Es SEYYİD EBU’L VEFA

İsmi Şah Bism-i Şah Allah Allah, hayırlar fet ola, şerler def ola Hak-Muhammed-Ali yol göstericimiz ola, Gerçeğin demine devranına hu diyelim…

Evvelden Hakk’ a selam getirelim… Peygamber ve nesli al-i abaya salavat getirelim:

Allahümme Salli Ala Seyyid’ina Muhammed-in ve Al’a Ali Muhammed…

“….Vakit tamam oldu. Ol yüceler yücesi Allah küfre sapmış halka acıdı. İçlerinden sıdk ile iman edenlerin dualarına ve salatlarına karşılık verdi . Gayp alemi Erenlerinden, bir kulunu gönderdi. Ceddi Muhammed, Nesli Ali’den İmam Zeynel Abidin oğullarından Es-Seyid Ebu’l Vefa, batın aleminden zahire doğdu…

Tac-ül arifin derledi Künyesine, Sene tamam olunca Hakk’tan emroldu geldi fena alemine, konuşurdu sadece lisanı Kürtçe, bilmezdi hem yoktu nasibi başkada ilimde …

Bir gece rüyasına girdi Ceddi Muhammed, ağzından verdi hem nasibini de, gözünden perdeler kalktı, cümle eşya sırrın O’na açtı. Hakikat ilminde bahri ummana daldı. Bir gece vakti idi Ali sırrı verildiğinde…

Hakk’tan emrolunca cümle sırlar açığa vuruldu. Pek çok kürt, mecusi, dini Muhammedi’yeye girip, Ehli Beyt’e gönül verip etrafında toplandı. Nerde kelam eylese, Ceddi Ehli Beyt’en söylese, birçokları imana gelip tövbe ederdi…

İşte bu zamanlarda Halife, Kaim bi-Emrillah idi. Çevresinde münkirler ve de gerçekleri göremeyen Ehl-i Beyt düşmanı pek çoktu. Ebu’l Vefa’yı kötülediler halifeye, akıllarınca saraya davet edip rezil edeceklerdi Ehli sünnetin en tanımış alimlerince...

Halife Kaim bi-Emrillah’ın huzuruna çıktılar bu gösteriş islamını benimseyen küfr ehli ve dediler ki…

—” Zeynel Âbidin oğlullarından bir kimse zahir oldu, cümle ahali O’nunla Ehli Beyt’e iman eyledi ve hilafet dahi benim atalarımın der imiş, kadınlı erkekli Cem olup, içki içip, sema eylerlermiş, eğer şimdiden buna bir çare bulmazsak, fitne-fucur çıkar, halifeliğin tehlikeye girer dediler.

Halife merak eyledi, Es-Seyidi görmek diledi. Haberciler gönderdiler. Davete icabet dilediler…

Hazreti Seyid de davete icabet lazımdır diyerek, halifeden gelen bu daveti kabul eylediler. Bu yolculuğa bir çok kabileden kimse de çıkmak diledi. Hazret, halkı men eyledi ama ne çare, birini men ederdi başka kabile daha gelirdi.

Hazret-i Seyyid Bagdat Şehri’ne girdiğinde, takip eden taliplerinin sayısı için, kimisi der on bin idi, kimisi der onbinden fazla idi. sözün özü peşi sıra pek çok insan cem olmuş Hazretin izindeydi. Rivayet odurki; Bir o kadar daha büyük bir kalabalık karşı geldi. Seyyide bağlılıklarını sundu, hep birlikte Şehr-i Bagdat’a girdiler.

Her kim Seyid-i görse, kelamına nail olsa tövbe eder. Ehl-i Beyt kervanına dahil olurdu. Seyidi gören cümle Bağdat halkı fikir birliği ettiler ki; Hazret-i Seyid, Evliyaların Büyüklerindendi. Seyid Bagdat sokaklarında bir mescide girdi. Halk o kadar etrafında cem olduki, yukardan darı saçsalar yere düşmez idi.

Hazret-i Seyyid, Minbere çıktı. Evvel emirde Allah’ı zikretti, Cedd-i Muhammed’i ve dahi Evlad-ı Resul’ü andı. salat-ı selam getirdi. cümle halkı tövbeye çağırdı ve nice Hakk’a kapalı gönüllerin kilidini açtı.Ehl-i beyt aşkına göz yaşı döküldü.

Günlerden Cuma, vakitlerden Akşam vaktiydi. Cümle erkan cem olup namaza durdu. Peygamber namazı eda edildi. 12 İmam adına göz yaşı döküldü. Ol mescidde zikir hiç bitmedi. Daim-i bir zikir var idi.Durmadan yeni kullar gelir tövbe ederdi. bağlılıklarını sunarlardı.

Durumdan haberdar edilen Halife, Seyidi Tebdil-i Kıyafet içinde ziyeret etmek diledi. Yanına Said İbni Nasr derlerdi Şafiii ulemanın en ileri gelenlerinden ve pek saygı gösterilenlerindendi yanına aldı,
Seyid’in buluınduğu mescide girdiler. Ahaliye nazar eyledi. Gördü ki, Seyid Nurlar içinde oturur, etrafında cümle azizler, Hakk’ın ismini Okur, halifeye dehşet geldi. kalbine ikilik düştü, yanındaki Ebu Nasr’a dönüp:

—-Ben Seyid-i imtihan etmek isterim ne dersin?

Said ibni Ebi Nasr:


—Ya halife! İmtihana ne hacet. Zira Bu Seyid’in Hakk üzre olduğu gün gibi ortadadır. Dedi

Halife, Nasr-ı dinlemedi, cematin arasına karıştı. Hatunlar ve er kişiler birlikte cem olmuşlardı, yanlarına vardı. Bir hatunun eline yapışıp sıktı.

Hatun:

—Ya halife! Benden Uzak ol ki ben Hakk ile meşkulum. Dedi.
Halife hemen elini çekti. Başka bir yere gitti. Bir kız gördü, onun da yanına varıp elini sıktı.

Kız:
— Ya Halife utanmaz mısın? ve Allah’tan korkmaz mısın? Evvel eline yapıştığın benim kız kardeşimdi, seni rüsva eder, halife olduğunu halka bildirirdi. Yürü bizden uzak ol. Biz Allah’tan gayrısıyla meşkul değiliz.
Soyu temiz Seyid’in nuru itişamı, Halife’nin her tarafını sardı, zor durumda kaldı ve sarayına geri döndü.

Said Halife’ye söyle hitap etti:

— Ya Emir el mü’minin, ben size tecrübe etmemize gerek yoktur, O’nun nuru herkesi kaplamıştır demedim mi? Malumdur ki, bu kişi veliullahtır. Eğer imtihan etmen şartsa ilmi konularda tartışabilecek, bu işin ehli kimseler bulalım, en zor soruları sorsunlar eğer yenilirse yalancı olduğunu anlarız, eğer bilirse O’na bağlanmak gerekir.

Halife’ye bu söz çok hoş geldi. Bir elçiye yanında yedi tulum dolusu içki ile seyyide bir mesaj gönderdi.

Mesaj söyle yazıldı:

“… Halifenin sizlere selamı var. Duyduk ki içki içip cem olurmuşsunuz? Kadınlı erkekli toplanıp bu içkiden içesenüz, ol sebebten Bu yedi tulup şarap halifefen hediyedir. Sizler için!!!”

Halife’nin Mesajını taşıyan elçiye Muhammed kadiri derlerdi. Halife’nin en güvendiği ve has adamlarından biri idi.

Muhammed Kadiri, yedi tulum şarabı aldı, Hazret-i Seyid’in huzuruna vardır. Korku ve dehşet baskın geldi. Mesajı söyleme kudretini gösteremedi.

Hazret-i Seyyid’e durum malüm oldu. Ve şöyle buyurdu:

-Ya Çaker ( Kul-hizmetçi), Bu tulumlarda baldan ve yağdan gayri nesne yoktur. Halife dervişlere selam edip, hediye getirmiştir. Ve sözüne devam etti:

—Ya Dervişler! Çanaklarınızı getirin, Dervişler çanaklarını getirdiler.
Seyyid, Muhammed Kadiriye döndü.

—Ya çaker sen kendi elinle taksim eyle! diye buyurdu.

Muhammed Kadiri, tulumun birini açtı ki, şarap değil, bir bal var ki, beraklığından yüzü gözükür. Bir kokusu vardır ki, misk-i anber ve dahi birin dahi açtı ki, şarap yağ olmuş.

Hakk’ın kudreti Hazreti Seyyid’in himmetiyle, bal ile yağ taksim edildi. Bal-ü yağın kokusundan akıllar durdu, çaker bunu görüp kendinden geçti. Hazret-i Seyid’in ayağına düştü. Tevdi eyledi, pirin hizmetine girmeye destur istedi.

Seyyid, Bir tas getirdi. Bir tafarına, ateş, diğer tarafına pamuk orta yerinede kar koydu. Tasın ağzını kapadı. Çaker ile halifeye gönderdi…


Seyyid demek istediki. ” erenler şehveti ateş gibidir, ve hatunların şehveti pamuk gibidir, ateş ile pamuk bir arada bulunmaz. Amma Ayin-i cemimizde seyid’in himmetiyle ateş pamuğu yakmaz…”

Nitekim, halife tası açtığında, ateş pamuğu yakmamıştı. Halife anlatılmak isteneni anladı, tası boşalttı içine bir yılan yavrusu koydu, ağzını sıkıca kapatıp, içinde ne olduğunu kimsenin söylememesini tembihi ile, seyyide tası geri gönderdi.

Muhammed Kadiri, tası getirdi, Hazret-i Seyyid’in önüne koydu.

Hazret-i Seyyid:


—Ya çaker, utangaç halifeden, getirdiğin nedir?

Çaker;


—Ya Seyyid, Halifemiz, bu tasın içindeki nesneyi söylemememizi istediler.

Seyyid:


—Erenleri, böyle basit birşeyle mi denemek isterler, Bu düşük mertebedekilerin sınanmasıdır. Hemen yanında duran kardeşinin ağlu Seyid Matar vardı ve yaşı çok küçüktü, el ile Ona işaret buyurdu,

–Ya matar, bu tasın içinde ne vardır keşf ile bunlara bildir.

Matar:
—Ya seyyid, Cümle yerleri, gökleri ve cem-i makamları seyrettim, bir yılan yavrusunu anası yanında bulamadım. kaybolmuş, meğerki bu tasın içindeki kaybolan yılandır..

Çaker bunu işitince,nara atıp yere düştü, aklı başından gitti. Üzerindeki kıymetli elbiseleri çıkardı, çul ve kötü elbiseler giydi. Şan ve Rütbeyi terk eyledi. Tövbe diledi, Ona bağlandı…

Seyid’in Şöhretini kıskanan Ehl-i beyt karşıtları Halifeyi Seyid’e karşı kışkırdırlar.

Sünni Alimler

— Ey halifemiz! Şu Ebu’l Vefa’nın sizin tahtınızda gözü var. Şimdiden çaresine bakmalıyız. Derler.

Halife, Bunun üzerine, Seyyid’i saraya davet ederek, Sünni Alimlerin ve Ehl-i beyti sevmeyenlerin önünde sınava davet etti.

Bu toplantılardan birinde, hanifi, maliki, hanbeli ve şafii Alimlerin en namlılarından 40 bilgin bulunur.

Ebu’l Vefa bunlara evvela, Caminin yanında demirden yapılmış bir minberi kızgın ateşle kor haline getirmelerini, bu minbere çıkarak kendisine soracakları tüm soruları yanıtlayacağını söyler.

Alimler isteğini yerine getirler. Büyük bir kalabalık toplanmıştır. Önde Alimler arkada ahali….

Seyyid evvela besmele çeker, sonra minbere çıkar oturur. Hz. Peygamber’e, ve Ehl-i beyt’e salavat getirir. Oradakiler kızgın kor halindeki demirin Seyid’i yakmadığını görünce, şaşkına dönerler.

Seyid Kim soru soracaksa buyursun der?

Fakat bilginler soracakları soruyuda unuturlar. Elleri ayaklarına dolaşır. Nasılsa Birisi o sırada aklına gelen şu soruyu Seyid’e yöneltir:

— İslam nedir?

Ebu’l Vefa:

—- Hangi İslamı soruyorsun? Senin İslamı’ndan mı soruyorsun? Yoksa Benim İslam’ından mı?

diye söyleyince o zat:

— İslam iki Türlü müdür diyorsun?

dedi.

Seyid Ebu’l Vefa:

— Evet iki türlüdür: Sizin İslam’ınız, imanınızın aynıdır. Sen, Allah birdir, eşi ve benzeri yoktur. Muhammed Mustafa ( S.A.V.) hak peygamber diye dilinle söyler, kalbinle buna inanırsın. Allah’ın ve resulü’nün emrini tutup, onunla amel edersin.

Amma Bizim islamımız bazı değişiklikler içerir. Şöyleki:

Biz imanın yanında, hiçbir zaman Allah Teala’dan gafil olmamak islamdır deriz. Sizin orucunuz Ramazan da fecrin ağarmasından güneş batıncaya kadar yemeden içmeden kesilmek ve akşam oluncada iftar etmektir. BİZİM ORUCUMUZ İSE: yiyeceklerden, giyeceklerden ve bütün kainattan uzak durmaktır. ZEKAT’a gelince; altından bu kadar, gümüşten şu kadar ve davardan su kadar deyip, fıkıh kitaplarında açıklandığı gibi verirsiniz.. BİZİM ZEKATIMIZ, mevcut olan herşeyi fazla fazla vermektir. Allah katında makbul olan nesnelerle zenginlik hasıl edip meydana getirip, dünyevi bütün varlıklardan el çekmektir.

Seyyid, sonra Haccı ve diğer emirleri bir biri açıkladı, Bu anlattığım İslam’a kim sahiptir? diye sorunca hiç kimse cevap veremedi

Seyyid:

— Ey Cemaat! benim için çok şiddetli bir ateş kızdırdınız, ama Allah’ü Teala söndürdü. Hani bana soru sormak için günlerdir hazırlık yapan kırk bilgininiz? gelsinler sorularını sorsunlar?

Kimse cevap vermeyince, Seyyid:

— bana soru hazırlayıpta Allah tarafından size unutturulan soruları ben sorayım ve yanıtlarınıda vereyim dedi..

hepsini tek tek yanıtladı. herkes hayretler içinde kaldı. utancından ne yapacağını bilemeyen sünni bilginlere şöyle seslendi:

—“.. Sizler hilafetin ve şeriatın medreselerinde öğrenim gördünüz. bunun hiçbir önemi yoktur. Öğrendikleriniz bilimsel olmadığından hepside birgün unutulacaktır. geçersizolacaktır. Amma, Ledun ilminin okulu yoktur. kağıdı gönül sayfasıdır. kalemi de insanın kalbidir. Bu ilmi öğrenen her iki dünyada mutlu olur..

dedi ve minberden indi… sünni bilginlerden, İbn-i Akil, ve ibn-i Hübeyre , seyidi kutladı.. ikinci bir vaaz verilmesini dilediler..

Seyid, Kürsüye çıktı.. Ehli beyt’in kutsallığını anlattı, Emevilerin zulmünü kınadı.. 12 İmam’a halkı çağırdı..

SEMAH VE E’BUL VEFA

Tac’ül Arifin Seyyid Ebü’l Vefa’ya dervişlerinden Ebu Gamame sorar:

– Ey Efendim! Semah konusunda ne buyurursunuz, helal mıdır, yoksa haram mıdır?

Hz. Seyyid:

“…- Bu semah, semah edenin durumuna bağlıdır. Semah ateş gibi, gönüllerde odun gibidir.

O gönül ki temizdir, güzel kokusu vardır, güzel kokulu ağaçlara benzer. Bu ağaçlar ateşe bırakılınca güzel koku yayarlar. Başka bir gönül de vardır ki, temiz değildir, yaramaz kokusu olan ağaca benzer, bu ağacı da ateşe bıraksalar, fena bir koku yayılır.

Semah da bazı kalplere cila verir ve aşkını artırır. Bazı kalplere ise inkar verir, karanlığını artırır. Bazı ağaçlar da vardır ki, güzel ve kötü kokusu yoktur, kokusuzdur. Yakılınca iyi ve kötü kokusu çıkmaz, çabuk yanıp gider. Bazı gönüller de vardır ki, semahtan ne şevk duyar ne de inkar ve karanlık duyar. Kendi aleminin dışına çıkmaz.

Bu demektir ki,

semah; bazı kimselere mübah (uygun) bazısına mendup (beğenilen) bazısına vacip (yapılması gerekli) bazısına mekruh (istenmeyen) ve bazılarına da tehlikelidir. Her birinin ehli vardır. Sakın ola ki, kimse mertebesini aşmasın, zira tehlikelidir.” diye buyurdu….”””

Hz. Seyid Semah hakkında Yine buyurdu ki:

“…Allah-ü Teala’nın arif kulları için hazırladığı bir şerbet vardır. İçince sevinilir, tasalarını atarlar, sarhoş olurlar, vakitleri hoş olur. Vakitleri hoş olunca da gaip olurlar. Gaip olunca hazır Tanrı katında olurlar.

Hazır olunca nazar ederler, nazar edince talep ederler, talep edince bulurlar. Bulunca ondan başkasını yitirirler, yitirince ulaşırlar, ulaştıkları zamanda muttasıl olup (Gözünü Cenab-ı Hakk’ın vücuduna bağlı görmesi) meydana gelip müşahede edip (Hakk’ın birliğini varlıklarda görüp) şu sesi işitirler;

Rableri onları kendinden bir rahmet, razılık (ebedi hoşnutluk) ve kendilerini içinde sonsuz ve devamlı nimet bulunan cennetlerini müjdeler.

Evet semah budur.

Rableriyle bütünleşmenin, vahdet-i vücut olmanın adıdır.

Allah Eyvallah

DERLEYEN: SERKAN HORUZ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir