CAMİ VE CEMEVİ KUR’AN-I KERİM’DE GEÇER Mİ?İSLÂM İNANCINDA İBADET YERİ NERESİDİR?

CAMİ VE CEM EVİ

kelimesi, Arapça “CEM” (toplanma, bir araya gelme) kelimesinden sonradan türetilmiştir. Bu anlamda, Kur’an-ı Kerim’ de ne cami kelimesi ne de cem evi kelimesi, sözcük olarak geçmez.

Kur’an ‘da ibadethane olarak secde edilen yer anlamına gelen, “mescit” sözcüğü geçer. İlk mescid Hz. Peygamber Efendimizin Mekke’den Medine’ye hicretinde kurulmuştur. Medine girişinde konakladığı KUBA köyünde yapılmıştır. Bu mescid yapılış öyküsü ise şöyle anlatılır:

Peygamberimiz Hz. Muhammed Medine’de “tef” çalınarak karşılanır ve devesini serbest bırakılır, deve iki yetim çocuğa ait olan bir yere konaklar. Bu yere ”Peygamber Mescidi” yapılır. İşte Kuba köyünde yapılan ilk mescid’in öyküsü böyledir.

Daha önce Peygamberimiz ibadetlerini evinde veya Ashab-ı Kiram’dan olan Erkan Bin Ebu’l Erkan’ın evinde yapardı. (İslam Ansiklopedisi “mescit” bölümüne bak.)


Medine’ye hicretinden hemen sonra ashabıyla birlikte bina ettiği, Peygamber mescidi: -Mescid-i Resul, Mescd-i Şerif, Mescid-i Saadet ve en çok bilinen ismiyle “Mescid-i Nebevi” adlarıyla anılmıştır.

Bu mescidte şunlar yapılıyordu:

1-Gündüzleri bir eğitim – öğretim yeri idi.

2- Geceleri ise, evsiz kimseler ve misafirlerin barınması için “Suffa” denilen üzeri kapalı bir bölüm eklenmişti

3- Hz.Muhammed dersler veriyordu. Yeni gelen insanlara okuma yazma bile öğretiliyordu. Savaş esirleri 10 kişiye okuma yazma. Öğretmeleri karşılığında serbest bırakılıyordu.

4- Buranın ihtiyaçları da sahabelerce karşılanıyordu. İslam’da ilk üniversite diyebileceğimiz bu okul sayısız alim yetiştirmiştir.

5- Bu mescit aynı zamanda, kurulan devlete ait bütün faaliyetlerin yürütüldüğü merkez niteliğinde idi.

6- Hz. Muhammed, ashabıyla sohbet ediyor savaş ve barış kararları orada alınıyordu. Elçileri orada kabul ediyordu. Savaşa çıkacak orduları orada techiz ederek yola çıkarır, topluma ait bütün meseleler orada çözüme kavuşturulurdu.

7- Medine de bir evi ve ailesi olmayan fakir kimseler de Suffa’da yatıp kalkıyor, ihtiyaçları buradan sağlanıyordu

Hz. Muhammed Mustafa’nın Temiz soyu Ehl-i Beyt’in ibadetini yaptığı mekana, yani

Alevilerin ibadet ettiği yere secde edilen yer anlamında “cemevi” denir.

Cem evi; Alevi İslam inancının ibadet yeridir. Geçmişte de tekke, zaviye, dergah olarak adlandırılmıştır. Farsça’da, dayanma anlamına gelen tekke (tekye) sözcüğü İslam’da inançsal etkinliklerin yürütüldüğü yapıyı anlatmak için kullanılır. Tekke insanlığın mabedidir, gönül gözünün aydınlandığı, kalp gözüyle görmeye başlanılan yerdir.

Tarihimize baktığımız da; Ahmet Yesevi Dergahın da, Hacı Bektaş dergahın da ve 1207 tarihinde yapılan Seyit Gazi Dergahın da “Kırklar Meydanı” veya “Meydan Evi” olarak anılan “Cemevi” ni göreceğiz. Bu dergahlara “Cami” sonradan eklenmiştir.

Bu mabetler değişik isimlerle anılmıştır; Mevlevilikte “huzur” ya da “huzur-ı pir” Alevilik’de “pir evi” yada “pir makamı” olarak adlandırılmıştır. Mutasavvıfcılarca ilk tekke, sufi adı ile anılan ilk kişi olan Ebu Haşim El-Kufi (ölüm 767) tarafından Şam yakınlarında Remle’de kuruldu ve İslam dünyasının her tarafına hızla yayıldı. 12. Yüzyılda Türkistan’da yetişen Ahmet Yesevi Hazretleri en büyük tekkeyi kurarak “Pir-i Türkistan” adı ile ünlenmiş oradan da küçük Asya dediğimiz Anadolu’ya Hacı Bektaş Veli tarafından taşınmış, Hacı Bektaş ilçesinde büyük bir dergah kurarak gönüller fethetmeye başlamışlardır.

Buralara “ışık dergahları” adı da verilmiştir. Çünkü burada doğan ışık Balkanlara, Budapeşte’ye kadar yayılmış ve gitmiştir. Işık dergahları olarak gönüller fethetmişlerdir. Bu dergahlardan yetişen dervişler dünyanın belirli yörelerine yayılarak irşatlarını sürdürmüşlerdir. Bu tekkelerde yetişen Yunus, Abdal Musa, Kaygusuz Abdal, Sarı saltık ve daha niceleri halen günümüzde de gönlümüzde de yaşayıp irşatlarını devam ettirmektedirler.

Türkiye’de II. Meşrutiyet ilanından (1908) sonra yapılan bir sayıma göre sadece İstanbul’da 311 tekke varmış. Ülkemizde tekkeler kullanım amaçlarının dışına taşındığı için 30 Kasım 1925 tarihinde, 677 sayılı yasa ile kapatılmış, tekke ve zaviyeler kapatılıp yasaklanınca o kelimeler yerine “Cemevi” kelimesi kullanılmıştır. Cem, birliğin ve beraberliğin adıdır. Cemin yapıldığı Cemevi ise sadece ibadet amaçlı kullanılmamış geçmişin mescitin işlevini yerine getirmiş ve getirmeye de devam etmektedir. Çok amaçlı olarak kullanılmaktadır.

Cem Evleri’nde neler yapılır.

1-İkrar ve iman, edeb ve erkan, tevella ve teberra, güvenin ve Birbirinden razı olanların toplandığı, Hakk’a temenna ve Hakk’ın tecelli yeridir

2-Barış, Huzur ve toplumsal birlikteliğin sağlandığı mekânlardır

3-Toplum içerisinde, suç işleyenlerin halk meclislerinde yargılandığı, Herkesin birbirinden rızalık aldığı meydanlardır. Bu manada, toplumsal yargı ve karar yeridir.

4-Alevi topluluğunun tapınma dışında toplumsal, bireysel sorunların çözüme kavuşturulduğu bir meclis işlevi de görmüş ve görmektedir.

5-Cem evleri, toplumsal kaynaşmanın birlikteliğin perçinleştirildiği, sohbet ve muhabbet ocağıdır

6-Hiçbir karşılık beklenmeksin (Veya sadece minimum maliyetler) eğitim-öğretim , kesintisiz devam ettiği mekanlardır. Bu mekânlarda, (saz, bağlama, semah, müzik, Bilgisayar kursu, dikiş-nakış, okuma, Vb birçok kurs verilmektedir)

7-Bir çok cem evi, ırk renk, dil, din gözetmeksizin bütün yoksullara aş evi olmuştur.. Bugün, herhangi bir cem evine gitseniz, farklı din ve mezheplerden fakir birçok insanın karnını doyurduğunu göreceksiniz.

8-Birçok cem evinde, hasta, ve doktora gidecek parası olmayanlara, bedava sağlık hizmeti sunulmakta, hastalara yardımcı olunmaktadır.. bu hizmetler renk, ırk, dil, din, mezhep ayrımı olmaksızın herkese bedava sunulmaktadır.

Allah Eyvallah

Kaynaklar:

1- İslam Ansiklopedisi, Bkz. “mescit”

2-M. Hamidullah, İslam Peygamberi, İstanbul, 1981,11,s. 832

3-Nesei, Mesacid, s. 21

4-İbn Sa’d Tabakatül- Kübra Beyrut, C.1, s.239

5- Ali Rıza UĞURLU, CEMEVİ, http://www.habercem.com/haberdetay.asp?tarih=&Newsid=8265&Categoryid=4


Standart

Cami ve Cem Evi Arasındaki Farklar



Degerli canlar,

Bir kısım sünni din adamları islamın tek ibadet yerinin cami olduğunu söylemekte, ibadet için Alevileri Camiye çağırmaktadır.

Camiler, Kur’an-ı Kerimdeki mescitlerin karşılığı olan ibadethaneler mıdır? Peki Cami ile Cemevleri arasında farklar var mıdır? Hangisi Hz. Muhammed dönemindeki mercilere daha çok benzer?

Şimdi neden alevilerin cami yerine cem evine gittiklerini cami ile cem evi arasındaki farkları inceleyelim:

1- Cami şeriat evidir. Cemevi ise, Alevi ve Bektaşi ibadet yeridir.

2- Camiye gündüz girilir, Orası şeriata aittir. Cem evine gece gidilir, Cem evi tasavvuf ehline aittir.

3- Cami gündüz açık gece kapalıdır. Cem evi ise, ibadet için gündüz kapalı gece açıktır.

4- İbadet evinin ibadet için gündüz kapalı olması Kur’an emriyledir.

Çünkü Kur’an-ı Kerim, İnsan Suresi ayet 26, İsra Suresi ayet 78 ve 79, Müzemmil Suresi ayet 1-9’a kadar ve 20. ayetleri, Nebe Suresinin 9-10-11 ayetleri, Müdessir Suresi 1-5 ayetleri emri gereği, Yüce Allah gece secde ve ibadet etmeyi buyurur.

“… Ey Muhammed! kalk ve kaldır. gecenin üçte ikisi veya evvel veya sonra kalk ağır ağır Kur’an oku. Biz Sana taşınması ağır söz vahiy edeceğiz. Şüphesiz ki, gece kalkmak kolay olmayacak, amma, huşu içerisinde ibadet için daha elverişli, daha tesirli olacaktır.. Bedeninizin rahatı ve istiratı için, geceyi size örtü ettik, bir bölümüne uyku verdik, Diğer bölümünde de halveti istiratına göre yönelip ibadet edesiniz,

Gündüzleri de geçim ve nafakanız için dolaşın, sizi uzun uzun işleriniz vardır…”

5-Camide arapça okunur, cem evinde her milletin anlayabildiği dil konuşulur.

6- Camide Allah’tan korkulur, cem evinde Allah sevgisi öğretilir.

7- Cami dünya meşgalesi, siyaset meydanıdır. Cem evi akıl ve imanın birleştiği , irfan meclisidir.

8- Camide cemaat Mescid-i Harama döndürülür. Cemevinde Bakara suresinin 115. ayeti gereği,

” Doğuda Allah’ın, Batıda Allah’ın, hangi yöne dönersen dön Allah’a dönmüş olursun.” hükmüne uyulur.

9- Camide ben/sen vardır. Cem evinde benlikten sıyrılarak Birlik vardır (Biz)

10- Caminin mihrabı vardır. Cem evinin ise Tanrı Aşkıyla kurulan, “Gadir-i humm” daki Hz. Muhammed’in veda Kürsüsü vardır.

11- Camide, Ezanı Muhammed varken, Cemevinde ise, Ezan-ı Muhammed ve sırat-ül Mustakim olan Ehl-i Beyt’in nefesi ve Hünkar Gulbanki vardır.

12- Camide kıbleye dönüş vardır. cem evinde, karşılıklı kıble oluş vardır.

13- Camide Fatiha okunur, el yüze sürülür. Cem evinde, Fatiha’nın sırrına erilir, Hakk’a niyaz edilir.

14- Camide “amin amin” derler, Cem Evinde Allah Allah derler.

15- Camide kadın erkek var. Cem evinde ise (Elhamdü lillâhi rabbil alemiyne) ayetinin hükmüne uyarak bacı ve kardeş vardır.

16- Camide ateş korkusu, cennet yalvarışı vardır. Cemevinde ise, her ikisinden vaz geçilerek, sevgi ile “Enel Hakk” inancıyla İnsan-ı Kamilin özünde, Tanrı’yı görmek vardır.

17- Camideki Yaratan ile yaratılmış ikiliğinden sıyrılalarak, Tanrı’nın tezahürü yansıması, “vahdet-i Vücut” olmak vardır.

18- Cami de şeriat ehlinin emir ve yasakları varken, cemevinde, akış ve imanın birleştiği, İlahiliğin İrfan meydanı vardır.

Gerçeklerin Demine Hû Diyelim..

Allah Eyvallah

yararlanılan kaynak:

Seyid Derviş Tur ,Erkânname


Camileri kimler yaptırdı?

Ravzatul Ahbab kitabının III. Cilt, 103. sayfasında ve IV. Cilt 100. sayfasında yazıldığına göre,

“…Muhteşem camileri Muaviye yaptırdı. Buralarda Hazreti Ali’ye ve evlâtlarına lanet eden hutbeler okuttu. Hazreti Ali’yi ve evlâtlarını sevenlerin katline fermanlar çıkardı….”

Ahmet Refik’in ‘Büyük Askeri Tarihi Umumiyesi’ne göre,

“…Camileri Muaviye yaptırmıştır. Sünniliği her tarafa Muaviye yaymıştır.”

Şirketi Sahafıyei Osmaniye Elhac Ahmet Hulusi fi 11 Şevval, -ene 306 tarihiyle Matbaayı Arnire’de İstanbul’da basılan Dibacei Tercümei Tıbyan’m yazdığına göre:

Hazreti Muhammed ile namaz kılmak için yapılan cami hakkında ‘La takım ebeden” ayeti gelince

“…Allahü-teâlâ o camilerde namaz kılmayı Hazreti Muhammed’e yasak etti. Peygamber’imiz sahabeden birkaç kişiden müteşekkil heyet gönderdi. Mescidi Tarra denilen camiye vardılar. Ana ateş urup yaktılar ve camiin binasını bozup yıktıIar. Ve o caminin yerini cife ve kinase ile doldurdular….

(II. Cilt, sy. 204, Tevbe Suresi)

Ve Ata eder: Ömer bin Hattap zamanı hilâfetinde vakta ki Ensar fethl olundu . Müslimine emreyledi ki yine mescit bina edeler. Lâkin iki -mescidi birbirinin yanında yapmayalar ki, biri diğerine zarar vermeye.”

(Bu sözlerden anlaşılan şudur: Ömer, hilâfeti zamanında Hz. Muhammed’in Medine şehrinde bulunan yardımcılarını, ensarını mağlup etti.

Ensarın isteklerine karşı koyarak, cami yapılması için emir verdi. böylece, Peygamber Efendi’mizin yıktırdığı camileri ilk defa olarak Ömer yaptırdı. Ondan sora da Muaviye yaptırdı.)

Ez-cümle: bugün sünni akidenin ibadet yeri olan camiler ile Kur’an-ı Kerim’deki mescitler aynı kavramlar değildir. Ne Peygamber’imiz ne de Ehli Beyt, Hz. Ali’ye küfredilen, camilere adım atmış değildir. Peygamber ve Ehli Beyt aynı zamanda mescit olan kendi evlerinde ibadet ederlerdi.

Allah Eyvallah


İslam İnancında ve kutsal kitabımız Kur’anda İbadethane için özel mabetlerde İbadet yer almaz. Kur’an’daki Tabirle tapınma yani İbadet yapılacak yer MESCİD, evlerdir Nitekim Tövbe Suresi Ayet 109 gereği ne Hz. Muhammed ne Ehli beyt özel olarak sadece ibadet için yapılan özel mekanlara girmemiştir.

Oysa gelin görünkü sünni anlayış Camiyi Allah’ın evi yapmakta, Hz. Ali’yi camide öldürmektedir.

Acaba Kur’anda mescit ( ibadet edilen yer) ibadethane neresidir? Yani nerde ibadet yapılması Emredilir?

Yunus Suresi 87. Ayet

“…..Mûsa’ya ve kardeşine şunu vahyettik: Kavminiz için kendilerini yerleştirmek üzere Mısır’da evler hazırlayın. Evlerinizi kıble yapın/karşılıklı yapın ve namazı/duayı yerine getirin. İnananlara müjde ver…..”

Nur Suresi Ayet 36.

“….O evlerde ki,Allah onların yüceltilmesine ve kendi adının içlerinde anılmasına izin vermiştir. Oralarda sabah / akşam O’nu tesbih ederler….”

Ve bakın Yüce Allah Ehli beyt’e nerde İbadet yapacaklarını Emrediyor!

Ahzab Suresi 33-34 Ayetler

“….Hem vakarınızla evlerinizde durun da önceki cahiliyyet devri çıkışı gibi süslenip çıkmayın, Niyaz/Dua/namaz kılın, zekat ( paylaşın) verin, Allah’a ve peygamberine itaat edin! Ey Ehl-i Beyt (peygamberin ev halkı), Allah yalnızca sizden kiri uzaklaştırıp tertemiz apak etmek istiyor….”

“…Zikir ve Duayı evlerinizde yapınız ve evinizde okunan Allah’ın ayetlerini ve hikmeti anın. Şüphe yok ki, Allah latifdir, herşeyden haberdardır.”

Peki Yüce Allah evlerinizde gizli İbadet etmeyip cemaat önünde aleni olarak İbadet edenler hakkında ne diyor?

Maun Suresi 4-7. Ayetler

“… Şiddetli cehennem azabı, o açıktan açığa namaz /Niyaz/ Dua eda edenler içindir ki, ellere Müslümanlık ve sofuluk göstermek için selamet ve tenha yerleri terk edip namazı / Niyazı aşikare kılarlar. Bunlar şu cemaattir ki, namaz diye bütün işledikleri amel ve ibadetleri Allah için olmayıp menfeaatlerini kazanmak için, halkın gözüne girmek ve Müslüman sofu görünmelerinin icabıdır… gaflet içinde olanlardır onlar..”

Degerli canlar, Kur’an-ı Kerim’in daha bir çok ayetinde ibadetin gizli, özellikle gece, ve evlerde yapılmasına yönelik ayetler vardır.

Buradan çıkan ilahi sonuç şudur?

1- İbadet için belirli bir zaman ve an verilemez. ( Beş vakit -üç vakit buların tümü uydurmadır Kur’ani değildir..)

2- İbadet için cami gibi, özel mabetler Kur’an da yoktur. Kur’an bilakis İbadetin evlerde yapılmasını emreder.

3- İbadete zaman ve mekan fetişizmi ne islamidir ne de Kur’anidir


Kur’an-i İbadette zaman ve mekan fetişiz mi var mı?

Degerli canlar…

Öncelikle ibadet için herhangi bir özel mabetin islam inancında olmadığını belirtmek gerekir. cemaatle toplu ibadet ise sadece Cuma İbadeti için geçerlidir. Cami ya da benzeri özel mabetler Kur’an-ı Kerim’in Tevbe suresi gereğinde yıkılmıştır. İlgili Ayetten sonra İbadethane insa edilmesi üzerine hiçbir sure ayet nazil olmamıştır.

Peygamber Efendimiz ise, kendi Evinin ikamet ettiği mekanın salonunda İbadet ederdi. Yine Ehl-i beyt’te yaşamları müddedince hiçbir özel mabet yaptırmamıştır. Tümü kendi İkamet ettikleri evlerinin salonlarında ibadetlerini yaptılar.

Tarihi kaynaklar göstermektedir ki camileri inşa edenler Halife Ömer, ve Muaviyedir/Emevilerdir. Yine İbadet belli bir zamandır. Demek, Kur’an’a ‘aykırıdır. Bidadtır.

İBADET KUR’ANİ MANADA NASILDIR?

1- Allahı anmak , ibadet etmek, belli bir zamana bağlanamaz.

2- İbadetin gizliği esastır. Aleni olarak yapılan İbadet riya ve şirke götüreceği için Kur’an İbadetin gizli olanını emreder.

3- İbadet toplu olarak değil, birey ile Allah arasındadır. ( Cuma İbadeti/Cem Ibadeti hariç)

1- Allahı anmak , ibadet etmek, belli bir zamana bağlanamaz.

Ahzab Suresi 41, 42. ayetler:

“.. Ey İnanlar! Allah’ı çok anın.. O’nu sabah akşam tesbih edin..”

Şuara Suresi 227. ayet


“… Ancak inanıp yararlı iş işleyenler, Allah’ı çok çok zikredenler ve haksızlığa uğradıklarında haklarını alanlar bunun dışındadır. Haksızlık eden kimseler, nasıl bir yıkılışla yıkılacaklarını anlayacaklardır..”

Enfal Suresi 45. ayet

“… Ey İnanlar! bir toplulukla karşılaşırsanız dayanın, başarıya erişebilmeniz için Allah’ı çok anın..”

Mearic Suresi 22, 23, ayetleri

“.. Kılınması vacip olan emrolunan, yüksek olan daimi ( sürekli) namazdır….”

Rum Suresi 17. ve 18. Ayetler


“.. Allah’ı akşam, sabah, birbiri ardınca tesbih et ve tenzih et. Yerde ve gökte olanlar öğle ve akşam ona hamd ederler.”

Şimdi Yüce Allah, İbadeti DAİMİ OLARAK isterken, siz İbadeti üç vakte, beşte indirgemeniz ve ibadete zaman fetişzimini sokmanız doğru mudur? Oysa Kur’anın hiç bir yerinde belli bir vakitte ibadet yoktur. İbadet devamlıdır.

Hemen belirtelim ki Kur’an birçok ayetinde ibadet olarak zikirden yani Duadan bahsedilir. Dua yolu ile Allah’ı anma ve tesbihten bahseder. Yoksa sabah akşam binlerce kez secde ve ruku edip dünyadan el etek çekmeyi değil..


İbadetin Gizliliği

Degerli canlar hemen belirtelim ki islam inancında İbadetin gizliliği mahremiyeti esastır. Yoksa cami ve benzeri özel mabetlerde namaz/salat ve benzeri toplu ibadet islamda yoktur. Kur’ani de değildir. ( Cuma İbadeti hariç/ Perşembe akşamları Cem ibadetidir)

Bakalım Kur’an bu konuda ne diyor:

A’raf Suresi 55. ayet

“… Rabbinize gönülden ve gizlice yalvarın, doğrusu O aşırı gidenleri sevmez…”

A’raf Suresi 205. ayet

“.. Rabbini gönülden ve korkarak içinden hafif bir sesle sabah akşam an, gafillerden olma…”

Bakara Suresi 238. Ayet

“.. Niyazlarını ( namazlarınızı) saklayınız, orta Niyaza (-gün içi Dua ve zikir- namaza) dikkat ediniz. Allah için Duaya kalkınız…”

Dikkat edilirse Burada Zikir özellikle vurgulanır.. yani dua…

Mü’min Suresi Ayet 9.

“… Ol kimseler, Niyazlarını ( namazlarını) saklarlar..”

Şimdi Kur’anın yüzlerce ayetinde İbadetin gizli yapılacağı açıkken camide ibadete insanları zorlamak ve bir mekan fetişizmi yaratmak Kur’ana asi olmaktır.

Peki bundaki amaç nedir? Elbetteki İnsanları manupule etmek siyasi çekişmeler için rant sağlamak ve insanları yönlendirmek… Kur’anın bir çok suresinde namaz olarak ifade edilen ve tercüme edilen kavramlar esasında zikir kasdedilir yani sabah aşkam Allah adını anmak, Dua etmek kastedilir. Yoksa Rukulü secdeli kıyamlı beş vakit ya da daha fazla İbadet değil.

Kur’an ‘ayetleri tetkik edildiğinde İbadetin daimi olduğu kesinlik kazanır.. Fakat Özellikle gündüzün çalışmak gece ise İbadet halinde olmak Kur’an emridir.

Sünni/Şii ‘lerin gündüz beş vakitlik/üç vakitlik namazlarına Kur’andan kanıt getirilez ancak Alevi_bektaşilerin gece yaptıkları cem İbadetine ve İnanların geceleri ibadet etmeleri Kur’andan pek çok kanıt getirilebir…

İsra Suresi 78-79

“… Güneşin batışından, gecenin koyu karanlıklarında salatında ( İbaetinde/ zikrinde) daim ol; seherde de Kur’an oku, seherde okunan Kur’an şahitlidir….”

Müzemmil Suresi 1-4 Ayet

“…Ey örtünüp bürünen! Gecenin yarısında, istersen biraz sonra, istersen biraz önce bir müddet için kalk ve ağır ağır Kuran oku….”

Müzemmil Suresi 6-7Ayet

“…Şüphe yok ki geceleyin kalkmak, pek meşakkatlidir, fakat ibâdet için de gece, pek uygun….

Doğrusu sana, gündüz uzun bir meşguliyet var;bunun için geceleyin bol bol ibadet etmek en uygundur…”

Müzemmil Suresi 20. ayet

“…..Muhakkak ki Rabbin, senin ve seninle beraber olanlardan bir topluluğun, gecenin üçte ikisinden daha azında, (bazan) onun yarısında ve (bazan da) onun üçte birinde (Kur’ân okumak, zikir yapmak, teheccüd namazı kılmak için) kalktığını biliyor. Ve geceyi ve gündüzü Allah takdir eder, onu sizin asla hesaplayamayacağınızı (gecenin zaman dilimlerini doğru tayin edemeyeceğinizi) bildi. Bu sebeple sizin tövbenizi kabul etti. O halde Kur’ân’dan size kolay geleni okuyun! Sizden bir kısmınızın hasta olacağını, diğerlerinin yeryüzünde, Allah’ın fazlından (rızık) isteyerek dolaşacaklarını ve diğer bir kısmının da Allah’ın yolunda savaşacaklarını bildi. Artık O’ndan (Kur’ân’dan) size kolay geleni okuyun, namazı/salatı/niyazı/duayı ikame edin, zekâtı verin ve Allah için güzel bir şekilde borç verin! Ve nefsiniz için hayır olarak ne takdim ederseniz, onu Allah’ın indinde daha hayırlı ve daha büyük bir ecir olarak bulursunuz. Ve Allah’a istiğfar edin (tövbe edip Allah’tan mağfiret dileyin)! Muhakkak ki Allah; Gafur’dur, Rahîm’dir….”

Yukardaki Ayetler bize açıkca sünni/ şii gündüz kılanan üç vakit yada beş vakit namazın/ ibadetin Kur’ani olmadığını Kur’an emrinin açık ve sarih olarak İbadeti gece yapılması gerektiğini belirtmektedir.

Bu durumda sünni/şii günlük beş vakit namazın Kur’ani dayanağı olmayıp sadece birer yorumdur…

Kur’ani ibadet tek başına, gizli olarak gece yapılır.

özel mabetler Kur’anda yoktur.

Toplu ibadet etme sadece Cuma İbadeti içindir Bu da Alevilerde perşembe Akşamı ( Hicri takvime göre Cumayı Perşembeye bağlayan aksam güneş batarken girilir) Cem ibadetidir.


GÜNLÜK 5 VAKİT NAMAZ KUR’AN-İ MİDİR?

Sünni ya da Şii’lerin Namazı/Salatı neden günlük ve beş/üç vakittir?

Sünni/Şii namazları, belli vakitlerde olandır. Günlüktür belli zamanlarda kılınır. Sünni anlayış, namazın her gün, günde beş vakit kılınması zorunluluğunu aşağıdaki hadise dayandırır:

” Peygamber, miraç’ta Tanrı’dan Mü’minler için günde elli vakit namaz buyruğu almış fakat MIRAÇ’tan dönüşte yolda Hz. Musa’ya raslamıştır, Hz. Musa, Peygamber’e günde elli vakit namazın insanlara ağır geleceğini söyleyerek Tanrı’dan bunu indirmesini istemiştir. Hz. Muhammed, Hz. Musa’nın öğüdüyle yeniden Tanrı katına gidip günlük namaz vakit sayısının indirilmesini talep etmiştir. Tanrı’ya her gidişinde beş vakit indirilmiştir. Hz. Musa, Hz. Muhammed’e daha da indirilmesi için Tanrı katına tekrar tekrar gitmesini istemiştir. En son beş vakte indirildiğinde bile Hz. Musa aynı isteği tekrarlamış. fakat Peygamber, bundan daha az sayıda vakit için Tanrı’dan ricacı olamayacağını belirtmiştir…”

Böylece sünni islam anlayışına göre beş vakit namaz kesinleşmiştir. Bu rivayet sünni ekolün en güvenilir kaynakları kabul edilen BUHARİ’nin hadis kitabında ve daha bir çok sünni hadis kitaplarında nakledilir.

Beş vakit namaza dayanak gösterilen bu hadis öncelikle Kur’ana islama ve Allah’a, Peygamber’e hakarettir. uydurma olduğu aşikardır. Şöyleki; bu hadisi doğru kabul eden sünnilere sormak gerekir:

1- Tanrı, Peygamber bile olsa, birilerinin isteğiyle sürekli görüş değiştiren ve karar veremeyen bir varlık mıdır ki, elli vakti kademe kademe beşe kadar indirmiştir?

2- Hz. Muhammed, günlük elli vakit namazın kendi inananları için katlanılamaycak derecede zor olduğunu akıl edemeyen biri midir ki, Hz. Musa’nın akıl vermesiyle hareket etmiştir?

3-Tanrı ve Hz. Muhammed ve Hz. Musa namaz vakitleri ve sayıları konusunda pazarlık mı yapmışlardır?

4-Hz. Musa, Tanrı ile Hz. Muhammed arasında pazarlık mı yapmıştır?

5-Hz. Musa, namaz vakitleri konusunda hem Hz. Muhammed’e hem de Tanrı’ya etkide bulunan gerçek bir belirleyici midir?

6- Yoksa sünni İslam’daki günlük beş vakit namazın uygulamasının kaynağı Hz. Musa mıdır?

7- Tanrı günlük elli vakit namazın insanlar için güç olduğunu Hz. Musa olmasa anlayamayacak mıydı?

Bu soruları yönelttimiz sünni ulema bize cevap olarak şu yanıtı vermekte..

“..Hazreti Peygamber’e isra gecesi, namaz elli vakit olarak farz kılındı. sonra azaltıldı ve beş vakte düşürüldü. Sonra şöyle seslenildi. Ey Muhammed, şüphesiz bizim nezdimizdeki söz bir değişikliğe uğramaz. Senin için bu beş vakit namaz, elli vakit namazın karşılığıdır..” (Buhari, salat, 76, Enbiya, 5)

KAYNAK: Mustafa Cemil KILIÇ, HANGİ SÜNNİLİK?


GÜNLÜK BEŞ VAKİT NAMAZ KUR’AN DA VAR MI?

Sunni akidede günlük namazda dayanak gösterilen ayetleri inceleyelim;

Hud Suresi ve beş vakit günlük namaz


İsmişah! Bismişah Allah Allah…

Hakk, Dost, Zahir, Batın, Hazır, Gaib. Sırr-ül Sır Erenlerinin Gülcemallerine aşk…

Ber-Cemal-i Muhammed, Kemal-i İmam Hasan, İmam Hüseyin, Ali ra Bülende salavat…

Allahümme salli ala seyyidina Muhammed-in ve ala Ali Muhammed…

“…Gündüzün iki ucunda, gecenin bir kısmında namaz/salat kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri (günahları) giderir. Bu, öğüt almak isteyenlere bir hatırlatmadır. Hûd SURESİ 114…”

Gündüzün iki başı gecenin saatinde,
Ey Muhammed! Salat’la yükseleceksin bize.

Kuşkusuz iyilikler kötülüğü kötürür.
Her an salatta olan o yükselişi görür

Hut Suresi-114 Alevi-bektaşi yorum

1- Ayette hergün ( Yevm=gün) ifadesi geçmez. Ayet İbadet için en uygun zamanı bildirir

2-. “Gündüzün iki ucunda (sabah ve akşam namazları/salatları)” ve “ Gecenin bir kısmında “ ( Yatsı namazı) ifadesi sünni ve şii yorumcular tarafından akşam, sabah ve yatsı namazlarının kastedildiğini ileri sürmektedirler.

3- Gündüzün iki ucu ifadesi sabah ve akşam namazlarına (Hergün olmamak şartıyla) kanıt getirilebilirken…“ Gecenin bir kısmında “ ifadesindeki…“ Kısımlar“ sözcüğü arapça karşılık olarak Kur’an da “ Zülef “ olarak geçer. Bu kelime ise Arapça gramerinde çoğul kuralları çerçevesinde en az üç adet anlamında kullanılmaktadır.

Yani sünni yorumdan yola çıkarsak; akşam ve sabah namazları dışında gece ayrıca 2 namaz vakdinin daha olması yani bir gece içinde dört vaktin bulunması gerekir.

4- Oysa ayet dikketlice incelendiğinde görülecektir ki; namaz ibadeti hergün değildir. Kulların, ibadet için sıdk ile riyadan uzak bir şekilde ibadet için herhangi bir gün içindeki uygun zamanlar belirtilmiştir.

Alevi-bektaşi islam ekolünde namaz/salat ise şöyledir:

Namaz=salat; Kelime anlamı olarak teslim olma anlamı tasır. Namazın/salat kabul olması için her türlü Riya’dan iki yüzlülükten ve gösterişten uzak olması gerekir

Namazın/salat, hem sünni hem şii hem de Alevi inancında, Peygamber’in mihracı esnasında farz kılındığı kabul edilir. Alevi Bektaşiler Perşembe akşamı Cem ibadetinde Ruku/secde/kıyam olarak iki rekat namaz/ halka namazı eda ederler. Bunun dışında ibadet sabah erkenden dua ve akşam yatarken zikir ve dua ibadetidir. Bunların dışında şekilsel anlamda bir namaz/niyaz eda etmezler. Ilgili ayetleri dua/zikir olarak yorumlarlar.

Nitekim Kur’anda Namazın/salatın nasıl olacağına ilişkin olarak Kur’anda bir hüküm yokken ayetler incelendiğinde 3 temel hareketin olduğu (ruku-secde kıyam) görülür.

Namazın zamanı ve sıklığı konunda ise açık bir hüküm olmayıp tartışmalar mevcuttur. Kur’an namaz için en uygun zamanların sabah erken, gün ortası ve akşam olarak göstermiştir. Fakat namazın her gün bu vakitler de kılınacağı mı yoksa ibadet yapılacağı zaman bu vakitlerin mi tercih edilmesi halen tartışmalıdır… Kur’an’ın hiçbir ayetin de namazın HERGÜN kılınması gerektiğine dair, bir ifade yoktur…

Peygamber ve Ehli Beyt’e bakıldığında ise namazın 2 rekat olarak 3 vakitte kılındığı ve hatta geceleri de zamanınlarının büyük kısmını namaz ve namaz sonrası tefekkür ile geçirdikleri bilinmektedir. Unutmayılım ki Peygamber’in namazında ne Riyadan söz edilebilir ne de gösterişten ya da herhangi bir zorunluluk dolayısıyla namaz kıldığından.

Peygamber ve 12 İmam her daim salat ve zikir üzre olandır. Bu anlamda herkes Peygamber gibi değil 3 vakit beş vakit her an ibadet halinde olabilir. Fakat İslam bunu emrediyor herkes 5 vakit ya da 10 vakit namaz kılmalıdır ve bunu hergün yapmalıdır derse buna ne Kur’an dan ne de Peygamber sünnetinden kanıt bulmaz. Çünkü HERGÜN İFADESİ Kur’anda geçmez ve Ehli Beyt’te ne 3 vakit nede 5 vakit namaz kılmadı.

Yani her kim Peygamber ve 12 İmam günde beş vakit kıldı yada 3 vakit kıldı yattı diyorsa iftiracının ve yalancının tekidir. O zaman beş vakit ya da 3 vakit namaz peygamber sünneti olarak gösterilemez çünkü Peygamber’in böyle bir sünneti yoktur.

Alevi bektaşi namazı inkar etmez. Kur’anda belirtilen zaman dilimlerini İbadet için Allah’ın Kullarına bir rahmeti olarak görür. Allah ibadeti, herkesin işinden gücünden çekildiği günlük kargaşadan kurtulduğu dinlenme anlarında yani kör zamanlarda ibadet etmemizi ister. sabah erken ya da gün ortası veya gece olduğunda insanlar her türlü riya ve iki yüzlülükten uzaklaşıp Tanrı’sına sıdk ile gönülden ibadet edeceklerdir. İsteyen dua ederek isteyennamaz kılarak.

Bunun ötesinde Kur’anda olmayan zaman ve mekan fetişmini yani 5 vakiti ve camide namaz kılma Ne İslama dayandırlabilir ne de Kur’andan delil getirilebilir. Nitekim Allah bu ibadetleri hergün de yapın diyebilirdi ( Yevm=gün ve hamse=beş Kur-an da ilgili ayetlerde yoktur.) Bur da bir hikmet ve inananlar için kolaylık vardır.

Kur’an-ı Kerimde namaz için zaman şartı Cuma namazıdır. Alevi-bektaşi farz olan Cuma namazını Perşembeyi Cumaya bağlayan gece kadın erkek karışık olarak toplu halde 2 rekat kılarak yerine getirir.

Sofular secde ederler mescidin mihrabına
Yar eşiği secdegahım, yüz sürerim kime ne
Kah çıkarım gökyüzüne hükmederim Kaf be Kaf
Kah inerim yeryüzüne yar severim kime ne


Seyyid Nesimi

KUR’AN-I KERİMDE NAMAZ/SALAT/NİYAZ KILMAMIN BIR CEZASI/YAPTIRIMI VAR MIDIR?

İmam Ali;

“…Niyazı/Dua/ Namazı gücünüz yettiği kadar yerine getirin. Şu bir gerçek ki Allah Niyaz/ Dua/namaz için kimseye azap etmeyecektir….”

(İbn Hemmâm, el-musannef, 3/78)

Degerli canlar,

Belirtmek gerekir ki

Namaz/ Niyaz kılmamanın Kuran’ı Kerim de maddi ve manevi bir yaptırımı yoktur.

İmam Ali’nin bu sözüde hiçbir yoruma gerek olmayacak şekilde açıktır.

Gerek, Kuran’ı Kerim deki ”salatı” kabul edip icraa edenlere , ya da Biz Alevi-bektaşiler gibi namazı niyaz olarak algılayanlara zulüm, baskı yapılamaz. Yine aynı şekilde yapmayanlar da bir baskı yapmak doğru değildir.

Kaldı ki Kuran’ı Kerim de yürüyerek ”salat” bile yapılacağını açıkca söylerken belli bir kalıba dökmek zoraki bir dayatma olacaktır.

Herkes İbadetini istediği şekilde yapsın dileyen dua ile Dileyen Semah ile, Dileyen Niyaz ile…

ALLAH EYVALLAH

DERLEYEN: SERKAN HORUZ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir