölmeden tevbe etmiştir. Allah onları af etmiştir. Böyle bilesin, var mı diyeceğin?

Hamdullah Dede ; Efendim Kadı Hazretleri, Allah, Hz. Hüseyin katlinden Yezid’i, Muavye’yi af ederse onlara lanet ettiğimizden dolayı bizleri de kolayca af eder. Sen bizleri boşa küfür ve günahkârlıkla suçluyorsun. Bu da biline.

Ertesi Gün..

**Kadı, solunda oturan çok haşmetli Müftü Efendiye de soru sorma hakkı verdi.

Müftü: Şeyh Efendi, Müslüman’ım dersiniz. Ehli Sünnet takvası üzere tevbe estağfurullaha devam edenin günahlarının af olacağına inanmıyor musun?

Hamdullah Dede:

Müftü Efendi, kişi işlediği günahı tevbe ile af ettiremez. İhlal edilen şeyi yerine getirmedikçe, döktüğünü doldurmadıkça, ağlattığını güldürmedikçe, yıktığını yapmadıkça, zararı ziyanı tazmin etmedikçe tövbeye devam etmekle, işlenmiş günah af olacağına biz Müslümanlar inanmayız. Allah af edecekse eder, O’na da mani olunmayacağına inanırız.

Müftü: Şeyh Efendi, Ürgüp Ihlara tarafından gayrimüslim mücriminin keferelerin dergâhınıza gelip ayinlerinize bile katıldığı, onlarla hoş sohbet ettiğiniz duyulmuştur. Ayetlerle hadislerle muteberdir, keferelerle dost olmanın günah olduğu bilinir. Ayrıca Müslüman olmayanın Cennet’e gitmeyeceği bilinir. Bu kişilerle nasılda dostluk kurarsın? Bu işlediğin cürüm katlini gerektirir. Günahtır. Bu olaylara itirazın var mıdır?

Hamdullah Dede:

Müftü Efendi Hazretleri, Kadı Efendi Hazretleri. Biz Müslümanlar siz Ehl-i Sünnetler gibi düşünmüyoruz. Bir defa: Gayr-ı müslümler Ürgüp’den değil, Kudüs tarafından, Kudüs Muhafaza Paşası Ahmet Paşa ile beraber Hünkâr Hacı Bektaş Veli Mukaddes Hazretlerinin türbesini ziyarete gelmiş ümeralardır. Sıfatı mukaddes Ahmet Paşa ile çokluk kurup gayr-ı müslüm başlarında Ahmet Paşa Hazretleri ile geldiler Üç gün misafirimiz oldukları doğrudur. Siz Ehli Sünnet cemaati de bilirsiniz ki biz Müslümanlar misafire çok değer veren Oğuz Türkmenleriyizdir. Misafirperverliğimizi siz Ehl-i Sünnet cemaati kişiler de tarihlerce takdir etmişsinizdir.

İkincisi, biz Müslümanlar dergâhımızda din ve mezhep ayrımı yapmayız. Kişiye memleketine bakılmadan hürmet edilir.

Üçüncüsü, bizim dergâhımız mensuplarımızın görüşü kişilerin din ve mezhebine bakılmadan her iyi insan, her iyi güzel ahlaklı insan Cennet’e girecektir diye inanıyoruz…

Ertesi Gün

Kadı: Neden kadınların dergâhın ayinlerinde toplu olarak bulunmasına mani olmuyorsunuz? Ehl-i Sünnet din âlimleri zikir halkalarında asla kadın bulundurmaz. Dinimiz iki kadını bir erkeğe denk şahit kabul eder. Mirasta erkeğin yarısı kadar pay alır. Siz nasıl olurda onları meclisinize alırda aynı mekân içinde oturabilirsiniz? Her hareketiniz katlinizi gerektirir. Küfrü kebir yapmaktasınız. Bunlar da malumumuzdur. Ne dersiniz?

Hamdullah Dede: Efendim Kadı Hazretleri, sünnet ehli cemaatinin bilginlerinin uyguladıklarını duymuş, düşünmüşüzdür.
Bizim dergâhlarımızda, Kuran’da sık sık geçen “ya eyyühelleziyne amenu” ayeti, Allah’ın kadın-erkek ayırt etmeden eşitliğe hitabı olarak bilinir. Ayrıca tarihten gelen eşitliği kabul ederek Hacı Bektaş Veli’nin “Erkek aslan, aslan da dişi aslan, aslan değil midir? Kadınlar da sizin bir parçanızdır. Onları cemaatinizde ayırt etmeden şereflice, hürmetlice değer verin” dediği sözüne inanarak kadın erkek eşitliğine alışılmıştır. O tarihten beri biz Müslümanlar kadın boşayan erkeği düşkün yaparız.

Kadı: Şeyh Efendi utanmıyor musunuz? Böyle bir küfre delalete düşerek Sünneti çiğniyorsunuz, inkâr ediyorsunuz. Şunu bilin ve inanın ki, kadını almak farzdır, boşamak sünnettir. Erkeğe bu boşama salahiyetini Ehli Sünnet dini vermiştir. Dinimizin verdiği sünneti ihlal etmekte kâfirliktir, bunu da bilesin.

Hamdullah Dede: Efendim Kadı Hazretleri, biz Müslümanlar karı koca aile ocağında kadını daha önde muteber görmüşüz. Kadın boşamayı günah saymışız. Dergâhlarda kadın boşamak suçundan erkekler düşkün olmaktadır. Ben de böyle inanıyorum.

Müftü: Şeyh Efendi, duymuşuz şu *****lığınız devam etmektedir:. “Dinimiz akıl dini” dermişsiniz. Dinimiz akıl dini olsaydı inanmayı imanın şartı kabul etmezdik. Siz hiç düşünüp akıl etmez misiniz de dinimize iftira edersiniz?

İkincisi, Ehlisünnet âlimleri, evliyaları kabul etmiştir ki dinde akıl İslam’a uyacaktır. Akıl dinidir diye kabul edemeyiz. Dinde değişikliği kabul edemeyiz. Duymuşuz siz bazı dini umdeleri değiştirerek, akla uydurmaya çalışarak küfürde kararlı olurmuşsunuz.

Dinimiz akıl dini olaydı iman öne alınmazdı, çünkü o şeye öyle inanacaksın iman dinidir. Aklan bir şeyi düşünemezsiniz. Neyin dine uyduğuna bakar öyle kabul edersiniz. Dini o şeye uyduramazsınız. Ya inanırsın ya küfürde kalırsın. Küfrü kâfirin katli vaciptir.

Hamdullah Dede: Efendim Kadı Hazretleri, sizin Ehli Sünnet yolunuz kıyas-ı fıkha dayanır. Biz Müslümanlar İslam dinini akıl yoluyla evvelden beri uygulamaktayızdır. Buna böyle inanıyorum. İnanmasam da önüne geçmem mümkün değildir.

Allah kitabında, “aklınızı kullanın” buyurur Akıl sahiplerine hitap eden Kuran’da akıl edenlere çok pay vardır. Emr-i hitap vardır.
Dinde aklı kullanmak, dinde akılla fetva vermek, biz Müslümanlarda evvelden beri gelmektedir.

Ehli Sünnet bilginleri ise kıyas-ı fıkh ile dini fetva-i şerifler vermişler. Kıyas-ı fıkhı dine uygulamak bu zamanımız da meydana çıkmamıştır. 1250 seneden beri devam etmiş gelmiştir. Sünnet vel cemaat ehli kıyasla fetva verirler. Bizim Müslümanlar akılla fetva verirler. Bu vebalı şahsıma yüklemeniz Allah’tan reva değildir

Ertesi Gün

Kadı: Şeyh Efendi, sorularıma doğru düzgün cevap ver. Dini ***** bir inanışın mensubu olarak yaşıyorsunuz. Küffar olarak öleceksiniz. Ehl-i Sünnet dininden ayrılmışsınız. Şu son günlerinde tevbe etmeniz gerekir. Ehli Sünnilik dininden çıktığınız kâfirliktir. Kâfirin katli vaciptir. Yaşamaktansa ölmeniz, öldürülmeniz daha hayırlıdır. İtirazın var mı? Anlat bakıyım.

Hamdullah Dede: Efendim Kadı Hazretleri, Ehl-i Sünnet dini diye bir din yoktur. Ulu Allah böyle bir din kurulması için vahy edipte bir peygamber göndermemiştir.

Efendim Kadı Hazretleri, ben mahkeme erkânınıza kıyamla söylüyorum. İslamiyet kurulmadan evvel Mekke şehrinde iki aile arasında idareyi siz değil biz yürüteceğiz, öbür aile ise illa da biz yürüdeceğiz diye tartışmalar sürtüşmeler devam etmekte idi.

Kadı: Eee Şeyh Efendi, anlat; anlat neler anlatacaksan, korkmadan anlat!

Hamdullah Dede: Efendim, bu iki aileden biri Haşimi ailesi, öbürü de Emevi ailesidir. Birbirlerine üst olmak için sürtüşmek devam ederken İslamiyetin kurucusu Haşimi ailesinden büyük ecdadım peygamber Hz. Muhammed, Allah’ın vahyi ile İslamiyeti kurmuştur. Hz. Peygamber ölene kadar Emevi ailesi Haşimilerin üstünlüğünü kabul etmişlerdir.

Sonra Emeviler, Haşimi ailesinden olan peygamberin soyunu sopunu kılıçtan geçirmişlerdir. Bir tek İmam Zeynel Abidin kalmıştır. Emevi ailesi 83 sene tam manası ile hükümetin idaresini ellerinde tutmuşlardır.

Türkler ve İranlılar ayaklanmış, Ebamüslüm adlı bir Emir’in riyasetinde. Emevi ailesini hükümet idaresinden uzaklaştırmış. Emevilerin Haşimilere yaptığı gibi Emevilerin hepsini kılıçtan geçirmişler. Peygamberin sülbünden, Hz. Fatma’nın rahminden gelen nesil olan İmam Cafer Sadık hükümet idaresini kabul etmeyince, Haşimi ailesinden Peygamberin amcası Abasın soyundan gelenlere hükümet idaresini Türklerin ve İranlıların Emiri Ebamüslüm teslim etmiştir.

İslam âleminde tek siyasi aile kalmıştır. O da Haşimilerdendir, Abbasoğulları Halifeliği ve dini Peygamberin soyu, sülbü olan İmam Cafer Sadık’tan ve Ehl-i Beyt ailesinden kıskanmıştır. Onların Halifeliği ellerinden alacakları kuşkusuna kapılarak onları devlet idaresinden ve din adamlığından uzaklaştırmıştır. Saltanatlarının rakibi olacağı korkusundan kurtulmak için düşündüler, düşündüler, mahkemeleri ve idare fıkhını değiştirmek yolunu buldular.

Para zoruyla “İmam Azam” denen Numan Hoca’yı, Malik Hoca’yı, Hanbeliyi, Şafi İdris Hoca’ları mahkemelerin başına getirdiler. Adını da Sünnilik koydular.

Sünnilik asla ve asla din ve mezheb değildir. Halife’nin sarayında hükümet etme siyasi grubudur. Haşimilerden olan Ehl-i Beyt ailesini siyasi idareden, mahkeme kararlarından, onların fikri fıkhını uzaklaştırmak için kurulmuştur.

İşte, Sünnilik bundan başka bir şey değilken, sonradan dini mezheb oluverdi. Daha sonra bu mezheb din yerine geçti. Din yerine geçen bu Sünnilik mezhebini kuvvetlendirmek için devlet parası ile tarikatlar kurdurmuş, bu mezhebi desteklettirmişlerdir. Vebalı boynuma bidattır. İslam Âleminin Kuran’ında ve Peygamberinin kuralında böyle bir Sünni Mezhebin yeri yoktur. Ama hükümeti idare etmek için kurulan siyasi gruptur.

Nasıl Emevi ailesi hükümet idaresini eline alınca Haşimilerin ailesini katletmişse, Abbası Halifeliği de hükümet idaresini eline alınca uyduruk olarak kurduğu Sünnilik ile Ehli Beyti katletmiştir.

Kadı: Şeyh Efendi, Şeyh Efendi, sözü uzatmakla ömrünü biraz uzatmak istiyorsun, ama kendini haklı çıkarmak için söylediğin sözler idamını gerçekleştirdi de geçti bile.

Miri Alay Kaim Makamı (Müdahale ederek): Kadı Efendi Hazretleri, Şeyhin konuyu tamamlamasını ben de istiyorum. Tensip buyurun devam etsin.

Kadı: Şeyh Efendi, kaldığın yerden devam et bakalım.

Hamdullah Dede: Efendim Kadı Hazretleri ve Mahkeme-i Şeria’nın faziletli erkânı, hükümet idaresi Selçuklu ailesinin eline geçtiği zaman ise Türkmen düşmanlığı, Oğuzların katledilmeleri aynı hızıyla devam etmiştir. Selçuklu devleti [Hicri] 600 yıllarında Türkmen katliamına başladığı sıralarda, Oğuzlarımızın başında bulunan, Babalar, Dedeler tahammül edememişler, istemeyerek devletin idaresine karşı çıkmışlardır. Selçuklu devleti bu karşı durmayı kanlı şekilde [H.] 638 tarihinde bastırmıştır. Türkmenleri tam manasıyla kılıçtan geçirmişlerdir.

Katliamdan arta kalan Babalılardan Barak Baba ve arkadaşları Mavara-ün Nehir de İlhanlı Devleti merkezine kadar gitmişler, Babalıların kanının alınmasını istemişlerdir. Moğol hükümdarı Babalılarla dini inanış, fikir birliği oluşturmuşlardır. İntikam almak için ordularıyla Anadolu’ya girmişler. [H. 641.] Kösedağı savaşında Selçuklular yenilmişlerdir.

Karşılarında güçlü Selçuklu devleti yerine küçük küçük beylikler görmek istemişler. Her beyliğin başında bulunan beye müşavir olması için bir Baba atamışlardır. Beyliklerde Babalar müşavir, vezir, elçi olmuşlardır. Moğollar da bir siyasi idari hükümet yürütme grubudur. Babalılar inanışında olan Oğuzların, Türkmenlerin hakkını hukukunu korumuşlardır. Babalılar ve Hacı Bektaş Veli grubu olan Türkmenler katledilmemişlerdir. Selçuklu grubu olanlar katledilmişlerdir.

Bu gruplar Hükümet idaresinin balını, kaymağını siz yemeyin biz yiyelim diye merkezi hükümetin etrafında grup olma topluluğudur. Din değildir, mezhep değildir. Cahiller onları din ve mezheb saymaktadırlar.

Tarihte birisi gelmiş, öbürüsünü katletmiştir. Hükümetten uzaklaştırmıştır. Tarihte zaman gelmiş hasımlar dinsiz sayarak hükümet merkezinden katlederek uzaklaştırmıştır.

Mahkeme-i Şeria’nın mühim erkânı olan sizlere kıyamımla sözlerime devam ediyorum. Osmanoğlu Beyliğinde de Babalılardan hatırlı müşavirler bulunmaktadır. Ecdadım Hacı Bektaş Veli Türkmenlerin dilinin, örfünün, adetlerinin, geleneklerinin korunmasını Osmanlı beyliğinden rica ederek istemiş. Beylik de himmet eyleyip, imparatorluk olursak, ordularımızla, beylerimizle, valilerimizle, sarayımızda hükümdarlarımızla hükmettiğimiz yerlerde Türkmenleri konar göçer olsun yerleştiği yerlerde olsun geleneğine, göreneğine, diline, örfüne, adetine engel olmak dursun, yardımcı olacağımıza kasem olsun demişlerdir.

Osmanoğlu beyliği, imparatorluk olduktan sonra bu yeminlerine sadık kalmışlardır. Ama [H.] 930 senesinden sonra tarihte hiç misli bedeli görülmemiş Alevi katliamı yapmışlardır. Yazıklar olsun, lanetler olsun kanlı katil olan devlete de, kişilerine de. Hükmettiği hükümetinin idaresini tesirli etmek için dini bahane ederek, muhalif tarafı dinsiz gösterip, katletmektedirler.

Devlet idaresini beğenmeyen olabilir. Her hükümette olmuştur. “Bizim gibi düşünmeyen kâfirdir” diye katledenler kendileri kâfirdir de, kâfirliklerinden haberleri olmayan gafillerdir.

Sünnilik Mezheb değil, hükümet idaresinin çarkını yürütmek için kurulmuş gruptur. Sonraki tarihlerde dinin mezhebi olmuştur; daha sonraki tarihlerde de din olmuştur. Muhalif grupları da böylece din adına katletmeye devam etmektedirler. Allah tarih boyunca, suçsuz yere akıtılan kanların hesabını sormuştur. Anadolu’muzda binlerce devleti haksız akıtılan kan yıkmış. Yıkılmış yerleri yurtları kaybolmuş. Ahrette de dökülen kanın cezası ayrıca sorulacaktır.

Kadı: Vay Şeyh Efendi, vay! Mahkemeyi bir celse uzatmakla ne kâfirlikten kurtulursun, ne de küfr-ü *****lığından dolayı idamdan kurtulursun.

**Bunu söyledikten sonra topuzunu tunç zile vurdu, günlük celseyi kapattı.

Kadı: Şeyh Efendi, dergâhınızın mensubu mülhitlerin Ehl-i Sünnet vel cemaatin ibadetini tensip etmediği, Mübarek Hac, Zekât, Oruç, Namaz gibi dinimizin icabı olan bu şeyleri “şekil ibadetidir, biz onu yapmayız” dedikleri duyulmuştur. Dinimizin bu icaplarını kabul etmeyenler kâfirdir, katli vaciptir.

Hamdullah Dede: Efendim Kadı Hazretleri, dinimiz güzel ahlaktır. Kimin ahlakı güzelse dini güzeldir. Kötü kişinin şekil ibadeti ile dini makbul değildir. Burada ahlakın güzelliği ve niyetin güzelliği de hesap edilmelidir. Burada bulunmayan, mülhit dediğiniz kişiler söylemiş mi söylememiş mi gıybet oluyor. Dinimize dil uzatan cahilin vebalını ben üstlenemem.

Kadı: Şeyh Efendi, Allah Arapça buyuruyor. Kuran-ı Kerim Arapçadır. Peygamber Arapça konuşuyor. Sizin dergâhlarda neden Türkçe dua ediyorlar? Ehli Sünnet âlimlerine, evliyalarına muhalefet etmeniz küfür değil midir? Dine muhalefet eden kâfirin katli vacip değil midir?

Hamdullah Dede: Efendim Kadı Hazretleri, beni idam edecekseniz, ediniz. Mensubumuz olan Oğuz Türkmenlerin şehirde yaşayanı pek azdır, çoğu konargöçerdir. Çoğu köylerde yaşarlar. Arapçayı bilmezler. Kendi lisanları ile yaradanlarına yalvarmalarının günah olduğuna inanmıyoruz. Dergâhlarımızda da Türkçe dua ve niyazda bulunuruz

Siz efendim, kendiniz bunların ağzından kulağınızla duymadınız. Konargöçerlere ve köylülere konuşukluğunuz yoktur. Beni de duymadığınız hayali şeylerle bir mülhid olarak suçlayarak kendiniz vebal yükleniyorsunuz. Türkmenleri bahane ederek beni asmak istiyorsunuz. Sizin yok dediğiniz, kabul etmediğiniz Allah’ın var olduğunu ben biliyorum, varlığını kabul ediyorum.

Kadı: Şeyh Efendi, siz Allah’a duaya, tevbeye niçin inanmıyorsunuz? Neden Kuran okumanın faziletine, günah af etmenin yollarına itikat etmiyorsunuz? Nasıl Allah’ın kuluyuz diyebiliyorsunuz? Böyle küstahça kulluk mu olur?

Hamdullah Dede: Kadı Efendi Hazretleri, biz Müslümanlar günah etmemeye daha çok ehemmiyet ederiz. Mensuplarımıza, “Eline diline beline sahip ol!” deriz. İşlenmiş bir günah için, kul hakkı için tövbe etmeye, şu kadar sayı ile küçük sure, şu kadar büyük sure okumayla günahın af olacağına güvenmeyiz. Amma Allah’tan da hiç bir zaman ümidini kesmeyiz. Allah dilediğini af eder. Tamamen tevbe estağfurullahı da kapatmayız. Dua ve yakarışta teşvik, tensip tavsiye ederiz. Tevbe makbulümüzdür, ama günah işlememek daha makbuldür. Kişi nefsini bilmelidir. Rabbini bilmek için nefsini bilip günah etmemeye gayret gösterir.

Kadı: Şeyh Efendi, ehl-i sünnet âlim ve evliyaları size dinsiz, mezhepsiz derler. Mezhepsizliği kabul ediyor musunuz? Namaz kılmıyorsunuz. Allah’tan korkmadan namaza şekil ibadeti demekle kâfir oluyorsunuz.

Hamdullah Dede: Efendim Kadı Hazretleri, Mahkeme-i Şerriye’nin güzide erkânı olan sizlere kıyam ederek anlatayım. Namaz kul ile Allah arasında bir gizli sırdır. Biz Müslümanlar Dergâh’ımıza gelen bacılarla kardaşlarla Allah’ın birliğine inanan kişileriz. Ecdadım Muhammed’in Peygamberliğine inanırız. Kitabullah’tan ayrılmayız. Dergâh toplantısında boy abdesti alırız. Hecasetten, necasetten tahireti kemal ile bulunuruz. Hür Müslümanların istikbali ile akşam vaktinde geliriz. Gündüzleri Oğuzlarımız işiyle meşguldür. Geceleri yolumuza, erkânımıza katılmaya niyet ederiz. Kıyam bulunuruz. Nefeslere kıraat ederiz. Pirin huzuru Meydan Hak divanıdır. Rükû ederiz. Duaya durur, sücud ederiz. Edep üzere otururuz. Bütün bu dergâh toplantılarını ayete, Kuran’a uyarak yaparız. Hizmetlerimizin Kuran’da yeri vardır.

Ehl-i Sünnet vel cemaat ise sahte hadislerle şekil yolunu yürütmededirler. O sonradan uydurulduğuna kendilerinin de inandığı halde o hadislerle şekil ibadeti yapmaktadırlar.

Bizler asla küfür üzere değiliz. Siz bizim yolumuza, erkânımıza iftira ediyorsunuz. Beni öldürmekle tehdit ederek, kâfirsiniz diyerek günah ediyorsunuz, haddi aşıyorsunuz. Bu ithamları taşıyamıyorum. Asla kabul edemem. Yüzüme karşı bu çirkin iftiraları söylemeden asabilirsiniz. Tezden asın. Mahşerde Allah’ın huzurunda sizi af etmeyeceğim.

Kadı: Şeyh Efendi, haddini bil, terbiyeni takın. Sorularıma cevap ver! Ehl-i sünnet âlim ve evliyaları size dinsiz, mezhepsiz derler. Mezhepsizliği kabul ediyor musunuz? Hayatın boyu hataya düştüğünü itiraf ederek tevbe edecek misin? Ehl-i sünnet mezhebi kabul edecek misiniz?

Hamdullah Dede: Efendim Kadı Hazretleri, birkaç gün evvel anlatmıştım. Sizin Ehl-i Sünnet Mezhebi dediğiniz kişiler Hz Peygamber’i görmediler, tanımadılar, soyu sulbü de değiller, Müslümanlığa ne kadar yaklaştılar bilemiyorum. Amma biz İslamiyet yolundan hiç sapmadığımız için senelerce sonra kurulan mezheplerine girmediğimiz doğrudur. İslamiyetten hiç ayrılmadığımız için sonra kurulan mezhebe girmemiz gerekmezdi.

**Ertesi Gün

Kadı: Şeyh Efendi, son ifadelerde ne diyeceksiniz?

Hamdullah Dede: Efendim Kadı Hazretleri, bulunduğunuz makam, oturduğunuz post kadılara Allah’ın verdiği canı almak, idam etmek salahiyetini vermiş. İdamı durdurma, suçluyu af etme salahiyetini de vermiştir.

Kadı Efendi Hazretleri, çok duyulmuştur kadının idamına karar verdiği kişi daha asılmadan kadının idamı gelmiş, kadı daha evvel asılarak öldürülmüştür. Asılmasını istediği hayatta kalmıştır.

Kadı: Şeyh Efendi, bizim kara cellât ne güne duruyor? Eli çok çabuktur. Ben “el cevap, idam” dedim mi o hemen ipini çeker. Bunu bilesin.

Hamdullah Dede: Kadı Efendi Hazretleri, benim idam edilmekten asla korkum yoktur. Padişah emri ve fermanı varsa ben de Allah’a inanıyor, Allah’a güveniyorum. Başka diyeceğim yoktur.

Kadı: Şeyh Efendi, Halifeler Cenab-ı Hakk’ın her türlü günahtan azad kullarıdır. Bazen halka hoş gelmeyecek şeyler yapsalar bile bunda ilahi bir hikmet vardır. Kadılar da aynı öyledir. Bu ulema fetvasını kabul etmeyen kâfirdir.

Hamdullah Dede: Kadı Efendi Hazretleri, ben idam edilirsem, Anadolu’dan bin tane Hamdullah doğar, onların da hiç biri kabul etmez. Kadılar da, Halife padişah da insandır. Günah işler. Cezasını da çekecektir. Mensuplarımızdan kimse böyle şeye inanmazlar.

Kadı: Şeyh Efendi, ehl-i sünnet mezhebinden olmayan küfür içinde olduğundan katli vaciptir. Ehl-i sünnet dışında her mezhep *****tır. Alevilik olsun, Bektaşilik olsun, Şiilik olsun, bunlar sonradan çıkmış ***** mezheplerdir.

Hamdullah Dede: Efendim kadı Hazretleri, bizlerin Ehl-i Sünnet mezhebinden olmadığımızı sen de biliyorsun. Müslümanım, müslümanız. Müslüman olmanın şartında, iman etmenin şartında böyle bir tafsilatın da olacağına inanmıyorum. Hz. Ali’yi ilk halifelerden önde severiz.

Siz ehl-i sünnet için öyleyse sizin için olsun. Biz Müslümanların Müslüman kalması için Kelime-i Tevhid yeterlidir. Peygambere şahadet yeterlidir. Hükümdarı sevmekle dinin ilgisinin alakasının olmayacağı kanaati bizlere yerleşmiştir. Adil veya zalim pek çok hükümdar yaşamıştır daha da yaşayacaktır. Din, hükümdar sevme dini değildir. Güzel ahlak dinidir.

Kadı: Şeyh Efendi, duymuşuz ki siz Hz. Aişe validemize dil uzatırmışsınız. Mensuplarımız sepn-i lisan (hakaret) sözü söylemiştir. Hiç bu tür mensubunuza ceza verip, düşkün ettiğiniz olmuş mudur?

Hamdullah Dede: Efendim Kadı Hazretleri, bizim cem cemaatimizde onun hiç adı geçmez. Sevmediğimiz doğrudur, amma küfür etmeyiz. Küfür edeni de cemaatimizde duymadım. Onun ruhundan dünyada ve ahirette şefaat beklemeyiz. Allah’tan; mübarek, muazzez, ruhu mücessem, ervahı münevver evliyalardan; Hz. Peygamber ve onun Ehlibeyt’inden dünya ve ahirette şefaatine sığınmak ve şefaatlerine Allah’tan müsaade et diye dua ettiğimiz mukaddes kudsi ruhların sahipleri bizlere yettiği için onların adlarını Cem cemaatimizde anmıyoruz.

Kadı: Şeyh Efendi, hem Allah’a inanıyoruz diyorsun, hem hayrın ve şerrin Allah’tan geldiğine inanmıyorsun. Bu *****lık küfür değil mi?

Hamdullah Dede: Efendim Kadı Hazretleri, Allah hayrı yaratır, çünkü bizim yaratılışımız fetret-i ilahi hayırdır. Görmemiz, duymamız söylememiz, yememiz, içmemiz, gözümüz, kulağımız hayırdır. Elimiz, ayağımız hayır için yaratılmıştır. Kişi bunlarla yaptığı kötülükten mesuldür. Allah’ın adı ve sıfatları içinde acıyan bağışlayan esirgeyen seven af eden nimet veren olduğu halde şer veren şeyler, kötü, kötülük, şer adı yoktur.
Kötü olayın faili fiildir. Suçlu o fiili işleyendir. Mücrim mahkemeye geldiğinde kadı cezayı mücrime verir. Allah’tan geldi, şeytandan geldi diye başka fail aranmaz.

Niğde’den Gelen Müftü: Şeyh Efendi, Allah’tan kork, peygamberden utan! Hayrı şerri, kazayı kaderi yaratan Allah’tır. Küllü şeyin halikın ayetine inkârın var senin.

Hamdullah Dede: Efendim Müftü Hazretleri, insan hayra da şerre de bizzat kendisi vesiledir. Hayrı da kendi yaratır. Şerri de kendi yaradır. Hayrı yaratıp hayırlı hayır iş yapana Allah ecr-i lütuf verir, hayırdan faydalanan kullardan dua alır. Mükâfat, devlet maaşı, taltif alır. Şerri yaratan şer iş yapar. Şerri işleyen Allah’tan günahın cezasını alır. Kullarından beddua ve hapislik cezası alır.
Kişi kazayı da kendi yaratır. Mesul kendisi tutulur. Biz Müslümanlar kadere inanmayız. Eskiden beri kaderci değiliz.Bize böyle yerleşmiş böyle devam ediyor. Biz Müslümanlar her işimizde Allah adını anarak, Allah adına hayır işleri yaparız. Şer iş ise Allah adına Allah namı hesabına yapılmaz. Bu da biline.

**Kadı, postun solunda oturan Müftü’ye yaklaşarak, yumruğunu yere vurur ve “Soracaklarını tamamla Müftü Efendi” der. Müftü, Hamdullah Efendi’nin idamını geciktirmek, Kadı ise hemen idam ettirmek istemektedir. Hamdullah Efendi bir hafta içinde idam edilmezse padişahtan tanzir ve ceza alacağını düşünmektedir.
İstanbul Alevi-Bektaşi dergâhlarında ve Eskişehir Seydigazi Dergâhında bir katliam yaptırılmış, bunu yapan devlet görevlilerine Padişah ödüller vermiştir. Kırşehir Kadısı da böyle bir ödüle konmayı düşlemekte ve Hamdullah Çelebi’yi Cuma günü asmayı düşünmektedir.

**Ertesi Gün

**Kadı, mahkemeyi başlatır. Postuna oturur, ayakta duran Çelebi Şeyh Hamdullah’a sorar.

Kadı: Söyle bakıyım, bu *****lığına devam edecek misin? Ehl-i Sünnet yoluna beli diyerek iman getirecek misin?

Hamdullah Dede: Efendim Kadı Hazretleri, sizin Eh-li Sünnetiz demekle adalet ve sevgi ile hiç alakanız yoktur. Bana kaç gündür bu tacizane yaptığınız zulmü yürüden devletin kadısının çağırdığı yola Müslümanlığımdan geçip de tensip mi edeceğimi istiyorsunuz?
Hz. Ali’nin buyruğu, kendi ağzından ilk çıktığı gibi inandığımız sözü bana gereken kuvveti veriyor. Buyuruyor ki, “Mazlumun zalimden öç alacağı gün, zalimin mazluma zulmettiği günden daha çetin olacaktır.” Dediğine inanıyorum. Size acıyarak tebliğ ediyorum, zalimsiniz, zulümde hattı aştınız!

Kadı: Şeyh Efendi, tammamat-ül mahkeme! (Mahkemen tamamlandı.). Allah adına, Peygamber Muhammet adına, İslam ve Kuran adına kurulan Şeriat Mahkemesinde senin kanın, senin boynunadır!

Kadı: İbrahim Selamet Efendi, son sözünü söyle. İslamın umdelerine bağlı kalacağına ikrar veriyor musun? Şeyh Hamdullah’ın mahkemede söylediklerini duydun, dinledin, Onun izinden gitmeyeceğine tevbeler olsun mu?

İbrahim Selamet Efendi: Ağam Şeyh Hamdullah’tan sonra bana bu dünyada yaşamak haram olsun. Onu darağacında görüp sağ dönersem Allah’ın kulu olmayayım. Yaşarsam onun izinde, ölürsem onun yolunda öleyim. Son sözüm budur!

Kadı: Memiş bin Habib, sen söyle. İslam dinine ve devleti İslam Halifeyi Müslüman olan Padişahımızın idareyi icraatına muhalif olmayacağınıza, pişman olup tevbe ve yemin edersen ifadene devam edelim mi?

Memiş bin Habib: Dergâhımız Şeyhi Seyyid Hamdullah Efendi’nin izinden gideceğime, ölümde dirimde onun mübarek fikirleri ile olacağıma yemin ederim.

Kadı: Koçaroğlu Halil İbrahim, sen söyle. Ya din-i İslama dönmeyi kabul edersin, tevbe edersin. Ya da Kanın şimdi senin boynunda!

Koçaroğlu Halil İbrahim: Hz. Hüseyin Kerbelâ’da Yezitten medet beklemedi. Onun mübarek şehit kanıyla İslam dini yolunu karanlıklardan ağarttı ise senden ve mahkemenizden medet ve merhamet beklenemez. Şeyhimizin yolunda, izinde hiç hata görmemekteyiz. Aynı akıbetin aydınlık olduğuna inanıyorum. Son sözüm budur!

Kadı: Resul bin Derviş Hüseyin, sen son sözünü söyle.

Resul bin Derviş Hüseyin: Ben Hak-Muhammet-Ali Yolundan sapmadım. Sizden ve mahkemenizden medet mürüvvet beklemem. Şeyh Hamdullah Efendi’nin bütün ifadelerine aynen katılıyorum. O Ahirette Cehennem’e giderse bana Cennet haram olsun. Kadı, sen son sözünü söyle!

Kadı: Hüseyin Balım, sen sön sözünü söyle

Hüseyin Balım: Kadı Kadı, benim son sözüm, Çelebi Hamdullah’tan sonra bu dünyada yaşamak bana haram olsun. Allah dünyada, ahirette bizleri ayırmasın. Sana ne söyleyeceği mişim? Son sözdür!

Kadı : Bektaş Resul, sen son sözünü söyle.

Bektaş Resul: Kadı Kadı, bize kalmayan bu dünya size de kalmaz. Çelebi Hamdullah Efendi’nin kaç gündür verdiği ifadeyi aynen tensip ediyorum. Diyeceğim yoktur!

Kadı: Derviş Yusuf, sen son sözünü söyle.

Derviş Yusuf: Çelebi Hamdullah asılınca bana bu dünyada yaşamak haram olsun. Onun nurlu yoluna aynen katılıyorum. Zerre kadar ne bir kusuru var, ne kabahati var. Günahsızdır. Ben de onun ifadesini tensip ediyorum, izinden gidiyorum. Ben de günahsızım. Sözüm budur!

Kadı, “Temmatil Mahkemet-ül Şeria-i İslamdır, yaz kâtip efendi!” dedi.

Perşembe günüdür. Hacı Hüsrev Çavuş ve arkadaşı mahkemeye gelir. Hamdullah Efendi ayakta, Kadı ve muavini ile Müftü postlarına oturmuşken İstanbul’dan gelen çavuşlar içeri girip bir zarfı Kadı’ya takdim eder, geri geri çekilip, ayakta beklerler. Zarfı açan kadının yüzünün rengi değişir. Tekrar tekrar İstanbul’dan gelen emre, ardından çavuşlara bakar. “Vay, vay… Bir gün evvel niye asmadım?” diye elini dizine vurur. Hırsla Müftüye dönerek, “Bu vebalden nasıl kurtulacaksın? Şeyhin infazını sen geciktirdin!” der.
Müftü, “Mahkemenin kadısı sensin, sorumluluk da yetki de sana aittir. Ne olmuş, emirde neler var?” der.

Kadı, “Ne olacak, Şeyhülislamın Muhammet Tahir Efendi imzalı yazısı ile tuğralı padişahın emr-i fermanını bildirir” der. Eliyle yukarı kaldırarak gelen yazıları yelpaze gibi sallar. “Şeyh Hamdullah’ın idamından sarf-ı nazar edilerek Amasya’ya sürgün edilmesi isteniyor.” der.

Zarfın içinde, Şeyhülislam M. Tahir Efendi’nin, Şeyh Hamdullah Çelebi’ye yazdığı özel bir mektup da vardır. Onu mahkeme kâtibine vererek seslice okumasını ister. Sonra Hamdullah Efendiye verir.
Hamdullah Efendi ayakta gözden geçirir. İstifini bozmadan, idamdan kurtulma sevincini gösteren bir hareket yapmadan vakur ve edalı şekilde, “Kadı Efendi, bendeniz Hacıbektaş kasabasındaki dergâhıma dönebilir miyim? Veya mahkemeyi devam ettirecek misiniz?” der.
Kadı, “Şeyh Efendi, Kırşehir Mutasarrıflığı ile konuşayım, seni ve kardeşin İbrahim Selamet’i tefrik edilecek çavuş nezaretiyle Amasya Kadılığına göndereceğim. Şimdilik kasabana git, öbür Cuma günü kadılığımıza gelirsin.” der.

KAYNAK: HAMDULLAH ÇELEBİ’NİN SAVUNMASI, Serçeşme  yayınevi, çeviri: Yusuf KOÇAK.

DERLEYEN: Serkan HORUZ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir