HACE BEKTAŞ-I VELİ HACI OLMUŞ MUDUR? ALEVİ/BEKTAŞİLERDE HAC İBADETİ VAR MIDIR?

“Hac” kelimesi, ziyaret etmek anlamına gelmektedir. Dini anlamda ise, kutsallık atfedilen mekanların ziyaretidir. Örneğin; Kâbe Mekke Ya da Medine, Kudüs şehrinin ziyareti, türbe veyahutta herhangi bir dinin kutsal mekanını o dinin mensuplarının ziyareti gibi.

 “Hacı” kelimesi ise bu manada ziyaret eden kimse olarak tanımlanabilir.

Peki HACI BEKTAŞ-I VELİ,  hacı olmuş mudur? Hacca gitmiş midir? Gitmemiş ise neden ” HACI” denmektedir?

Öncelikle, Hacı Bektaş-ı Veli, ismindeki hacı kelimesi yukardaki tanımını verdiğimiz kelime ile aynı anlamda değildir. Esasen” HACI” degil “HACE BEKTAŞ-I VELİ’dir. Nitekim,  “Hace” kelimesi ; farsça efendi, sahip, önder, reis anlamlarına gelir.  “Hace” Kelimenin Tacik Farsçası karşılığı ise “Hoace” (Tacikce farsçası)’dır . Tacikce’den bize Hoca diye geçmiş sonra zaman içerisinde  “hacı” olmuştur.

“Hacı” dini anlamda, sünni teolojiye ait bir terim olup  hac mevsiminde Kâbe’ nin ziyaret edilmesidir. Alevi bektaşi islam anlayışında hac ise, Kur-an-Kerim’in ilgili ayetin batıni yorumuna dayanır.

Bu bağlamda Aleviler Haccı inkar etmez, fakat Kur’an-ı Kerim’deki “BEYTULLAH= Allah’ın evi” lafzının Mekke’deki Kabe değil İnsan-ı Kamil’in gönlü olduğunu kabul ederler. Bu nedenle hac alevilere göre Kabe değil İnsan- Kamil’in gönlüdür/ nasihatıdır. İnsan-ı Kamil-i ( Pir/Dede/Baba) sözünün sohbetinin dinlenmesidir.

Nitekim; Kur’an-ı Kerim’de  Hac ibadetinin farz olduğu Ayetin Alevi Bektaşi Batıni yorumu söyledir:

İsmişah! Bismişah Allah Allah…

Hakk, Dost, Zahir, Batın, Hazır, Gaib. Sırr-ül Sır Erenlerinin Gülcemallerine aşk…

Ber-Cemal-i Muhammed, Kemal-i İmam Hasan, İmam Hüseyin, Ali ra Bülende salavat…

Allahümme salli ala seyyidina Muhammed-in ve ala Ali Muhammed…

Gerçek şu ki, insanlar için ilk kurulan Ev Bekke (Mekke) de o kutlu ve bütün insanlar (alemler) için hidayet olan (Ka’be)dir 

Orada apaçık ayetler (ve) İbrahim’in makamı vardır Kim oraya girerse o güvenliktedir 

Ona bir yol bulup güç yetirenlerin Ev’i haccetmesi Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır Kim de inkâr ederse şüphesiz Allah alemlere karşı muhtaç olmayandır.” 

Al-i İmran Süresi Ayet: 96-97

O ilk Kurulan ev ve tapınak ya da tapınılan yer neresidir? Kabe Hz. İbrahim’in yapısı olduğuna göre Burası değildir. Çünkü İbrahim Peygamber’den önce de Cümle Peygamber’ler Allah’a tapmadı mı? Secde ve Ruku etmedi mi? Dua ve salatta bulunmadı mı? Oysa Hz. İbrahim’den Evvel Kabe Yoktu. O zaman Hz. İbrahim’den evvel Allah’a dua ve salat edenler nereye yöneliyorlardı?

Süphesiz, Hakk’ mekan biçilemez. Herhangi bir mekan Allah’ın evi denilemez. Allah lamekandir. Lakin Kur’ani manada Hakkın evi Kabe veya fiziki bir mekan olmayıp GÖNÜLDÜR. İşte O gönüldür ki Kabe’dir. Hz. İbrahim’in ve Tüm yaratılanların Kabe’sidir. O gönüldür ki kimse oraya giremez. Gönül evine giren/secde eyleyen/ziyaret/hac eyleyen Hakk’ın evine varır ki Korku yoktur ona, Güvenliktedir. Hicbir düşman ele geçiremez orayı.

 Şimdi düşünelim; , Tarihte defalarca kez sel suları altında kalan, onlarca kez yakılıp yıkılan ve düşman askerlerinin yerle bir ettiği Kabe, dahası her inancın kendi Tanrısınin putunu yerlestirdigi, ve her sene hac ettigi mekan nasıl yukarda bahsi gecen Allah’ın evi olabilir?

Kâbe ile ilgili ayetleri incelemeye devam edelim:

İsmişah! Bismişah Allah Allah…

Hakk, Dost, Zahir, Batın, Hazır, Gaib. Sırr-ül Sır Erenlerinin Gülcemallerine aşk…

Ber-Cemal-i Muhammed, Kemal-i İmam Hasan, İmam Hüseyin, Ali ra Bülende salavat…

Allahümme salli ala seyyidina Muhammed-in ve ala Ali Muhammed.

Allah, Beyt-i Haram (olan) Kabe’yi ( Vicdanı/Gönülü) insanlar için bir ayaklanma (kıyam evi) kıldı; Haram Ay’ı kurbanı ve boyunlardaki gerdanlıkları da Bu Allah’ın göklerde ve yerde ne varsa tümünü bildiğini ve Allah’ın gerçekten herşeyi bilen olduğunu bilmeniz içindir…”

 

Maide Suresi : 97

Hani biz, İbrahim’e Evin (Kabe’nin) yerini belirtip hazırladığımız zaman (şöyle emretmiştik “Bana hiçbir şeyi ortak koşma tavaf edenler kıyam edenler rükua ve sücuda varanlar için Evimi tertemiz tut…” 

HAC SURESİ/26

O ev neresidir? Kuskusuz Nurûn olduğu evdir orası. Hicbir kötülük giremez oraya, haksızlığa karşı, zalime karşı bir ayaklanma ve karşı çıkış yeridir o ev.

O evlerden bir evdir ki Hakkın mekanı gönüldür orası/ Vicdandır. Öte yandan taştan topraktan fiziki bir makan bir mekan Lamekan olan Allah’ın evi olabilir?

Tüm Rukular, Kıyamlar, secdeler bizzat Gönüllerde mekan tutan Allah’adır. Her kim ki Allah’ı taştan topraktan mekana hapseder. ve burası Allah’ın evidir der. mekandan ve zamandan münezzeh olan Allah’ın ayetlerini İnkar eder.

Alevi/Bektaşilerin bu batıni yorumuna karşılık, Sünni/Şii akide şöyle bir soru yöneltir:

SORU:Madem, hac insan- kamil’in ziyareti, sözü ve sohbeti? Buna Kur’ani deliliniz Nedir? Peygamber ve ashabı Kiram neden Kabe’yi ziyareti hac kabul etmiştir? Buradaki çelişkiniz nasıl İzah edilir?

Cevabımızı Kur’an ile verelim:

İsmişah! Bismişah Allah Allah…

Hakk, Dost, Zahir, Batın, Hazır, Gaib. Sırr-ül Sır Erenlerinin Gülcemallerine aşk…

Ber-Cemal-i Muhammed, Kemal-i İmam Hasan, İmam Hüseyin, Ali ra Bülende salavat…

Allahümme salli ala seyyidina Muhammed-in ve ala Ali Muhammed…

İnsanlar arasında haccı ilan et ki, gerek yaya olarak, gerek uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler.

Hac Suresi Ayet: 27

Hac ile ilgili daha önceki Ayetlerde açıklandığı üzre, HACTAN MAKSAT, Beytullah’ı yani Allah’ın Evini ziyarettir.

Beytullah ise, taştan topraktan Mekke’deki bina değil, İnsanı Kamillerin, Mürşidi Kamillerin gönlüdür.

Dolayısıyla Tavaf gönüllere yapılır. Bu manada Beytullah’ın ziyareti yani HACC-I HAKİKİ insan kalbini tavaf demektir. En büyük hac ise, Mürşid-i Kamil’in gönlünün önünde eğilmek/sözünde sohbetinde/nasihatında bulunmak, ziyaret etmektir.

Nitekim. hac Suresi 27. Ayette de Bu açık ve sarih olarak ortaya koyulmuştur..Yüce Allah Bizzat Hz. Muhammed’i ziyareti hac kabul ediyor… sana gelsinler diyor…Çünkü Hakkın evi gönüllerdir…

Hz. Muhammed İnsanı Kamillerin evveli değil midir? başı serdarı değil midir? Bu bağlamda Mürşid nedir? öğreten değil midir.. yol gösteren değil midir.. Hz. Muhammed Mürşidi kamillerin serdarı olduğu için işte hac’ta Bizzat Hz. muhammedi Ziyarettir…

Hacc’dan maksat, taştan topraktan mekanları turistik gezi değildir. Mürşidi kamilleri ziyaret, feyz almak, arınmak, Gönüller tavaf etmektir.

Böyle olmasaydı Yüce Allah evvel-ahir Mürşidi kamil olan Hz. Muhammed’e yukarıdaki Ayet-i Kerime de olduğu gibi

SANA GELSİNLER”

Dermiydi? Ve Bunu Hac olarak kabul eder miydi?

Ayet açıktır. Kabe’yi yani taştan topraktan yapıyı ziyaret edin demiyor. Doğrudan zamanın Mürşidi Kamil’lerin Sultanını ziyaret edin/sözünde sohbetinde bulunun, nasihatını dinleyin diyor.

Dolayısıyla zamanımızın haccı, Mürşidi kamillerin gönlüne yapılan ziyaretir

Zaten bu nedenle , Alevilere neden hacca gitmedikleri sorulduğunda:

“.. Biz ölüye değil Diriye varırız..” lafzını geliştirmiştir.

Hacc-ı Hakiminin nereye yapılacağına en güzel cevabı Mevlana Mesnevi’sinde şöyle cevap verir:

Pir( Mevlana)

‘Ey Bayezid nereye gidiyorsun?

gurbet pılı Pırtısını nereye kadar çekip süreceksin?’ Diye sual eyledi..

“Bayezid,

—‘Hac mevsimi.. Kâbe’ye gidiyorum’ diye cevap verdi.

Pir (mevlana) dedi ki : ‘

Yol masrafı olarak yanında ne var?”

“Bayezid,

—‘İki yüz dirhem gümüşüm var. Ridamın ucuna sımsıkı bağladım işte’ deyince,”

“Pir (mevlana),

‘Etrafımda yedi kere tavaf et. Bu tavafı hac tavafından daha makbul bil.”

“O dirhemleri de, ey cömert kişi, bana ver. Bil ki hac ettin, muradın hâsıl oldu.”

“Umre ettin, ebedi ömre nail oldun, sâf bir hale geldin, Safa’ya koştun, Saiy erkânını yerine getirdin.”

kaynak:

1-Mesnevi Cilt II Mevlana , sayfa 272 b.2238, 2239, 2240, 2241, 2242, 2243.)

HACE BEKTAŞ-I VELİ’nin Hacca gidip gitmediğine ve “Hacı” sıfatına yönelik Bezmi Nusret Kaygusuz , Hz.Pir’’in ‘’Hacı’’ lakabını alışını şu şekilde yorumluyor.

Hocası Lokman Perende ,Horasan’dan hacca gittiğinde, Arafat’ta belirli bir zaman geçtiği zaman, arkadaşlarına ,bugün arife, bizim evde şimdi ‘’pişi’’ pişirirler, demiş.

Bu hal Hacı Bektaş-ı Veli’ye malum olmuş. Lokman Perende evinde pişirilen pişiden bir tepsiye koyarak , bir dakika içinde Arafat’a ulaştırmış. Orada bunu yemişler. Hac dönüşü ‘’Nişabur’’ halkı kendisini karşıladığı ve tebrik ettiği zaman , Lokman,

’Asıl hacı olan Bektaş’tır, hepimiz onu kutlayalım’’ diyerek onun kerametini topluma duyurmuştur.

Bu kısımdan sonra yazar’ımız, ilgili rivayet hakkında gerekli açıklamalarda bulunarak, Ne Hace Bektaş‘ın ne de Hicbir Alevi/Bektaşinin Hacca gitmediğini belirterek şu yorumu da eklemiştir:

Hacı Bektaş-ı Veli’nin hacca gitmeyi değil, Ravza-i Nebevi ile hac töreninin yurda nakledilmesini düşünmüş olması daha doğrudur.

O pek a’la biliyordu ki, hactan maksad, hal ve vakti müsaid olan Müslümanların yılda bir defa bir arada toplanıp birbiriyle tanışması, siyasi ve içtimai dertlerini ihtiyaclarini, milli arzularını bir diğerine anlatmasıdır.

Nitekim, Peygamberin Hac ibadetleri analiz edildiğinde, bulundugu yörede söz sahibi olan kimselerin Peygamber huzurunda sorunlarının çözüme kavuşturulduğu, Peygamberin sözünün sohbetinin/nasihatını dinlenerek kendi yörelerindeki insanlara ulaştırdıkları bilinen gerçeklerdir. Bir nevi hac, esasında günümüzdeki inananların “Bileşmiş Milletleri ” gibidir.

Halbuki o esas hiçbir zaman tahakuk etmemiştir. Bu iş yalnız aç gözlü Arap’ın menfaatine yaramıştır. Müslümanların her sene Araplar tarafından soyulmasına yol açılmıştır ve Peygamberin eda etttiği ,Kur’an’ın emrettiği hac manası idrak edilememiştir….”

Bu bağlamda Hac önemli bir müessesedir. Hersene binlerce insanımız hacc’a gidip, milyonlarca dolar akıtmaktadır. Halbuki Türkiye’de, Doğu Anadolu’da ,okula gidemeyen ve de evinde ekmek bulamayan yoksul insanlarımız vardır. Kimsenin ibadet’ine karşı değiliz, fakat bir sene de bu şekilde bir fedakarlık yapmaları ,binlerce hacca’ bedeldir.

Hacı Bektaş-ı Veli, bu manada, o makaamat-ı mubareke’yi , (Kutsal Orunu ) Kabe’yi Türk illerine mal etmek emelinde idi.

‘’Suluca Karahöyük’te bir tepeye Arafat Dağı adını vermesi, orada çıkardığı , bugün hâlâ kutsal sayilan suya “Zemzem Pınari” demesi, uzaktakini buraya getirmiş ve ‘’Kıbleyi’’ mübarek Anadolu’nun ortasına kondurmuş olması bunu gösterir.

Taşköprülü Zade“nin Arapça kaleme aldığı Mecdi Efendi’nin Türkçe’ye çevirdiği 1580’de (1269 Hicri) Tabhanei amire”de basılan ve ilk adı ‘’Şekaik”in Şekaak-i Nu’maniyye“ye dönüştürüldüğü eserin 44. sayfasında, Hz.Hünkar için yazılan giriş cümleleri dikkat çekicidir.

‘’…Ashab-ı keramet ve erbab-i velayet-in ortasinda vüfur-i keramet ile meşhur ve mezkür olup havarik-i adatı na mahsur ve gayret-i maksurdur.’’keramet gösterenler ve veliler arasında , kerametlerin çokluğu ile ünlüdür. Böyle tanınan ve anılır. Olağanüstü halleri ve kerametlerine sınır ve ölçü yoktur. ..”

DERLEYEN: Serkan HORUZ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir