ALEVİLERE SORDULAR;

Eğer Sorarlarsa!

Önce doğruları görünüz ki yanlışları ayırabilesiniz

İmam Caferi Sadık

Şimdi şahsımıza, İnancımıza ve sizlere yöneltilen soruları tek tek ele alalım ve kısaca cevaplarını açıklayalım:

SORU: Aleviler neden camiye gitmezler?

Alevilerin camiilere gitmemelerinin birçok nedeni vardır; bunlardan birkaçını sıralarsak:

-Kur’anda ibadethane olarak secde edilen yer anlamına gelen “mescit” sözcüğü geçer. (Camii ismi geçmez), ve bütün yeryüzü müminlere mescit kabul edilmiştir.

-Büyük camiileri muaviye(Lanetli soyun mensubu) yaptırmıştır. Bu camilerde Hz. Muhammed’in soyuna Ehli beyte karşı propaganda yapmış, siyaseti camilere sokmuştur. Kendi çıkarı için dini ve Kur’an-ı kullanmıştır.

– Emiviler, Hz. Muhammedin torunlarını ve ona bağlı olanların katline ferman çıkarmıştır.(Ehlibeyt’e karşı çıkmışlardır.), Ehli beyte küfr etmeyi ve lanet etmeyi namazın bir parçası yapmış yapmayanlari öldürmüş ve işkence etmistir.

-Hz. Ali’ye küfür hutbeleri okutturmuşlardır.

Oysa Kur’an-ı Azümüşan’ın buyrulur ki;

…Bir de şunlar var: Tutup bir mescid yapmışlardır: Zarar vermek için, nankörlük/gerçeği örtmek için, inananları fırkalara bölmek için, daha önceden Allah ve resulüyle savaşmış kişiye gözetleme yeri kurmak için. “İyilik ve güzellikten başka bir şey istemiş değiliz!” diye gerile gerile yemin de edecekler. Allah şahittir ki, onlar kesinlikle yalancıdırlar…Böyle bir mescidde sakın İbadete durma! Daha ilk gününde takva üzerine kurulan bir mescit,(burada cemevi işaret edilmektedir) içinde dua etmen için çok daha uygundur. Temizlenmek arzusu taşıyan erler vardır o mescitte.(mute kable ente mutu) Allah, temizlenenleri sever…”

Kur’an-ı Kerim, TEVBE SURESİ, AYET: 107-108

Camii ile cemevini karşılaştırırsak:

Camiide rızalık alınıp, razılık verilmez.

Cemevinde razı etmiş ve edilmiş olarak ibadet etmekteyiz.

Camiilerde kadın erkek ayrımı vardır. Birlikte yan yana ibadet edemezler.

Cemevlerimizde kadın erkek ayrımı yoktur. İbadete katılanlara CAN gözüyle bakılır.

Camiilerde lokma dağıtılmaz, semah dönülmez, telli kuran, tevhit yoktur.
Cemevlerimizde lokmalar dağıtılır, hizmetler görülür, Hakk aşkına semah dönülür, tevhitler okunur.

Camiilerde inanç önderleri HOCALAR’dır(Bizler kesinlikle cami hocalarına İMAM demiyeceğiz)

Cemevlerimizde Evlad-ı Resul dedelerimizdir. Cemevleri aynı zamanda küslüklerin giderildiği, sorunların çözüldüğü mekânlardır.

Camiilerde böyle bir durum söz konusu değildir.

Bazıları, Alevilerin, İmam Ali camiide namaz kılarken şehit düşüldüğü için, camiilere gitmediğini söylerler. Bu yalnış bir bilgidir. İmam Ali evinin önünde, İbni mülcem tarafından, zehirli hançerle sırtından vurularak, Hakk’a yürümüştür.

Son olarak Alevilerin neden camiiye değil de, cemevine gittiğini özetlersek:

“…Cemevi barış, özgürlük, eşitlik, ibadet, sevgi, yargı ve karar yeri, hizmet ve sohbet, dirlik ve birliğin korunup sergilendiği, ikrar ve iman, edeb ve erkân, tevella ve teberra, güvenin ve sevenin toplandığı, Hakk’a temanna ve Hakk’ın tecelli yeridir….”

Erenler seni de ceme götürür
Kalmış işlerini anda bitirir
Gördüm Hak evinde mihman oturur
Mihmanın gözüyle görebilirsen
Pir Sultan ABDAL

Kaynak:
.
1-Seyid derviş Tur, Erkanname

2- Dede-baba, “Alevi İnancında İbadet Yeri”

SORU:Aleviler Abdest alır mı? Tarikat Abdesti nedir? Kur’ani dayanağı nedir?

“….. Ey iman edenler! İbadet etmeye niyetlendiğiniz zaman yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi, başlarınızı meshedip, topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp oldunuz ise, boy abdesti alın. Hasta, yahut yolculuk halinde bulunursanız, yahut biriniz tuvaletten gelirse, yahut da kadınlara dokunmuşsanız (cinsî birleşme yapmışsanız) ve bu hallerde su bulamamışsanız temiz toprakla teyemmüm edin de yüzünüzü ve (dirseklere kadar) ellerinizi onunla meshedin. Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez; fakat sizi tertemiz kılmak ve size (ihsan ettiği) nimetini tamamlamak ister; umulur ki şükredersiniz. ”

(Maide suresi-6

Degerli canlar,

Aleviliği kabul eden cana önce Tarikat Abdesti aldırılır.

Sonra İkrar cem-i düzenlenirdi.

a) Ellerini yıkatırken ” Ey Talip! Ezelden bu ana gelinceye kadar Tanrı’nın yasak ettiklerine el sürdünse cümlesinden arı olmak için ellerini yumak Cenab-ı

Resul’un sünneti seniyesidir YIKA!

b)Burnunu yıkatırken “Ey Talip! Elest-i Bezmin’nden bu ana gelinceye kadar kokladığın iğrenç kokuların giderilmesi için burnuna su vermek Muhammed Mustafa’nın sünneti seniyesidir. YIKA

C) Yüzünü yıkatırken “Ey Talip! Ezelden bu ana kadar yüz kızartıcı işlerin cümlesinden arı ve beri olmak için yüz yumak Cenab-ı Hakk’ın Farzıdır. YIKA!

D) Kollarını Yıkatırken: “Ey talip! Bu ana gelinceye değin kol sarmış olduğun yasaklarının cümlesinden temizlenmek için kollarını yumak Cenab-ı Hakk’ın farzlarındandır YIKA!

E) Başını mest ettirirken: “Ey talip! Baş abanın en değerlisidir. Gövde insanı tasıyıcı, baş bilip anlayıcıdır. Akıl ve fikir başta gerekir. Bu ana değin akılsızca yaptığın işlerin, işlediğin suçların cümlesinden arı ve beri olmak için basını YIKA!… Bu dahi Cenab-ı Hakk’ın farzlarındandır.

F) Ayaklarını yıkatırken: “Ey talip! ezelden bu ana kadar Tanrı rızasına uymayan günah ve suça götürür yerlere vardın ise cümlesinden arı ve beri olmak için ayağını mest edesin. Bu dahi Cenab-ı Hakk’ın Farzıdır.

TARİKAT ABDESTİ/KUR’ANİ DAYANAĞI

Rehber kurulanması için talibe havlu verirken: ” Ey Talip! Ervah-ı Ezelden, Nahn-ü Kasemnadan bu yana gelinceye kadar işlemiş olduğun şirk ve hatadan, masiva çamurundan silinip pak olmak içindir. SİL!”

Ardından “Ey talip! Bu yıkanan yerleri temizlemekten maksat, bu uzuvların ile yapılmış suç ve başkaldırmaların var ise seni bunlardan temizlemek içindir. Bu abdest, İmam Cafer-üs Sadık Erkanındandır.

Cenab-ı Hakk Erenler Abdestinde Sabit, Kadem eyleye Allah Eyvallah.

HÛ DOST”

Maide Suresi’ni Sünni/Şiiler zahiri olarak yorumlarlar. Onlara göre ibadet vakitlidir, Allah belli vakitlerde anılır ve zikredilir. İbadet yapılmadan önce de cismen temizlenerek Allah’ın huzuruna varılır. Sonra insanlar Allah’ı bırakıp günlük koşuşturmacalarına ve işlerine dönebilirler. Dolayısıyla Allah’ın anılmadığı zamanlarda temizlik şart değil, kirli olunabilir. Temiz olunmasına gerek yoktur.

Maide Suresi’nin Alevi-bektaşi Batıni yorumu ise,

Ayeti İslama giriş töreninde aldırılması gereken abdest olarak yorumlar, bu nedenle Alevi-Bektaşi erkânında İkrar ceminden önce Yola kabul edilen her Can’a Yukarda sunduğumuz abdest Pir Nezaretinde rehber tarafından aldırılır.

Alevi-bektaşi İslam ekolünde İbadet belli vakitlerde camide yapılan değildir. Mü’min yani Alevi-bektaşi DAİM Salat ve Zikir üzre olandır… Allah’ı 5 vakitte yada 3 vakitte zikreden değil, her an zikredendir.

Yukarıdaki cümlede bir sır saklıdır. “DAİM” sürekli, kesintisiz anlamlarına gelir. Yani bir can İKRAR verdiği andan itibaren Mü’min kabul edilir. İkrar ceminden önce Bir kez abdest aldırılır. Bu Kur’an daki Abdestir (Artık Birey Yola girmiş gelmiş geçmiş maddi ve manevi pisliklerden arınmış kabul edilir. Artık Tarikat abdesti alan can her daim dilinde Hakk-Muhamme-Ali salatıyla (Duasıyla) yaşar. Yani her an temiz olmak gerekir. Her an temiz giyinmek gerekir. Zahiri anlamda temizlik sadece cem’e gelince değil hayatın her anında şarttır artık.

Alevi-Bektaşi, Yaşamın her anında Allah iledir. Salât ve zikir devamlı olduğu için temizlikte devamlıdır. Temizliğin İmandan olması…” Bu anlama gelir. Hakk-Muhammed-Ali yolu, ibadeti belli zamanlarda değil kulun her nefes alışında, her hareketinde, ister. Bireyin yaşamının her safhasında Allah’ı anmak esastır. Şimdi salât ve zikir daimi ise temizlikte daimi olur. Belli vakitlerde temizlenmek diğer vakitlerde pis olmak Ayetin zahiri yorumlanması olur ki bu bizi yanlışa götürür.

Bu bağlamda Beden temizliği şart olmakla birlikte sadece, belli inanç grubundaki insanlara da (sadece Sünni /şii) ait değildir, aksine bütün inanç gruplarındaki insanlar tarafından da bedensel temizliğe önem verilir. Hakk aşığı Yunus’un şu sözleri buna güzel bir örnektir.

“Sanma ki herkes bunu bilmez değil
Yetmiş iki millet dahi elin, yüzün yumaz değil.”

Kuşkusuz Maide suresindeki Abdest esas itibariyle lin yüzün yıkanmasıyla ilgili değildir.. Bu zahiri yorumun ötesinde, Öz Önemlidir. Yukarda ayet tefsirinden sonra gösterilen,Tarikat Abdest’in Batıni anlamı daha önemlidir. mana olmadan şeklen kılınan namaz/niyaz bir anlam ifade etmeyeceği gibi, Abdestinde şeklen alınması da mana aleminde bir şey ifade etmez

HACI BEKTAS-I VELİNİN dediği gibi,

“…..Şu şişeyi görüyor musunuz? İnsan bir şişeye benzer; bu şişenin içi pislikle doluysa bunun ağzını kapatıp ta çeşmenin altında yüzlerce kere yıkasanız da bu temiz olamaz, o zaman yapılacak iş nedir?

Bunun kapağını açmak, pisliği dökmek, şişenin içini yıkadıktan sonra da dışını yıkamaktır….”

Saygı ve Sevgilerimle..

SORU: Aleviler neden namaz kılmıyor?

Cahilin namazı secde-i sucud’dur.

Müminin namazı terki vucuddur.

Kurani Kerim’de namaz kelimesi geçmemektedir. Namaz Farsça bir kelimedir. Namazın Arapçada karşılığı salâttır, Salâtın Türkçesi; dua-yakarış/yarďımlaşma demektir. Namazın, yani yakarışın şekli Kurani Azümişanda belirtilmemiştir. Yine namazın belirli bir şekli olmadığı gibi, belirli bir zamanda yoktur. Kur’an, Yaradana yönelinecegi zamanı, insanların dinlenmeye çekildikleri rızıkları peşinde koşmadıkları zaman olarak tavsiye etmiştir. Buna göre ibadet için en uygun zaman; güneş doğarken, gün ortası ve gecenin bir bölümüdür. Nitekim ilgili ayetlerin, hiçbirinde ” yevm= gün” ” hamse=beş ” kelimeleri geçmez. Geçse idi gündüz beş vakit namaz Kur ‘an emri olacak idi.

Günümüzde uygulanan 5 vakit,2’şer rekat namaz ise, halife Ömer zamanında ortaya çıkarılmıştır. Emeviler, Kur’anda dayanak olmayan namazlarını kökleştirmek için, hadis kaynaklarına dayandırmış Birçok kitaplar, rivayetler çıkarmışlardır ve hala devam etmektedirler.

Namaz toplu olarak sadece cuma namazında kılınabilir. Fakat burada da asıl olan cuma günü, inananların biraraya gelerek, sorunlarının, problemlerinin halledilmesi, aç olan, durumu kötü olanlarla dayanışma içerisinde olma, yardımlaşmadır. Alevi/Bektaşi ERKÂNINDA sünni akidedeki Cuma ibadetinin karşılığı Perşembeyi Cumaya bağlayan gece eda edilen CEM İBADETİDİR.

Aleviler perşembeyi cumaya bağlıyan gecede, cemal cemale, kadın erkek gözetmeksiniz, Evlad-ı Resul dedelerimizin önderliğinde, razı etmiş ve edilmiş olarak ibadetini yapmaktadır.

Ey Can!

Razı etmiş ve edilmiş olarak sevgiyle dön Rabbine.

Kur’an-ı Kerim, Fecir Suresi Ayet 27/28

SORU: Aleviler’in kıblesi neresidir?

Kıblemiz cemal’dir bizim. Bu sebeple cemal cemale ibadet etmekteyiz.

Hak İnsanda, insan Hak’ da

Yunus Emre’nin buyurduğu gibi;

Aşk imandır bize gönül selamet;
kıblemiz dost yüzü daimdir salât

Her yerde Hakkı hazır ve nazır bilmekteyiz. Lamekan olan Allah’ın evini/Beytullah’ı İnsan-ı Kâmilin gönlü olarak kabul ederiz Çünkü Kurani Kerim bunu vurgulamaktadır.

Ben size ŞAH damarınızdan daha yakınım

Kur’an-ı Kerim, Kaf Suresi, Ayet: 16

Ibadet ederken nereye dönerseniz, her yön Allah’a çıkar.

Güneşin doğup battığı yerlerin cümlesi Tanrı-teala mülküdür. Hangi tarafa yüz döndürürseniz Allahü Tealanın ibadet tarafı orasıdır…

Bakara suresi ayet 115
Dün Özledim de seni coştum birden bire;
Çıktım senin yerin dedikleri göklere.
Bir ses yükseldi ta yukarda, yıldızlardan:
Gafil, dedi; bizde sandığın tanrı sende!
Ömer HAYYAM
Kâbe Benim… Çevremde 7 defa dön ve memleketine git. Beyhude zahmet edip hicaza gitme… Kâbe kuruldu kurulalı Allah oraya bir kez bile girmedi… Oysaki benim varlığım vücut buldu bulalı, Allah bu evden hiç çıkmadı
Beyazıd-ı Bestami

Doğruya yönelen ve Allah’a eş koşanlardan olmayan İbrahim’in dinine uy. Sana vahiy eyledik..”

Kur’an-ı Kerim, Nahl Suresi, Ayet: 123

Onu şekillendirip içine ruhumdan üflediğim zaman onun için saygı ile eğilin….

SAD SÜRESİ, AYET 72

Hani Rabbin meleklere, “Ben kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş balçıktan bir insan yaratacağım Onu düzenleyip içine ruhumdan üflediğim zaman, onun için hemen secde edin

Hicr Suresi, 29
Allah gözlerine çekmis bir perde
Yok dersin Allah'ı gökde ve yerde
Gösterelim gelde gör Hakk'ı nerde
Secde edersin Didar'a karşı
Edib HARABİ

SORU: Aleviler dört Hak mezhebin hangisindendir?

Evvela “Dört hak mezhep” tabiri şirktir. Hakkın yolu tekdir dört olmaz. Hak birdir. İki denmez dörtte denmez.Semavi dinlere hak diyecekseniz Kuran-ı Kerim’in İslam ahkâmı vardır. Dört semavi kitapta Üç mezhep vardır (/ Hıristiyan-yahudi-islam)

Allah’ın vahyettiği Kur’an ecdadımız Pirlerimiz dedelerimizin Atası Hz. Muhammed’in bizlere tebliğ ettiği İslam’ın bir tek mezhebi vardır. O da İslam ve Müslümanlık ahkâmıdır.

Bu manada Hz Peygamberin Ali’nin evladına işlenen cinayetlerle kanını döken katilleri asla Müslüman kabul edemeyiz, suçsuz yere kan dökenler asla İslam olamazlar. Senin dört hak mezhep’in izafe edildikleri (Ebu hanife, malik, şafii ve hanbeli) dediğin kişiler ne Peygamber’in yüzünü görmüştür, ne meclisinde bulunmuştur, ne soyu sopu Peygamber sülbünden gelmiştir. mamafih Dinimizde bir mezhep vardır o da İslam’dır.

SORU: Dört Halifenin izinden giden Emeviler olsun, Abbasiler olsun, Selçuklu Sultanları olsun, Osmanlı Sultanları / halifelerimiz olsun sünnetten senetten ayrılmamışlardır. SİZ ALEVİLER Bunlara dil uzatatarak küllühüm kâfirsiniz?

Kan döken zalim kim olursa olsun asla Müslüman denmez. İslam kanını hükümdar tahtı için bu saydığın devletlerin hükmettiği yerlerde, Güruhu Naci olan biz Ehli beyt ve 12 İmam nesli ve dahi Müslüman Oğuzların kanları o topraklarda hiç kurumamıştır. Kan döken zalime müslüman demek islama hakarettir. Bizden hiç kimse bunlara Müslüman demez. Kendi kendilerine verdikleri isimle Ehl-i Sünnet ve Sünni diyebiliriz.

Mensubu olduğumuz Güruh-u Naci TOPLUMU OLARAK BİZLER ( Aleviler) iSLAM UMDELERİNİ YERİNE KUSURSUZ GETİRİYORUZ.

Hz Peygamber’in Ali evladının, Ehli Beyt’inin kanını döküp katil olan kişiler kendilerine İslam adını, Müslüman adını bile yakıştırmamışlar ve Sünniyiz demişlerdir. bu da gerçektir.

SORU: Alevi Nasıl Olunur? İkrar Cemi’nin (Aleviliğe Kabul Cemi) Kur’an-ı Dayanağı Nedir?

Aleviler öğreti yolunda, bütün tutkulardan, aşırı isteklerden, dünyaya bağlı geçici dileklerden, eğilmelerden kurtulmaya ve özünü gerçeğe adamaya yani öğretiyi benimseyip yola girmeye -“İkrar (Nasip) Alma”-, “ölmeden önce ölmek”demektedirler.

Bu öğreti için, kişinin kendi isteğiyle maddi ve manevi dileklerinden tümden vazgeçmesiyle (Teslim-i Rıza anlayışıyla), mana aleminde, ruh bakımından hayat bulacağına inanılmaktadır.

Alevilikte Batıni yorumda iradi olarak ölen yani ikrarını alan can, dünyaya yeniden gelmiş gibidir. Yani, insanların yaşamları boyunca yaptıkları pek çok şeye, ölümle karşılaştıklarında pişmanlık duyacak olmaları ve “bir daha dünyaya gelsem böyle yapmazdım” düşüncesine varmaları “ikrar töreni”ile canlara kavratılmaktadır.

Topraktandır cümle beden
Nefsi öldür ölmeden
Böyle emretmiş yaradan
Aşık Veysel

Böylece insanın son veda anındaki hesaplaşmasını, önceden ikrar töreninde yaşayan Aleviler, kendilerini yeniden doğmuş olarak kabul ederler ve bu olayı da “ikinci doğum”olarak adlandırırlar. Yola girmenin ön koşulu olan “ölmeden önce ölmek” (iradi olarak ölmek), kavramını belki en güzel şekilde yukardaki dörtlükte Aşık Veysel tarafından dile getirilmiştir.

Yine iradi olarak ölmeyi ve ikinci doğumu Şâhi bir nefesinde şöyle anlatmaktadır:

Dört kapı selâmın verip aldılar,
Pirim huzuruna çekip yettiler;
El ele, el Hakk’a olsun dediler,
Henüz mâsum olup cihana geldim.

Pir darda duran cana’a bazı telkinlerde bulunur;

Rehber öncelikle“Marifetten gelip sırrı hakikate gidiyoruz destur Pirim.” der.

Pir:

Bizler Kur’an’da farz buyrulduğu üzre Salat-ı daimdeyiz. Daima Allah’la beraberiz. Salâtı inkâr etmiyoruz. Cem cemaatimizin toplantısında halka namazımız Türkçe dua ettiğimiz doğrudur. Bazı Kuran’dan okuduğumuz ayetlerde vardır ( Fatiha-İhlas-fetih suresi vs) vardır. Kuran’ın dua olan kısımlarını okuruz..

GİDEMEZSİNİZ! Kış var, aşılmaz yüce dağlar, geçitsiz ırmaklar var. Bu belleri aşamazsınız. bu selleri geçemezsiniz. çok büyük engeller var, çok zor ortam var. demirden leblebidir yenilmez. Ateşten gömlektir giyilmez. GELME! Gelirsen dönme! gelenin malı gider, dönenin canı gider. Öl ama ikrar verme. Öl, ikrarrından dönme! hal böyledir. Bu halleri ben size demiş ve duyurmuş olayım evladım.”

Can rehberi eşlinde Pir huzurunda, ve rehber can adına ;

” Pirim cematın varlığına, Tanrı’nın birliğine inanarak, Muhammed-Ali’nin yoluna, Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin katarına girerek, Muhammed’e ümmet, Allah’a kul, Hüseyin’e talip olmak için adlarını andığımız kişilere inanarak, güvenerek geldik. Ölümüz olur, dönüşümüz olmaz basımız acık, ayağımız yalın. özümüz darda, yüzümüz yerde. pir’den ne gelirse “Alllah eyvallah” dedik, durduk darına. Boynumuz kıldan ince, yolumuz kılıçtan keskin. İnandık iman getirdik. Huzurunuzda birliğe yettik”

Pir:”Eyvallah talip! İkrarın imanına yoldaş olsun! Hak, Şahımerdan, doğru yoldan ayırmasın. Büyükleri sayacaksınız, küçükleri seveceksiniz. Ulu Tanrı’nın buyurduklarını tutup, yasak dediğini yasak, gerçek dediğini gerçek bileceksiniz. Tanrı’nın yolundan ayrılmayacaksınız. işittiniz mi Evladım.”

SORU : İKRAR CEM’İNDE OKUNAN YEDİULLAH AYETİ’NİN MANASI NEDİR?

Yedullah ayeti?” İkrar Ceminde ( Yola kabul) okunan ayetlerdendir. El- Fetih Suresi’nin 10. ayeti’dir. Bizzat Hz. Muhammed ve Hz. Ali tarafından Medine’de Mümin olmak isteyenlere Biat ( İkrar) alınarak okunmuştur.

İsmişah! Bismişah Allah Allah…

Hakk, Dost, Zahir, Batın, Hazır, Gaib. Sırr-ül Sır Erenlerinin Gülcemallerine aşk…

Ber-Cemal-i Muhammed, Kemal-i İmam Hasan, İmam Hüseyin, Ali ra Bülende salavat…

Allahümme salli ala seyyidina Muhammed-in ve ala Ali Muhammed…

“… Sana bağlılıklarını bildirenler, Allah’a bağlılıklarını göstermiş olurlar: Allah’ın eli onların elleri üzerinedir. O halde, kim ahdini bozarsa yanlızca kendi alehine bozmuş olur. Ve kim Allah’a karşı taahüdüne uyarsa, Allah ona büyük bir ödül ihsan edecektir. ( Fetih Suresi 48/10)”

Ey Muhammed! Bil ki sana biat edenler aynen,

Tanrı’ya Biat etti. Gelip senin ile el tutan.

El tutarak sözleşenler senin elin üstündedir.

Hakk’ın eli ise, tüm cümle ellerin üstündedir.

Sözünü kim bozarsa ikrarından dönmüş olur,

De ki; Kendi öz nefsine yararı değil, zararı olur.

Yüce Hakk’ın andını kim yerine getirir

Büyük ödüller, sevap, o’na verilir.

Kur’an-ı Kerim, Fetih Suresi, 10

İkrara cemi, Tanrı buyruğu, Hz. Muhammed-Ali’nin Sünneti ve İmam cafer Erkanındandır.

Hz. Muhammed ve hz. Ali Efendinmiz, Hakk-Muhammed-Ali yoluna girmek isteyenleri Bu biatı verdirerek kabul ederlerdi. Sünni ve Şii islam ekolünde (Akabe biatı olarak bilinir)

Peygamber ve hz. Ali, Rıdvan Ağacının altında İslam dinine girmeye gelenlere bu Biatı verdirir Sırtına “İkrarın Kabul oldu” manasında sırtına eliyle vururdu, Hz. Ali ise, Rıdvan ağacından bir dal (Alevi-bektaşi ocaklarındaki TARIK) ile taliplerin sırtına vururdu.

Bu ikrar, 12 İmam ve nesli aracılığıyla önce Horasan’a ve seyidler ile Anadoluya taşındı.

Şimdi İkrar cemi hakkında bilgi verelim..

Alevi-Bektaşi inancında Hakk-Muhammed-Ali yoluna, “İKRAR CEMİ” yapılarak girilir. Bu cem, Can’ın dünyadaki heves ve nefsini öldürdüğü ayindir. Bu şekilde yola gelen can malından, varlığından vaz geçer. Dünya hevesini bir yana bırakır. İkilikten, hasetten, cümle benlikten arınır.

Hırstan kibirden arınmak, her türlü dünyevi isteklerinden arınmak, zordur. Bu nedenle Can’a yola girmeden telkinde bulunulur.

“GELME GELME…. DÖNME DÖNME!… GELENİN MALI, DÖNENİN CANI!…”.

Sözü’nün manası budur….

Hakk-Muhammed-Ali yoluna kılıçla zorla cebirle değil. Teslimi Rıza ile girilir. Bu nedene talip yola girmeden uyarılır. hatta başaramayacaksa girmemesi söylenir.

Hakk-Muhammed-Ali Yolu için!

“DEMİRDEN LEBLEBİDİR YENİLMEZ! YÜCE DAĞDIR, AŞILMAZ! GELENİN MALI DÖNENİN CANI!” denir. Bu cem Can’ın ölümü olarak kabul edilir. “ÖLMEDEN ÖNCE ÖLMEK” tabiri bu nedenle kabul edilir.

Bu koşulları kabul eden Can, Pir’ine, Hakk-Muhammed-Ali Yolundan dönmeyeceğine dair. Bağlılılğını sunar. Pir’de Ceddi Muhamed-Mustafa adına, Bu canları Hakk-muhammed-Ali yoluna, Ehli-Beyt Kervanına kabul eder.

“EL ELE, EL HAKKA’ Desturunun, Sırr-ı manası budur.

İkrar Cem’inden önce TARİKAT ABDESTİ ALDIRILIR. Can, daha önceki cümle günahlarına tövbe eder. AYİN-İ CEM BAŞLAR. Ayin-i cem bittiğinde. Can, Yeniden doğmuş ve dünyaya yeniden gelmiş kabul edilir. Yani DİRİLMİŞ, CAN Bulmuş sayılır. Böylece Can, islam olmuş ve Mü’min olmuş sayılır.Nefsini öldürmüş.. hakikatler dünyasında gözünü açmıştır.

Eğer ki…Bu Can…yoldan düşerse…

Telkin edilen, “DÖNENİN CANI” gider yani, Tarikatten düşen Hakk-Muhammed-Ali yoluna asi olan, bir daha asla Tarikata giremez. Bu kuraldır. Bu can için bir daha İkrar cemi yapılmaz. Can artık ŞERİAT’nın ehlindendir. Bu makamdan yukarı çıkamaz.

Artık Bu Şeriat Ehlindeki bu can ölüdür. (gerçeğe gözünü açamayan anlamında, gözündeki sır perdeleri açılmamış manasında) tarikat makamında, Nefsine uyan, Ölü kabul edilir. Kimse Bu cana selam dahi vermez.. yeme ve içme ihtiyaçları dışında münasebet yasaktır.Can bazen toplumdan bile süreülebilir.

Yoldan düşen bu cana “YOL DÜŞKÜNÜ” denir…Alevi-bektaşilik içinde, yaptırımların en büyügüdür. Çok büyük şuçlar işlenmedikçe, bu ceza verilmez…

SORU: Neden namaz kılmıyorsunuz Cem yaparken Kur’an okuyor musunuz ? Kur’ anı ve İbadeti arapça değil Türkçe dua ile yapmanız günah değil mi?

Çünkü bizler Kuran’ı düşünüp, fikir etmek, ibret almak için geldiğine inanıyoruz. ”Allah’ın bizlere düşünün, ibret alın, tefekkür olun aklınızı kullanın” ilahi hitabını ,

sünniler gibi Allah’tan aldığımız bu emri gerisin geriye Allah’a göndererek

”ey rabbimiz düşün, ibret al, tefekkür kur , hisse al bilesin ki, şöyle şöyle olmuştur ” diye

Allah’a Kuran’da geçen olayları anlatmanın ibadet olmayacağına inanıyoruz. sadece Dua olan kısımlarını okuruz.

"Elifi Mimden Aldık Sırrı Kuran'ı" 

Elifi Mimden aldık Sırrı Kuran'ı
Mimi sır eyledik se'den içeri
İki nokta üç huruf geldi bâ ile
Bâ'yı sır eyledik se'den içeri

Haydar'ın zatına demişiz belî
Göster bana Pirim dest-u damânı
Küfür deryasında bulduk imânı
Hakk dedik küfüre dinden içeri

Otuz üç huruftur harfin tamamı
Bir Elif, Mim ile buldu bu ayn'ı
Yetmiş üçten aldık kaf ile nun'u
Cana âşık olduk candan içeri

Gürûh-ı Nâci'den bir Bacı geldi
Kırkların dolusun eline aldı
Cümlesi Bacı'ya bir secde kıldı
Şâh dedik Bacı'ya Şahtan içeri

Bacı'nın ismine Fatıma dediler
Yeri göğü onda mevcut bildiler
Selman üzüm getirdi engür ezdiler
Gark olduk engüre nurdan içeri

Virani sözünü arife söyle
Yükseği neylersin engini boyla
Arif ol da dost bağını sır eyle
Güle âşık olduk gülden içeri

(Virâni)



Anlaşılmayan bir dilde ibadet etmek ve dua etmek Kur’anın özüne ruhuna aykırıdır.. Kur’an anlaşılmak için bu dünyaya rehber olsun yol göstersin diye indirilmiştir yoksa cenazenin arkasından okunmak için değil vehayutta evlerin duarlarına dekorasyon olsun süs olsun diyede değil..

Dile minnet eylemem
Har içinde biten gonca güle minnet eylemem
Arabi Farisi bilmem, dile minnet eylemem
Sırat-ı Müstakim üzre gözetirim rahimi
İblisin talim ettiği yola minnet eylemem
Nesimi

Yüce Allah İbadetin bilinçli manasına ve özüne erilerek yapılmasını ister.. anlaışlmayan bir dilde yapılan ibadet sarhoş namazı kavlindedir.

SORU: SİZ KIZILBASLAR, İBADET DİYE ÖNCE MUM YAKIP SONRA ÜFLEYİP BACI KARDEŞ, ANA-BABA BİLMEDEN BİRBİRİNİZİN IRZINA GEÇİYORSUNUZ? BÖYLE AHLAKSIZLIK KUR’AN’INN NERESİNDE? MUM YAKMAKTA NEYİN NESİ? bÖYLE İBADET Mİ OLUR?

Alevi Bektaşiler, Cem Ibadetinde ( Cuma İbadeti/namaz/niyazı) Allah-Muhammed-Ali Aşkına Kur ‘an emri gereği Çerağ uyandırlar/ üç mum yakarlar

Ya Allah!Ya Muhammed! Ya Ali

..Allah, göklerin ve yerin nurudur (aydınlatıcısıdır). O’nun nurunun temsili, içinde lamba bulunan bir kandil gibidir. O lamba bir billur içindedir; o billur da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da batıya da nisbet edilemeyen mübarek bir ağaçtan çıkan yağdan tutuşturulur. (Bu öyle bir ağaç ki) yağı, nerdeyse, kendisine ateş değmese bile ışık verir. (Bu ışık) nur üstüne nurdur. Allah dilediği kimseyi nuruyla hidayete iletir. Allah insanlara (işte böyle) misal verir; Allah her şeyi bilir.

(Bu kandil) birtakım evlerdedir ki, Allah (o evlerin) yücelmesine ve içlerinde isminin okunmasına izin vermiştir. Orada sabah akşam O’nu tesbih ederler. …

Nur Suresi, Ayet: 34-35

Alevi-bektaşi Ayin-i cemlerinde, Yukardaki Ayet-i Kerimeye uyrarak üç mum yakılır…(buna Çerag uyandırma= delil uyandırma denilir..)

Bu mumlardan…. Birincisi… 18 bin Alemin yaratıcısı nur üsüne nur olan Allah içindir…

İkincisi Nübüvetin ve dahi iki cihan Sultanı Muhammed Mustafa aşkınadır….

Üçüncüsü velayetin nuru Ali’el Mürtazanın aşkınadır…

Ayin-i cemde Hakk- Muhammed-Ali aşkına yakılan 3 mum, Delilcinin aşağıdaki duasıyla yakılır..

BİSM-İ ŞAH ALLAH ALLAH

Bismişah çırağı nuru Muhammed Ali’den doğup şemsiyle mah Fakir bir zerreyi elem destur Allah eyvallah…. Şem-i tevfik nur-u hidayettir, yüzün suret-i Hak’tan beşarettir, yüzün haz ve ihrama hidayettir, yüzün muazzı Kur’an’da ibarettir, yüzün Pir cemali Muhammed kemali İmam Hasan, İmam Hüseyin Ali’yi bir bilenler versin Muhammed’e selavat.

Bismişah Allah Allah,

Çün çerağı fahr uyandırdı ol Hûda’nın aşkına

Seyyidül kavneyin Muhammed Mustafa’nın aşkına

Saki Kevser Aliyel Mürteza’nın aşkına

Hem Hatice, Fatıma Hayrünnisanın aşkına

Şah Hasan-ı Hulk rıza, hem Şah Hüseyn-i Kerbela’nın

Ol imam-ı etkiya Zeynel Aba’nın aşkına

Hem Muhammed Bakır ol kim nesli pak-ı Mürteza

Cafer-i Sadık rehûmanın aşkına

Musa-ı Kâzım selfirazı ehli hak

Hem Ali, Musa, Rızayı esfiyanın aşkına

Şah Taki, ba Naki hem Hasan’ül Askeri

Ol Muhammed Mehdi sahibi livanın aşkına

Pirimiz Hünkârımız Bektâş-ı Velî nin aşkına

Ber cemali Muhammed, pir kemali İmam Hasan ve Hüseyin Ali’yi bir bilenler versin Muhammed’e selavat.

Allahûmme salli âlâ vela âli Muhammed ve âlâ Ali seyyidina Muhammed

Ezelden belî dedik.. Allah eyvallah

Çerağ Gülbank

SORU: ZEKAT Kur’an emri’dir* Aleviler Zekat verir mi?

Degerli canlar…

Alevi-islam anlayışı Kur’an-ı Kerim’in batınî yorumuna dayanır. Bu yorum Bizatihi 12 İmam Efendilerimizin ve Onların soyundan gelen seyid dede ve Pirlerimiz kanalıyla bugünlere gelmiştir. O yüce soy Kıyamete kadar insanlara yol gösterecek ve var olacaktır.

Bizler Hiçbir zaman Kur’an-ı red edenler olmadık. Bizler sünni ve şii islam anlayışını ve Kur’an yorumlanmasını kabul etmedik etmeyeceğizde.

Peki sünni/şii islamında islamın şartı olarak gösterilen zekat’ın aslı astarı nedir? Aleviler zekatı verir mi? Bilir mi? Bu suallere cevap verelim:

Zekat sözlükte bereket, artış ve arınma anlamlarına gelen Arapça bir sözcüktür. Batınî anlamda ise zekat; mal biriktirmemek/ elindekini fakirle bölüşmek ve dahi paylaşmaktır.

Kur’an-ı kerim’de Zekat’ın farz kılındığı ayetler şunlardır..

Onların mallarında isteyenler ve yoksunlar için bir hak vardı..

Zariyat Suresi, Ayet 19

Zekatın kimlere verileceğinin bildirildiği ayette ise şöyle denilmektedir:

Sadakalar / Zekat malları Tanrı’dan bir farz olmak üzere yalnızca şunlar içindir: Yoksullar, düşkünler, zekatla ilgilenmeye görevli kimseler, kalpleri yakınlaştırılıp ısındırılacak olanlar, özgürlüğünü yitirmiş olanlar, borçlular, Allah yolundakiler, yolda kalmış olan kimseler

TEVBE Suresi, Ayet 60

Bu manada Zekat demek fakire fukaraya yolda kalmışa, yardımdır.. zekat kapıya geleni boş göndermemektir.. zekat mal biriktirmemektir. zekat, paylaşmak… paylaşmak.. paylaşmaktır..

zekat acaba sadece maddi varlığın paylaşılması mıdır* hayır değerli canlar alim ilminden zekat verir.. zengin malından zekat verir. Cümle eren ve evliya hakk’ın gönüllerine nakşettirdiği ilahi mesajdan zekat verir. insanlığa nuru saçar…

Alıntı: Ali Şeriatı okurları facebook sayfası

Kur’an-i zahiri anlamlandırmak, bizi yanlışa götürür.. bu nedenle zekat denince sünni/ islam ekollerindeki malından şu kadar mülkünden bu kadar.. köpeğe kemik niyetine verilen sadaka anlayışı Alevi-bektaşi islam anlayışında yoktur…

İslam dini bu manada paylaşımın.. bölüşümün özendirildiği önerildiği. İnanlar üzerine farz kılındığı bir dindir. Bektaşi dergahlarında her daim kazanlar kaynar. Sofralar kurulurdu. Buralarda yoldan geçenler, garibanlar yetimler, muhtaçlar. vedahi ihtitiyacı olan herkes faydalanırdı.

Kırsal alanlar da dedelerin pirlerin evide bu şekildeydi. Dede’nin evi boş kalmazdı, her daim yemek olur, muhtaçlara ihtiyacı olanlara burdan verilirdi..

Alevi-bektaşi dergahlarındaki“KARA KAZAN” bunun için vardı.. Dergaha bağlı her inanan malından belli bir bölümünü kara kazan içine atar. birikenler fakir fukaraya ihtiyacı olana verilirdi….

“Bir elin verdiğini diğer el görmezdi…”

Gerçeğin demine hû diyelim

SORU: Kur’an’ın açık emirlerinden biri Kabe’nin hac ( ziyaret) edilmesidir? Siz Bunu inkar ederek? Kafir Ehlinden olmuyor musunuz?

Aleviler, Hac’ı inkar etmez, fakat Kur’an-ı kerim’deki “BEYTULLAH= Allah’ın evi” lafzının Mekke’deki kabe değil İnsan-ı Kamil’in gönlü kabul ederler. Bu nedenle hac alevilere göre kabe değil İnsan- Kamil’in gönlüdür. nasihatıdır.

Nitekim ilgili Kur’an Ayetinin batıni yorumu aşağıdadır.

Gerçek şu ki, insanlar için ilk kurulan Ev Bekke (Mekke) de o kutlu ve bütün insanlar (alemler) için hidayet olan (Ka’be)dir.Orada apaçık ayetler (ve) İbrahim’in makamı vardır Kim oraya girerse o güvenliktedir Ona bir yol bulup güç yetirenlerin Ev’i haccetmesi Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır Kim de inkâr ederse şüphesiz Allah alemlere karşı muhtaç olmayandır

Al-i İmran Suresi, Ayet: 96/97

O ilk Kurulan ev ve tapınak yada tapınılan yer neresidir? Kabe Hz. İbrahim’in yapısı olduğuna göre Burası değildir, çünkü İbrahim Peygamber’den önce de Cümle Peygamber’ler Allah’a tapmadı mı? Secde ve Ruku etmedi mi? Dua ve salatta bulunmadı mı? Oysa Hz. İbrahim’den Evvel Kabe Yoktu ve Hz. İbrahim’den evvel Allah’a dua ve salat ednler nereye yöneliyorlardı?

İşte O gönül Kabe’dir ki, Hz. İbrahim’in ve Tüm yaratılanların Kabe’sidir… O gönüldürki kimse giremez oraya, Gönül evine giren Hakk’ın evine varır ki Korku yoktur ona, Güvenliktedir.

Şimdi düşünün Kur’an-ı zahiri yorumlayanlar Batıni bilmeyenler, nasılda sel suları altında kalan, onlarca kez yakılıp yıkılan. ( Bakınız: Yezit/ Hare Katliamı) ve düşman askerlerinin yerle bir ettiği Kabeyi putlaştırıyorlar. Kuşkusuz onlar Allah’ın kelamını anlamayanlardır. İlm-i ledun’u bilmeyenlerdir. Nitekim Allah’ın evine yüzlerce sene Putlar konulup tapınılabilir mi? Allah’ın evi Kabe kuşhane olmasına müsade eder mıydı? Oysa Beytullah’ın Kur’an-ı Kerim deki tarifine bakıldığında Kâbenin gecmisi ile büyük çelişki içinde olduğu açıktır.

Allah, Beyt-i Haram (olan) Kabe’yi ( Vicdanı/Gönülü) insanlar için bir ayaklanma (kıyam evi) kıldı; Haram Ay’ı kurbanı ve boyunlardaki gerdanlıkları da Bu Allah’ın göklerde ve yerde ne varsa tümünü bildiğini ve Allah’ın gerçekten herşeyi bilen olduğunu bilmeniz içindir.

Maide Suresi: 97

Hani biz, İbrahim’e Evin (Kabe’nin) yerini belirtip hazırladığımız zaman (şöyle emretmiştik “Bana hiçbir şeyi ortak koşma tavaf edenler kıyam edenler rükua ve sücuda varanlar için Evimi tertemiz tut

Hac Suresi, 29

Ve, O ev Nurûn olduğu evdir. kötülük giremez oraya, Haksızlığa karşı zalime karşı bir ayaklanma ve karşı çıkış yeridir orası.

Orası gönüldür, Vicdandır. Taştan Topraktan bir mekan nasıl Aracı olabilir? Allah’ın kendine eş koşulabilir?

Tüm Rukular, Kıyamlar, secdeler, bizzat Gönüllerde mekan tutan Allah’adır. Her kim ki Allah’ı taştan topraktan mekana hapseder ve burası Allah’ın evidir der. Mekandan ve zamandan münezzeh olan Allah’a şirk koşar ve İnkar eder.

SORU: Madem, hac insan- kamil’in ziyareti, sözü ve sohbeti? Buna Kur’ani deliliniz Nedir? Peygamber ve ashabı Kiram neden Kabeyi ziyareti hac kabul etmiştir? Buradaki çelişkiniz nasıl İzah edilir?

Cevabımız Kur’an ile olsun:

İnsanlar arasında haccı ilan et ki, gerek yaya olarak, gerek uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde SANA GELSİNLER.

Hac Suresi, 27

Degerli canlar…

Hac ile ilgili daha önceki Ayetlerde açıklandığı üzre, HACTAN MAKSAT, beytullah’ı yani Allah’ın Evini ziyarettir.

Beytullah ise, Taştan topraktan Mekke’deki bina değil, İnsanı kamillerin, Mürşidi kamillerin gönlüdür.

Dolayısıyla Tavaf gönüllere yapılır. Bu manada beytullah’ın ziyareti yani HACC-I HAKİKİ insan kalbini tavaf demektir. En büyük hac ise, Mürşid-i Kamil’in gönlün önünde eğilmek, ziyaret etmektir.

Nitekim. hac Suresi 27. Ayette de Bu açık ve sarih olarak ortaya koyulmuştur..Yüce Allah Bizzat Hz. Muhammed’i ziyareti hac kabul ediyor. Sana gelsinler diyor.Çünkü Hakkın evi gönüllerdir.

Hz. Muhammed İnsanı Kamillerin evveli değil midir? başı serdarı değil midir? Bu bağlamda Mürşid nedir? öğreten değil midir.. yol gösteren değil midir.. Hz. Muhammed Mürşidi kamillerin serdarı olduğu için işte hac’ta Bizzat Hz. muhammedi Ziyarettir.

Hacc’dan maksat, taştan topraktan mekanları turistik gezi değildir. Mürşidi kamilleri ziyaret, feyz almak, arınmak, Gönüller tavaf etmektir.

Böyle olmasaydı Yüce Allah evvel-ahir Mürşidi kamil olan Hz. Muhammed’e SANA GELSİNLER dermiydi? Ve Bunu Hac olarak kabul eder miydi?

Ayet açıktır, Kabeyi taştan topraktan yapıyı ziyaret edin demiyor. Doğrudan zamanın Mürşidi Kamil’lerin Sultanını ziyaret edin diyor.

Dolayısıyla zamanımızın haccı, Mürşidi Kamillerin gönlüne yapılan ziyaretir

Zaten bu nedenle , Alevilere neden hacca gitmedikleri sorulduğunda…

“.. Biz ölüye değil Diriye varırız..” lafzını geliştirmiştir…


Nitekim belkide bunu en iyi ifade eden Mevlana Olmuştur:

Pir( Mevlana)

‘Ey Bayezid nereye gidiyorsun?

gurbet pılı Pırtısını nereye kadar çekip süreceksin?’ Diye sual eyledi..

“Bayezid,

—‘Hac mevsimi.. Kâbe’ye gidiyorum’ diye cevap verdi.

Pir (mevlana) dedi ki : ‘

Yol masrafı olarak yanında ne var?”

“Bayezid,

—‘İki yüz dirhem gümüşüm var. Ridamın ucuna sımsıkı bağladım işte’ deyince,”

“Pir (mevlana),

‘Etrafımda yedi kere tavaf et. Bu tavafı hac tavafından daha makbul bil.”

“O dirhemleri de, ey cömert kişi, bana ver. Bil ki hac ettin, muradın hâsıl oldu.”

“Umre ettin, ebedi ömre nail oldun, sâf bir hale geldin, Safa’ya koştun, Saiy erkânını yerine getirdin.”

KAYNAK: Mesnevi Cilt II Mevlana , sayfa 272 b.2238, 2239, 2240, 2241, 2242, 2243.)

SORU: Sizin besmeleniz neden ßismillahirahmanirahim değil? Bism-i Şah ne demek?

“Şah”Kelimesi Farisi yani acem topluluklarında Padişah; Kral kelimelerine karşılık gelir. Şah bu manada hüküm veren, Yöneten, karar veren demektir.

Dikkat edilirse, ” Bism-i Şah”Kelimesinden hemen sonra Allah Allah denir. Buradaki hikmet şudur: Karar veren hüküm veren, Tek ve mutlak hükümran Allah’ın adıyla. Çünkü bu fani alemde Allah’tan gayrı ve O’nun dışında başka bir şey yoktur.

Yine İfade etmek gerekir ki“Bism-i Şah”ifadesinde deki “Şah” Hz. Ali’yi de temsil eder. Çünkü Hz. Ali İnsan-ı kamil olan, Hakikat makamına Olan, Hakk ile bir olandır. Alevi-bektaşi İnancı, Hz. Ali – Hz. Muhammed ve Hakk’ı birbirinden ayırmaz. İnsan Tanrı’dan ayrı olmayıp, Tanrı’nın bir tecellisi, yani yansıması, görüntüsüdür.

Şeriat makamında yada Sünni doktrininde kißismillahirahmanirahim= esirgeyen ve bağışlayan Allalh’ın adıylabaşalayan besmele Tanrı-Kul ayrımını, ikiliği ön plana çıkardığı için, ŞERİAT MAKAMINDA Kabul olur amma tarikat- marifet ve hakikat kapısında Küfürdür.

Hakk’ı insanda Görmeyen. Cümle Kainatı Hakk’ın Tecellisi yansıması olduğunun farkına varmayanın besmelesidir bu. Oysaki Alevi-bektaşi Yaratan-yaradılan ikiliğini Küfür kabul eder. Tanrı ikilikten münezzehtir. Tanrı’dan gayrısında bir şey yoktur.

Bizlerin yaradılan olarak algıladıkları aslında Tanrı’nın mana aleminden maddi aleme Tezahürü ve tecellisinden ibarettir. Yani hiçlik aleminden varlık alemine kendini görünür kılmasından başka bir şey değildir.

SORU: Semah İbadetiniz Kur’ani dayanağı Nedir hangi Ayette Dans ederek İbadet var?

“….Semâ kelime olarak “işetmek ve dinlemek” mânâlarına gelmektedir. Güzel sesle ve musikî refakatinde coşmak mânâsında da kullanılır.

Tasavvufta Semâ bir vasıtadır. Semâdan gaye ise, ondan meşru olarak faydalanmak ve bu vesile ile insanlara Hakkın kelâmını dinletmektir.

Mevlana’nın dediği gibi:

Ol Semâ Hakk âşıklarının gıdasıdır, onda Canan ile (hakikî dost ile) buluşup kavuşmanın lâtif bir hayali bulunur. Ve semâ manevî hal sahibi olan gönüller için bir döşek gibidir.

Mevlâna Celaleddin-i Rumî


Bu manada Alevi-bektaşi Ayin-i cemlerinde Semah, İbadetin bir parçasıdır. Semah; Kişinin Hakk-Muhammed-Ali aşkıyla kendisinden geçmesini, çoşmasını ifade eder. Semah bu manada bir yüceliştir. Allah’a yöneliştir. Adeta kanat çırparak Hakk’a doğru yönelişin manevi bir yolculuktur.

Semah bir dans veya folklorik bir gösteri değildir. Aksine kaynağını Kur’an-ı Kerim’den alan bir ibadettir.

İsmişah! Bismişah Allah Allah…

Hakk, Dost, Zahir, Batın, Hazır, Gaib. Sırr-ül Sır Erenlerinin Gülcemallerine aşk…

Ber-Cemal-i Muhammed, Kemal-i İmam Hasan, İmam Hüseyin, Ali ra Bülende salavat…

Allahümme salli ala seyyidina Muhammed-in ve ala Ali Muhammed…

“And olsun o saf bağlayıp dizilenlere,

O Kanatlarını açıp toplayarak uçanlara,

O haykırarak zikir okuyanlara..

SAFFAT Suresi: 2-2-3

Alevi-Bektaşi Ayin-i Cem’inde Semah’a duranlar. Hakk-Muhammed-Ali postu önünde. Önce saf bağlayıp, dizilirler. Destur verilince, Hakk-Muhammed-Ali aşkıyla kanatlarını açıp, toplayarak uçarcasına kendilerinden geçip Ol Hakk’ı zikrederler.

Bütün Semah’larda kollar açlıp kapanır ve böylece Kur’an hükmü yerine gelsin istenir. Şüphesiz Ol Hakk’ı şeksiz gümansız zikredenleriz biz. O’nu yücelten, ve her dem ananlarız biz. Daim salat ve Zikir üzre olanlarız biz.

Semah’ın Kur’ani Dayanakları

Birçok yerde sünnilerin, Şiilerin Alevilerin semahına laf attıklarını, Peygamber Semah mı dönmüştü? Diye hakaret etmelerine tanık olmuşsunuzdur. Bir kısım aymazlar ise Semahı bir oyun folklör sanmaktadır. Oysa Semah’ı bütün Peygamberler döndüğü gibi, 18 Bin Alemin Hakk’a yönelişidir

Sözlerimize Kur’an-ı Kerim’in Sad Suresiyle devam edelim:

– Isbir ala ma yekulune veskür abdena davude zel eyd innehu evvab

– İnna sehharnel cibale meahu yüsebbıhne bil aşiyyi vel işrak

– Vettayra mahşurah küllül lehuevvab ..”

SAD SÜRESİ 17/19

Kur’an bize Birçok ayetinde Hz.Muhammed’in
Hz.Eyyüb’ün,Hz.Süleyman’ın,Hz.Davud’un 
’Evvab’’ olduklarını bildiriyor.. Peki“evvab”Kelimesi ne demektir?

Bu Bağlamda Evvab kelimesi; Evbkökünden gelir…Evb ise; ’dönüşün bir çeşidi, iradeye bağlı olan kısmı demektir.

Bu kökten gelen Evvab kelimesi ise (1);

a)Günahlarından pişman olup çokça dönen ve çokça istiğfar eden.

b)Allah’a tefekkürüyle çokça dönen,çokça yönelen

c)Allah’ın dışındaki varlıklara yönelirken heva heveslerine uymaktan çokça dönen

d)Allah’dan başkasını kabullenmeyen,Allah’ın dışındaki her şeyden,kesinlikle el etek çeken demektir.

Örneklemelerden de göreceğimiz gibi ‘’evvab’’ kelimesi genel manada ‘’dönmek’’ anlamındadır. Nitekim, Fahruddin Er Razi Tefsir-i Kebirde’’ “Evvab” , Allah’a çok dönen tövbekardır.’’ diyor.

Günümüz Kuran meallerinde,’’yönelmek’’ olarak çevrilişi asıl manasından uzaklaşma sapma göze çarpmaktadır..

Oysa Arapça da ‘’Yönelmek’’ kelimesini ifade etmek için, ‘’Enibü’’ kelimesi kullanılır.Keza,Zumer suresi 54.ayetde ‘’Enibü’’ kelimesi ‘’yönelmek’’ olarak kullanılmıştır.

Zümer suresi 54.ayetin Latin alfebeyle Arapça yazılışı şöyledir,

“…Ve enibüila Rabbikum ve eslimu lehu min kalbi ey yetiyekumul azabu summe la tunsarün..’’

Türkçe meali ise ’’Size azap gelip çatmadan.Rabbinize (Enibü)yönelin ve O’na teslim olun,yoksa size yardım edilmez’’

Her iki ayet üzerinde açıkça görüleceği gibi Kur’an yönelmek ve dönmek ifadelerini ayrı kelimelerle ifade etmiştir. Bu bağlamda, Yani Enibü kelimesi yönelmek…Evvab kelimesi ise genel manası itibariyle dönmek anlamını taşır.

Evvab kelimesinin özüne sadık kaldığımızda,Hz.Muhammed’in Hz.Davud’un,Hz.Süleyman’ın Hz.Eyyüb’ün de Allah aşkı ile döndükleri İslam’ın yüce kitabı Kuran’da açık şekilde belirtilmiştir.

Sad suresi 17,18,19. ayetlerde Hz.Muhammed efendimize Davud peygamber örnek olarak verilmiş ve kendisinin Allah aşkıyla çokça döndüğü belirtilmiştir.

Hatta kuşların da bu semaha eşlik ettikleri belirtilmiştir.Hz.Davud’un ibadet ederken Rebab kullandığını göz önünde bulundurursak semah döndüğü daha net biçimde ortaya çıkacaktır
.

Bu Bağlamda Sad Suresini ( 17-19) yapılan açıklamlar eşliğinde şu şekilde tercüme etmek daha doğru olacaktır.

“…Onların dediklerine sabret ve güçlerin sahibi kulumuz Davud’u hatırla.Şüphesiz o (Rabbi için)çokça dönendi.. Gerçekten biz dağlara boyun eğdirdik.Akşam ve sabah onunla tesbih ederlerdi. Kuşlar da onunla birlikte toplu olarakdönücülerdendi..’’

Yüce Allah,Hz.Muhammed’e sıkıntılarından kurtulmak için Allah aşkıyla dönmesini buyuruyor.Sıkıntılardan kurtulmanın yolunun dönmek yani semah olduğunu vurguluyor.

Nitekim; Seyyid Nizamoğlunun şu nefesi dertlerden kurtulmak içinde semah dönüldüğünün en güzel örneklerindendir.

‘..Bir dertliyim derdim vardır.Ya ben nice dönmeyeyim..

Nitekim Yüce Allah Sad Suresi 30. Ayette, Hz.Süleyman’ın Allah aşkıyla döndüğünü şöyle belirtmektedir:

“.. Ve vehebna li davude süleyman nı’mel abdinnehu evvab..”

“..Davud’a Süleyman’a da bahşettik.(O) ne güzel kuldu şüphesiz o, çokça (Semah) dönendi..”

Yine yüce kitabımız Kuran’da Sad suresinin 44.ayetinde Hz.Eyyüb peygamberinde Semah döndüğünü,belirtmekte.

“…Ve huz biyedike dığsen fadrib bihu ve la tahnes inna vecednahü sabira nı’ mel abd innehu evvab

‘’…O ne güzel,ne şerefli bir kuldur ki,daima Allah için döner daima O’na sığınırdı..”

Görüleceği gibi Kuran’da bir çok peygamberin Allah aşkıyla semah döndükleri belirtilmekte.Yine Sad suresi 49.ayetde semahın tarifi şöyle yapılmata;’

“…Bu bir zikirdir.Ve muhakkak ki takva sahipleri için sığınakların en güzeli vardır..’

Bakınız aynı surenin 50.ayeti bu zikir ehlinin yerini nasıl tarif etmekte.

“..Kapıları onlara açılmış adn cennetleri vardır…”

Adn cenettinin anlamı ise;Allah’ın zatına ulaşanlar değil bunun çok ötesinde,Allah’ın zatını kalp gözüyle görebilenlerdir.Yani Alevi-İslam inancındaki Fenafillah makamıdır,

vahdeti vücudun en son evresi Hakk ile Hak olmadır.

Mevlana hazretlerinin buyurduğu gibi ‘O’nun zatına yapışmaktır.’

Alevi-İslam inancında,Allah görünmeyen değildir.Allah görünendir fakat Allah’ı sadece kalp gözü açılmış olanlar görür,yani zikir ehli olanlar…

Hz.İmam Muhammed Bakır Allah’ın uzak veya görünmeyen olmasını şöyle anlatıyor.

‘’….Ey Cabir,inanmayanlar için Allah uzak ve güçtür.İnananlar içinse yakın ve kolaydır.Çünkü inananlar varlığa inançsızlar ise yokluğa tanıklık ediyorlar.

Yokluğa hangi yönden taparsan kabul edilmez ve yoklukta hiçbir ibadet kabul görmez.Yüce Allah’ın buyurduğu gibi ‘Kafirlerin tövbeleri kabul edilmez’Ey Cabir bizim yoklukta yerimiz yoktur ve açıklamasını yaptığımız Allah’dan başkasını görmüyoruz….’’

Hz.İmam Ali ise ‘Görmediğim Allah’a tapmam’ buyurmuştur.

İşte Semah Allah’ı özünde hissedenlerin ibadetidir.Allah’dan başka hiçbir şeyin olmadığını bilenlerin ibadetidir.Birileri her ne kadar ‘Semah İslami ve Kurani değildir’ desede güneş balçıkla sıvanmıyor.Semah döndü diye,Mansurlar,Nesimiler,Pir Sultan Abdallar asıldı.

Fakat gelin görün ki Bütün evren semah dönüyor.Haydi yobazlar durmayın gücünüz yetiyorsa Kainatı Güneş’i Ay’ı da söndürün! Şu Bir gerçekki Semah Kainatın ortak ibadetidir… Yıldızlardan galaksilerden tutunda en küçük Atomun yapısına kadar semah dönülmektedir…

Allah Eyvallah

KAYNAKÇA:

1- Tebyünü’l Kur’an,Hakkı Yılmaz cilt 2 syf 417-418

2- Fahruddin Er Razi, Tefsir-i Kebir,

3- Kadir Tuncer, “Semâh Nedir?” erenler forum, makale

SORU: HAYIR VE ŞERRİN ALLAH’TAN GELDİĞİNE İMAN İmanın şartları arasındadır? Siz Aleviler İmanın bu Şartını inkar ederek hem Kur’an’a hem Allah’a isyan edip dinden çıkmıyor musunuz?

Degerli canlar,

Sünni ekol, hayır ve Şerrin Allah’tan geldiğini kabul eder. Bu Alevi-Bektaşi inancında ise bu KÜFR’ÜN VE ŞİRKİN Ta kendisidir.


“…Kim yararlı bir iş yaparsa kendine Kim de Kötülük işlerse yine kendinedir. yoksa Rabbin asla kullarına zulm edici değildir.. 
Fussulet Suresi-46″

Alevi-Bektaşi’nin Amentüsü ” Hayrihi ve şerrihi” değil aksine “Hayrihi ve adaletihi min Allahu Teala” dır.

Şer Allah’tan gelmez, ancak beşeri zaaflardan ortaya çıkar. Şerrin Allah’tan geldiğini ileri sürmeyi Alevi-Bektaşi büyük hata kabul eder. Çünkü, Allah insanı şuurlu bir varlık olarak yaratmıştır, iyi ile kötüyü, sevap ile günahı tercih kişiye aittir.

Hayır ve Şerr, fayda ve zarar, ve bunlardan üreyen günahları, zulümleri, küfrü ve benzeri şeyleri Tanrı’ya isnat etmek KAZA VE KADER Tanrı’nın ürünüdür demek; Yezit ve Muaviye’in islam anlayışıdır. Şöyleki; Sünniler Ehl-i Beyt’e ve İmam Hasan ve Hüseyin’e ve 12 İmam’lara yapılanlardan kendilerini kurtarmak ve masum göstermek için, kaza ve kader anlayışını ortaya attılar.

ALLAH KUŞKUSUZ DOĞRUYU VE GERÇEĞİ BİLENDİR.

Sünni-islam anlayışına göre: “…Fayda ve zarar, hayır ve şerr, Tanrı’nın kaza ve kaderi ile olup, rızası ile değildir. Çünkü Hz. Adem ile şeytan; su ile ateş; cehennem ile cennet; dirilmek ile ölüm; saglık ile hastalık;iman ile küfr, itaat ile itaatkarsızlık;sevgi ve düşmanlık; Hz Muhammed ile Ebu cehil, kafir ile müslüman, hep Tanrı’nın yaratmasıyla meydana gelmiştir. Tanrı bunların hepsini kaza ve kadere bağlamıştır….”

Degerli Canlar; “Şerr ile isyan, küfr ile fısk Allah’ın kaza ve kaderi iledir, ama rızası ile değildir” demek hem imkansız hem boşunadır.. çünkü; “… bir hakim hüküm verdiği zaman, onun bu hükmünde rızası olmaz mı hiç? Aksi halde Tanrı’ya acizlik, ikiyüzlülük ve başarısızlık isnadı yapılmış olur. Halbu ki Yüce Allah’ın zatı böyle sıfatlardan, niteliklerden temiz ve münezzehtir. Böyle düşünenler küfre ve yalana batmış, olduklarından dolayı.. Kafirin küfrünü ve şerrini, KAZA VE KADERE bağlayıp, kabahatlerini örtmek için böyle düşünceleri edinmişlerdir.

Sünni Ekol kaza ve kaderi aşagıdaki ayetlere dayandırır.

Zümer suresine “… Tanrı herşeyi yaratandır, herşey O’nun Yanında muhafaza edilmiştir.” Zümer Suresi ayet 62.

“…. Tanrı kimi dilerse sapıklığa, kimi dilerse hidayete sevk eder… Nahl Suresi 93”

“… Tanrı Kimi dilerse onu doğru yola iletir. Bakara 142. ayet”

“… Tanrı, onların hem kalpleri hem de kulakları üstüne mühür başmış, gözlerinin üzerine bir de perde çekmiştir. Bakara 7.”

Öncelikle Degerli Canlar; Zümer suresi’in orijinalinde geçen, “KÜL KÜLLİN MİNİNDİLLAHİ” ayetinin zahirine bakıldığında, Herşeyin yapıcısı ve yaratıcısının Tanrı olması gerekir. Oysa bu düşünce yani hayır ve şerrin Allah’tan gelmesi şeytanın gidişatıdır. Buradaki “KÜLL” SÖZCÜĞÜNÜN “BAZI” anlamı taşıdığının bilinmesinde yarar vardır. Nitekim, benzer şekilde Hz. İbrahim (as.) in öyküsünde, Bakara suresinin 260. ayetinde “KÜLL” SÖZCÜĞÜ “BAZI ” ANLAMI taşımaktadır… Yine Neml suresinin 23. ayetinde belkıs olayında “KÜLL” SÖZCÜĞÜ yine bazı anlamı taşıdığı kolaylıkla görülür..

“…. Tanrı kimi dilerse sapıklığa, kimi dilerse hidayete sevk eder… Nahl Suresi 93″

Ayeti ise zahir anlamın aksine, Burada geçen “HİDAYET” sözcüğünün iki anlamı vardır. Birincisi; irşat ve beyan, diyeri ise lütuf ve ihsan ” bağış” anlamına gelir. Her ikisi de bütün insanlar için gerek mümin =iman eden… gerekse kafir “inanmayan” hakkında çoğul anlamını taşır. Yüce Tanrı müminlere bağışladığı lutfu, irşadı, peygamberler göndermesi,kudret ve imkan vermesi,aklıl ve buna benzer şeyleri kafirlere de bağışlamıştır. Böyle olmasaydı. o zaman, kafirler Tanrı’ya “..Ey Tanrı’! Sen bizim göz ve kulaklarımızı mühürleyip hakkı “gerçeği” görmek ve işitmek kuvvet ve kudretini vermedin” dediklerinde Tanrı’nın kafirlere karşı sorumlu olması gerekirdi.

Halbu ki Tanrı Nisa suresi ayet 165 te “… Ta ki Peygamberlerden sonra insanların Tanrı’ya karşı bahaneleri olmasın…” Yani; peygamberleri, insanların bana karşı bahaneleri olmaması için gönderdim. çünkü kullarıma delil ve burhan getirmek benim Tanrısal hakkımdır.

Bu nedenle buradaki hidayetten maksat, Tanrı’nın lutfu’nun çokluğudur. “Hidayet’i İlahi” , Tanrı’nın lutuf anlamını taşımaz olsaydı.. Allah’a imanı olmyanları imana çağırmak beyhude olurdu…

“…. Tanrı kimi dilerse sapıklığa, kimi dilerse hidayete sevk eder… Nahl Suresi 93″

Kur’anın orijinalinde gecen “delalet” sözcüğünün asıl anlamı, yukarıda verildiği gibi helak “sapıklık” olarak kullanılır. Ama “delalet” sözcüğü, Yüce Tanrı’ya isnat edildigi zaman HELAK “ÖLÜM” VE AZAP “İŞKENCE” anlamını taşır.

Benzer şekilde; “..Tanrı, zalimleri delalete uğratır.. İbrahim suresi 27”

Burada geçen Tanrı’nın delalete uğratması, yani zalimlere işkence verilmesi demek olur. Zalim olduklarından dolayı….

Kötülük Tanrı’dan değil yani onun dışındadır. Yine aşağıdaki ayetleri ibretle izleyelim…

“… And olsun ki şeytan içinizden birçok halkı saptırmıştı.. Yasin , 62”

yani şeytan , sizin aranızdan pek çoğunu doğru yoldan ayırmıştır.

Yine benzer şekilde, “.. Firavun, milletini saptırdı, doğru yola iletmedi. Taha suresi 79”

Yüce Tanrı kullarını saptırıp yoldan çıkartsaydı, bu isnadı kendisinden başkalarına isnad etmezdi…

Bu nedenle yukarıdaki eyetlere sünnilerin getirdiği anlamlar KÜFÜRDÜR ALLAH’A ŞİRK KOŞMAKTIR...
(TAM HÜSNİYE KİTABINDAN Faydanılmıştır..)

Saz çalıp dans ediyorsunuz Bunada İbadet diyorsunuz? Hz. Muhammed’ mi Hz. Musa’mı Hz Davut mu? dans ederek İbadet yapmış? Hangi Kitapta Böyle ibadet var? Saz var bağlama var veya müzik aleti var?

Kolları kanat olmuş da can uçuşur canana

Ayaklar basmaz olur yükselince meydana

Kainatı görürsün çerağların nurunda

İnsan varır Tanrı’ya, Tanrı varır insana.

Mevlâna

Semah İbadetimizin Kur’an ayetlerindeki yerini açıkladık, İlgili mesajın, kaynakçasına bakıldığında hz. Muhammed dönemi de dahil, İslam Tarihinin her noktasında Semah dönüldüğünü, sözlerimizin sadece Alevi kaynaklarınca değil, Gazali, İmam şafii, maliki gibi sünni din adamlarınında semahı tastiklerini kendi kaynaklarından ispat ettik:

Ama yetmez, Şimdide Kur’an dışındaki Diğer Kutsal kitaplarda müzik aletleri eşliğinde semahın varlığını ispata girelim:

SEMAH Kur’an-ı Kerim dışında diğert Kutsal Kitaplarda da yer alır..


Örneğin, 4 kutsal kitaptan biri olan ZEBUR semahı söyle anlatmaktadır 150. MEZMUR:

1 RAB’be övgüler sunun! Kutsal yerde Tanrı’ya övgüler sunun! Gücünü gösteren göklerde övgüler sunun O’na!

2 Övgüler sunun O’na güçlü işleri için! Övgüler sunun O’na eşsiz büyüklüğüne yaraşır biçimde!

Boru çalarak O’na övgüler sunun! Çenkle ve lirle O’na övgüler sunun!

Tef ve dansla O’na övgüler sunun! Saz ve Ney ile O’na övgüler sunun!

ZillerleO’na övgüler sunun! Çınlayan zillerle O’na övgüler sunun!

6 Bütün canlı varlıklar RAB’be övgüler sunsun! RAB’be övgüler sunun!

Yukarda açıkça görüldüğü gibi müzik ve dansla Rabbe övgüler sunun diyor ilahi kitap ve bu ilahi kitap Zebur yine Kuran tarafından onaylanan ve Hak kitabı oldugunu böylece ispatlanan bir kitap olarak, semahı, Müzik aletleri eşliğinde ibadeti Hak gercegi oldugunu gösteriyor bizlere..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.