Kurtuluş Savaşında Atatürk ve Alevîler

Namıdır Mustafa Kemal-i kudret
Sabr-ü sebat ile buldu çok nusret
Dergah-ı Ali' den giyindi kıspet
Oldu bu devranın baş pehlivanı
SIDKI BABA/Aşık Pervane

Kurtuluş savaşının en başından itibaren Aleviler Ata’nın yanında yer almıştır. Nitekim bu tespitin en önemli delili, Atatürk’ün Hacı Bektaş dergahına uğraması ve buradaki dede-baba tarafından hacı Bektaşa bağlı Tüm ocaklara gönderilen Emirnamedir:

.Mustafa Kemal Paşa, Hacıbektaş’ta bir gece kalmış, harem dairesinde ağırlanmıştır. 24 Aralık 1919 Cuma günü de Hacı Bektaş Veli’nin türbesini ziyaret etmiştir. Mustafa Kemal Paşa, Çelebi Cemalettin Efendi ve Salih Niyazi Baba arasında yapılan üçlü görüşmeyle Dergah, Paşa’ya destek sözü vermiştir.

Nitekim TBMM açıldığında Çelebi Cemalettin Efendi Kırşehir Mebusu ve TBMM başkan vekili olarak mecliste yer almıştır.

Mustafa Kemal ATATÜRK/Bektaşi Yeniçeri Üniforması



Çelebi Cemalettin Efendi’nin vefatının ardından Çelebi olan Veliyyettin Efendi 25Nisan 1923 tarihinde yayımlanan ve Alevileri TBMM Hükumetini desteklemeye çağıran bildirinin sahibidir. Bildiri şöyledir:

“….Anadolu’da Bulunan Dedem Hacı Bektaş Veli Hazretlerine Samimi Sevgisi Olan Bütün Ocak Sahibi Sevenlerine:

Bu milleti tekrar dirilterek bağımsızlığımızı temin eden, varlıkları tüm İslam milletinin övünç kaynağı olan, Türkiye Millet Meclisi Reisi, Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’nin yayımlamış oldukları beyanname hepimizin malumudur.

Gazi Paşa’nın vatanın yüceltilmesive geliştirilmesi için bizlerden istemiş olduğu tüm arzularını yerine getirmek boynumuzun borcudur. Milletimizi kurtaracak ve bizleri mutluluğa eriştirecek, ancak onun yüce fikirleridir. Bunu inkar edenlerin bizimle kesinlikle ilgisi yoktur. Yüce tarikatımızın tüm mensuplarına, Gazi Paşa Hazretlerinin işaret ettiği adaylardan başkasına oy vermemelerini, vatanımızın kurtuluşunun ancak bu şekilde gerçekleşebileceğini özellikle tavsiye eylerim.

Bu vasiyetlerimi tutmayanlar bizden değildir. Hak erenler onlara hiçbir zaman yardım etmez.

 Yine söylüyorum ki, bu vatanı ve milleti kurtaracak ancak Mustafa Kemal Paşa’dır. Onunla beraber olanlar ise, mukaddes vatanımızın has evlatlarıdır. Hiçbir kimsenin sözünü dinlemeyiniz. Sözümden hiçbir şekilde dışarı çıkmayınız. Sizin mutluluğunuzu düşünen, sizi kölelikten kurtaracak olan, ancak Büyük Millet Meclisi Reisi ve hepimizin büyüğü olan Mustafa Kemal Paşa Hazretleridir….”

Mazhar Müfit Kansu (Atatürk’le Beraber, 1986)

Kurtuluş Savaşı dönemindeki en önemli gelişmelerden biri de DEDELER KURALTAYIDIR:

KURTULUŞ SAVAŞI YILLARI
CELÂL ABBAS OCAĞI ve DEDELER KURULTAYI

MALATYA ARGUVAN KUYUDERE (MİNAYİK) KÖYÜ DEDELER KURULTAYI

1915 yılı güz ayında yaklaşık 40 ocak ile Mineyik köyünde yapılan dedeler kurultayı:

Sakallı Hüseyin Dede, Hacı Bektaş Veli Postnişini Ahmet Cemalettin Çelebiden aldığı emir üzerine 1915 yılı güzünde Mineyik Köyünde 40’ın üzerinde Seyyid Ocağı’nın katıldığı bir “Dedeler Kurultayı” düzenler.

Mineyik’te Seyyid Ocaklarının toplanmasının iki temel nedeni vardır:

Birincisi: 1 Ağustos 19l4’te Seferberlik ilan edilerek, fiilen Birinci Dünya Savaşı’na katılma kararı alınır. Bu nedenle Osmanlı Padişahı Sultan Reşat ile İttihat ve Terakki önderleri Talat ve Enver Paşa’lar Ahmet Cemalettin Çelebi’ye, Alevi-Bektaşilerden oluşacak gönüllü bir “Mücahidin Alayı” kurmasını ve başına geçmesini önerirler. Bu öneri Çelebi tarafından kabul görür. Bütün Seyyid Ocaklarına, Alevi Aşiretlere durum bildirilir.

Mineyik Toplantısı’nın birinci sebebi bu olup, Mücahiddin Alayı’na asker ve yardım toplanır..

İkinci nedene gelince, 1826 Yeniçeri katliamından sonra Bektaşi Tekkeleri ve Alevi Dergahları kapatılmış, Dedeler ve Babalar sürülmüş, yolak zinciri kopmuştur. Mineyik Seyyid Ocaklarının toplantısının bir amacı da; “Dedelik Kurumu” yol zincirinin, Mürşid-Pir-Rehberlerinin yeniden oluşturulmasıdır.

Toplantıya davet edilen ve saptayabildiğimiz Seyyid Ocakları arasında şunlar, temsilcileriyle “Kurultaya” katılmışlardır:

“Ağuçan,
Kureyşan,
Kara Pir Bad,
Baba Mansur,
Üryan Hızır,
Hıdır Abdal,
Battal Gazi,
Sinemil,
Hubyar,
Güvenç Abdal,
Piri Baba,
Derviş Cemal,
Garip Musa,
Gözü Kızıl,
Hüseyin Abdal,
Dede Kargın,
Şeyh Bahşiş,
Seyh Hasan-Şeyh Ahmed Dede,
Şah İbrahim,
Pir Sultan,
Şah Şaddı,
Hızır Samut,
Saru Saltuk,
Çoban Abdal,
Şeyh Delil Berhican,
Haydar Baba,
Sey-yit Sabur,
CELAL ABBAS,
Zeynel Abidin,
İmam Rıza,
Koyun Baba,
Şıh Çoban,
Veli Baba,
Koca Leşker,
Abdal Musa,
Ali Baba,
Hüseyin Gazi,
Hasan Dede, Koç Baba,
Dedemoğlu.

Toplantıda Cemalettin Çelebi’yi ve Hacı Bektaş Veli Ocağı’nı temsilen bir Çelebi de bulunur. Bu ikinci oturumda alınan kararlardan birincisi;

Hacı Bektaş Veli Ocağı’nın “Velayet Makamı” olduğu kabul edilerek, temsilcisi ve Mürşid-i Kamil olarak da Ahmet Cemalettin Çelebi, “Anadolu’daki tüm seyyidlerin başı olarak” tescil edilir ve Seyyitler kurulunca onaylanır.

İkincisi, Seyyid Ocakları’nın talipleri köy-köy, kasaba-kasaba belirlenir.

Üçüncüsü toplantıya iştirak eden Seyyid Ocakları’nın “Mürşit-Pir-Rehber” bağlantıları düzenlenir.

Dördüncüsü: Ocakzade Dedeler’in öğretim ve eğitimlerinin iyi yapılarak gençleştirilmesi yönünde fedakarlık yapılması kabul edilir. Bu bağlamda Şeyh Hasan (Köyü) ve Ağuçan temsilcilerinin önerisiyle ve Seyyidler Kurulu’nun kararıyla, toplantıda bulunan bütün Seyyid Ocakları’nın “Mürşid”i olarak küçük yaşta olmasına karşın “Doğanzade Seyyid Hüseyin” benimsenir. Eğitimi için özel öğretmenler tutulması ve tahsisatlarının verilmesi karara bağlanır.

KAYNAK: arguvankuyudereliler.org.tr Toplantının yapıldığı minayik yani şimdiki adıyla kuyudere köyünün resmî sitesi…

Kurtuluş Savaşında Aleviler ve Atatürk üzerinde çalışan araştırmacı yazar Cemal Şener, Aleviler arasında Atatürk sevgisinin, “tutku düzeyinde” olduğuna dikkat çekerek şu çarpıcı ifadeyi kullanıyor:

Atatürk adeta Alevi olmanın şartı gibidir.”

Cemal ŞENER

Atatürk’ün Ankara’da Seymen Alayı’yla karşılandığını hatırlatan Şener, Aleviler ile Atatürk arasındaki ilişkinin gelişimini şöyle özetliyor:

“…..Mustafa Kemal, Hacıbektaş dergahına Alevilerin Kurtuluş Savaşı için desteklerini istemeğe geldiği zaman Osmanlı padişahı tarafından idam suçlusu olarak aranıyordu. Hacıbektaş dergahındaki Dede, Baba ve dergahtaki dervişler O’nu adeta kutsal kurtarıcı olarak karşılarlar , saygı, destek ve sevgilerini sunarlar.

 Dergahın kasasında bulunan, 1.800 adet altın bizzat Dede ve Baba tarafından Mustafa Kemal’e takdim edilir.

Tekkelere ihtiyaç kalmadı

Tekke ve zaviyelerin kapatılmasının Aleviler’in Atatürk ve devrimlerine bağlılığını sarstığı savunulur. Oysa Topkapı Abdullah Baba Dergahı’ndan Yusuf Ziya Baba ve Naki Baba’nın 11 Eylül 1925’te ilan ettiği ve Nejat Birdoğan tarafından yayımlanan bildiri Atatürk varken inançlarını korumak, ilme ulaşmak için “tekkelere” ihtiyaç duymadıklarına işarettir:

“….İnsanlık aleminin ve Bektaşi taifesinin asırlardır halaskar (kurtarıcı) olarak beklediği Mehdi-i Sahipzaman efendimiz Hz.leri zuhur etmiştir (ortaya çıkmıştır/belirmiştir). Yüze Reis-i cumhurumuz Mustafa Kemal Paşa Hz.lerinin bedenleriyle vürud eden(gelen) halaskarın teşrifleri ile cümle alem-i İslamın ve bu arada Güruh’u Naci taifesinin canları ve malları ve huzurları tahtı emniyete (güvence altına) alınmıştır. Ol saye-i Alilerinin ve tekkelerin sebeb-i mevcudiyeti (var olma nedenleri) ortadan kalkmıştır. Bizlere düşen , Halaskarın emr-i alilerine (yüce buyruklarına) muti olup (baş eğip) badema ilm’el dünyayı tedris eden (dünya bilimlerini okutan) Cumhuriyet’in mektebatına (okullarına) ve ol yol ile ilm-i insaniyeye vusulettir (insanlık bilimlerine ulaşmaktır)…”

Topkapı Abdullah Baba Dergahı Postnişi Yusuf Ziya Baba ve Naki Baba’nın 11 Eylül 1925 tarihli Bildirisi

Atatürkün Kurtuluş savaşı ve sonrasında Alevi/Bektaşilerle ilişkisi hep üst düzeyde olmuş ve devam etmiştir. Hatta Cumhuriyetin temel ilkeleri Bektaşi felsefesine göre şekillenmiştir. Nitekim bu ilişkinin bir göstergesi ise şudur:

TBMM kurulduğunda Hacı BEKTAŞ-I Veli dergahının dedesi Cemalettin Efendi meclis başkan vekilliğine getirilir. Aynı zamanda 20 Alevi milletvekili mecliste yer alır. Osmanlı dönemi 1826’da Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması bahane edilerek Hacıbektaş Dedesi Hamdullah Efendi, Kırşehir’de şeriat mahkemesinde 8 dede ile birlikte idam ile yargılanırken,

Atatürk dergah dedesine 1.TBMM’de 1. başkan vekilliği görevi vermiştir. Bu yaklaşım doğrultusunda Anadolu, Rumeli ve Ortadoğu’daki tüm Aleviler topyekün olarak Kurtuluş Savaşı’nın ve daha sonra da Atatürk devrimlerinin yanında yer almışlardır. Aleviler tarihlerinde ilk defa insan, yurttaş, vatandaş, eşit yurttaş olma hakkını kazanmışlardır.”

Nitekim bu ďönemde bırakın bir Alevinin vekil seçilmesini, Memur kimselerin Alevi Bektaşilerle evlenmesi bile yasaktı

TAMİM:

“… Şimdiye kadar memurların Alevi kızlar ile evlenmesi ve Alevi çocukların mektebe alınması yasak eilmişti..

Bu yasaklar kaldırılmıştır.

badema dini nikahların İmam cafer mezhebi ile kıyılmasını bütün vilayet ve kaza müftüleri ile köy imamlarına kadar iblağını rica ederim…”

Kaynak:

1- Üç Mart 1341 tarihli Büyük Millet Meclisi ” Muaviye taraftarlarının Muaviye Lehine ( Dini esasları tahrif ettiklerine) dair alınan kararlar hakkında” tamim kararı

2- Kur’an’da Hikmet, tarihte hakikat, halil ÖZTOPRAK, s. 7

3-Kur’an da İbadet Müslüman’a Saadet,halil ÖZTOPRAK, Hüseyin Erdoğan s. 36

Mustafa Kemal’den önce Aleviler memuriyete alınmıyor.. Hatta memurların Alevi kızlar ile evlenmesi bile yasaklanmıştı.. yine Alevilerin okutulmaları da yasaktı..

Mustafa Kemal tüm haksızları giderendir dahası Alevileri eşit vatandaş statüsünde kabul ettirendir.

Kurtuluş savaşı döneminde Hacı Bektaş Dergahı ile ATATÜRK arasında ilişki oldukça sıkıdır. Öyleki dergah ile ATATÜRK arasında hep bir diyalog ve mektuplaşma olmuştur. Bunlardan birini sunalım:

“….Vatan çaresiz ve perişanken siz ve arkadaşlarınız    vatanı kuırtarmak için meydana atıldınız. üçüncü ordu eski müfettişi MUSTAFA KEMAL PAŞA ve eski bahriye nazırı Hüseyin Rauf Bey’in etrafında toplanarak, bağımsızlık ve özgürlüğümüzü sağlamak yolunda Tanrı’nın takdirini ve ulusun hayranlık ve minnetine sahip olan kutsal bir emeği yürütüyorsunuz. Bu gerçek artık ulusça bilinmektedir. ben ve bütün din kardeşlerimiz, bütün varlığımızla sizlerin yanında yer almak ve her özveriyi kucaklamak çabasındayız….”

HACIBEKTAŞ DERGAHI POSTNİŞİ CEMALETTİN EFENDİ

7 ARALIK 1919
kaynak:

1- Baki ÖZ, Hz. Ali’den Mustafa Kemal’e Aleviliğin Tarihçesi. s.148

ATATÜRK’Ü Alevi ve Bektaşilerle olan bu sıkı ilişkisi birçok bilimsel araştırmaya da konu olmustur.

Hatta Mustafa Kemal’in bektaşiliği üzerine ve Atatürkçülüğün bektaşilikten etkilendiği noktasında sosyolok ve felsefeci ve tarihçi Bilim adamlarının araştırmalarını size sunmak istedim:

Prof. Dr. Yaşar N. Öztürk Tarih Boyunca Bektaşilik s. 204. sayfasında şöyle diyor.

Atatürk’ün, andığımız devrede, başlattığı harekete destek sağlamada, yanına almakta büyük yararlar gördüğü dinsel kadrolar içinde Bektaşi’lerin ön sırayı tuttukları anlaşılıyor. Bu öylesine belirgindir ki, bazı yazarların bu olguya takılarak Atatürk’ün bir “bektaşi” olduğunu söylemeleri mümkün hale gelmiştir.”

Yaşar N. Öztürk Tarih Boyunca Bektaşilik s. 204.

Prof. Dr. Öztürk’ün bazı yazarlar bu olguya takılarak “Atatürk’ün bir ‘bektaşi” olduğunu söylemeleri bile mümkün hale geldi dediği yazar; 1977 yılında yaptığı; “İslam et Jeunnesse en Turquied’aujourd’hui” adlı eseri ile tanınan Sabine Dirks’dir. S. Dirks, Atatürk’ün Bektaşi olduğunu savunan yazarlardan birisidir.

Gene bir başka batılı sosyal bilimci ve Anadolu’da Alevilik-Bektaşilik konularının da araştırmacısı; John Kingsley Birge; The Bektashi Order of Dervishes adlı kitapta Atatürk ve Alevilik ilişkisini şöyle değerlendiriyor:

Cumhuriyet ilkeleri ile Bektaşilik ilkeleri bir ve aynıdır. O halde Bektaşilere göre, Cumhuriyetin gelişi ile tarikata ihtiyaç kalmamıştır. Çünkü amaç gerçekleşmiştir.”

John Kingsley Birge; The Bektashi Order of Dervishes

Anadolu Alevileri, tarihte Osmanlı’nın her türlü toplumsal haksızlığına karşı başkaldırdıkları için sayısız kitle katliamına uğramışlardır. Yaşamlarını sürdürebilenler de kendilerini Osmanlı’dan saklamak için kuş uçmaz, kervan geçmez, köy, mezra, kom ve yaylaklarda her türlü toplumsal nimetten uzak yaşamlarını sürdürmeye çalışmışlardır

Halifeliğin osmanlıya geçişinden beri bu yönetime karşı mücadele veriyorlardı. Bu nedenle; paşidaha, hilâfete ve emperyalizme karşı savaşa girecek olan Mustafa Kemal ve kadrosu için en doğal güç; Rumeli ve Anadolu’daki Alevi halk idi. Milli Kurtuluşçu kadro ve Alevi-Bektaşilerin düşmanı ortak idi.

Alevi-Bektaşilerin Atatürk sevgisi bugün Anadolu’nun taşına toprağına, uçan kuşuna, esen yeline sinmiştir. Hacıbektaş’taki ardıç ağacından, Kazdağı’ndaki yörük çadırına kadar bu böyledir.

Son olarak Fedai Babanın Atatürkün Hacı Bektaş Dergâh’ında İkrar verip Alevi Bektaşi ölüsünü işleyen bir değiş sunalım:

Kâinata Nizam Veren Kutup Sultanı Sensin Atatürk
Gayıp Ricâl Mahiyetinde Sayebanı Sensin Atatürk

Peyik Hazretleri Bağladı Nusret Kılıcın Beline
Adüyû Düşmanların Sahib Kıranı Sensin Atatürk

Bu Halk Zulmette Kalmış İken Çıkardın Aydınlığa
Dünyanın Şem-i Çırağı Mahi Tabanı Sensin Atatürk

Eski Dünya Revnak Tuttu Yeniden Buldu Hayat
Cumhuriyet Devrinin Semavati Sensin Atatürk

Kâfire Şecaat Gösterip Bir Hamlede Kahreyledin
İslâm Mümin Kardeşlerin Ümid İnanı Sensin Atatürk

Mareşallik Kazandın Âlemde İsmin Oldu Nâmıdar
Rûyi Zemin Halifesi Kâşif-i Burhanı Sensin Atatürk

Senin Bu Eserini Çarkı Devran Unutmaz
Her Maddenin Aslı Yani Göfer Kânı Sensin Atatürk

Aşık Fedai Beyit Eder Zamanın Önderine
Bu Asrın Hükümdarı Sahip Zamanı Sensin Atatürk

FEDAİ BABA

Pir Ahmed Cemaleddin Efendi

PİR AHMED CEMALEDDİN EFENDİ:

22.12 .1919 da Atatürk’ü Hacı Bektaş’ta karşılar.

ATATÜRK’ e ulusun kurtuluşu için asker ve para desteğinde bulunur. Rejimin Cumhuriyet olmasını arzu ederek, “Cumhuriyeti ne zaman ilan edeceksin paşam? ” diye sorar.

1918 de Nuri Paşa Komutasında kurulan ,”Kafkas İslam Ordusu”kuruluşuna “Bektaşi Alayları” ile katkıda bulunur.

İlk Cumhuriyet Meclisinde; Atatürk tarafından TBMM Başkan Vekili gösterilir.

Nuri Paşa ile Bakü’nün kurtalıp,Azerbaycan Demokratik Türk Cumhuriyetinin kuruluşunda,
Atatürk ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kurtuluş ve kuruluşunda bizzat yer alır. Türk ulusunun kurtuluş unda ordular kurarak bir millete iki devlet kazandırılmasında baş rol alır.

Hacı Bektaş Ocağı Mürşiti Pir Ahmet Cemaleddin Çelebi Efendi.

Ruhun Şad Devrin daim olsun, aşk ile…

DERLEYEN: Serkan HORUZ

KAYNAKÇA:

1- Mazhar Müfit Kansu (Atatürk’le Beraber, 1986)

2-Topkapı Abdullah Baba Dergahı’ndan Yusuf Ziya Baba ve Naki Baba’nın 11 Eylül 1925 “tekkelere” ihtiyaç olmadığına dair ” bildiri

3-Mustafa Cemil Kılıç, Laik Türkiye İçin Yükselen Alevilik, s. 193.-204

4-Türk Kültürü Dergisi, “Atatürk’ün baba soyu” Sayı; 145

5-Cemal Şener, Atatürk ve Aleviler, Ant yayınları, s.14

6-A. Celalettin Ulusoy, Hünkar Hacı Bektaş Veli ve Alevi – Bektaşi Yolu. S.104.

7- Üç Mart 1341 tarihli Büyük Millet Meclisi ” Muaviye taraftarlarının Muaviye Lehine ( Dini esasları tahrif ettiklerine) dair alınan kararlar hakkında” tamim kararı

8- Kur’an’da Hikmet, tarihte hakikat, halil ÖZTOPRAK, s. 7

9-Kur’an da İbadet Müslüman’a Saadet,halil ÖZTOPRAK, Hüseyin Erdoğan s. 36

10-Baki ÖZ, Hz. Ali’den M. Kemal’e Aleviliğin Tarihçesi, Can yayınları, 

Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Cenaze Merasimi

ATATÜRK’ÜN, (KIYTIRIKTAN) DÜŞMANLARI,
İYİ DINLEYİN ŞU SÖYLEYECEKLERİMİZİ…
BOŞVERİN CENAZELERİNİZE 100.000’LERİN KATILMA DURUMUNU, YABANCI ÜLKELER 3.KATİPLERİNİ GÖNDERİNCE BÜYÜK ADAM OLUYORSUNUZ YA;
ATATÜRK’ÜN CENAZESINE, SAYGILARINDAN
8 ÜLKE ASKERİ TÖREN BİRLİKLERİNİ GÖNDERDİ…..
OKUYUNDA, GÖRÜN, NE KADAR KÜÇÜKSÜNÜZ

Okumayan “Türküm”
“ATATÜRKÇÜ’YÜM” demesin.

Yıllar önce bir internet müzayedesinden aldığım 1929 baskılı D. von Mikusch’un ”GAZI MUSTAFA KEMAL” kitabının arasından 1938 yılına ait, yani sonradan kesilip konmuş bir gazete kupürü çıkmıştı. Atatürk’ün cenaze törenini takip eden bir Alman gazetecinin haberi. Yazdıklarından oldukça etkilendim ve okuması zor gotik yazılı Almanca metni Türkçe’ye çevirdim. Okuyun derim.


ATATÜRK İÇİN YAS


Ankara’da cenaze töreni
Ankara, 21 Kasım 1938


Atatürk’ün cenazesi onun son zaferi oldu. Cenaze töreninde tüm tezatlar susmuştu. Türk ve Alman askerleri naaşının arkasında yürüyorlardı. Stalin ve Hitler’in temsilcileri aynı sıradaydı. Valencia ve Franco çelenk göndermişlerdi. Naaşının önünde faşistler, demokratlar ve komünistler eğildiler. Türk halkının her kesimi ağlıyordu . Fakir ve zengin, alt ve üst arasında hiç bir fark yoktu. Ankara bugün dünyanın şimdiye kadar gördüğü en etkileyici cenaze törenine tanıklık ediyordu.


Tören, bir süvari bölüğü tarafından açıldı. Onların arkasından bir topçu bölüğü ile ellerinde bayraklarla ve bando ile cumhuriyet muhafızları geliyordu. Sonra askeri okulların öğrencileri ve alfabetik sırayla önce Almanlar olmak üzere Bulgarlar, İngilizler, Fransızlar, Yunanlılar, Romenler, Ruslar ve nihayet Yugoslavlar’dan oluşan birlikler yer alıyordu. Her dilde komutlar yükseliyordu. Almanca komutu Farsça komut, Yunanca komutu Rusça komut takip ediyordu. Ruslar Karadeniz filosunun bir müfrezesini göndermişlerdi. Çelik miğferli ve SS üniforması içindeki Baron v. Neurath, kolu yukarıda, Prusya merasim yürüyüşüyle geçen Alman bahriye birliğini selamlıyordu. Yabancı birlikleri Türk denizcileri takip etti. Bando, Chopin’in cenaze marşını çalıyordu. Onların arkasından büyük ölünün naaşını taşıyan top arabası geliyordu. Top arabasının her iki tarafında kılıçlarını çekmiş oniki general yürüyordu. Mütevazi giyimli yaşlı bir kadın, tek aile üyesi olarak Atatürk’ün kızkardeşi, eşinin kolundaydı. Onları, kanunun öngördüğü şekilde yalnız olarak cumhuriyetin yeni başkanı İsmet İnönü takip ediyordu. Onun arkasında tek sıra halinde millet meclisi başkanı, başbakan ve Türk ordusunun genel kurmay başkanı geliyordu. Yabancı özel misyonların renkli üniformaları harika bir görüntü teşkil ediyordu. Dünyanın tüm ülkeleri temsil ediliyordu. İtalyan heyetine eski Milletler Cemiyeti delegesi Baron Aloisi, Fransız heyetine içişleri bakanı Sarraut, Yunanistan heyetine ise başbakan Metaksas başkanlık ediyordu. Onların arkasından Türk hükümeti üyeleri, milletvekilleri, devlet memurları ve subaylar geliyordu. Bir bölük piyade ile görkemli cenaze alayı son buluyordu.


Cenaze alayı saat onikide, Atatürk’ün şanına layık bir anıtkabir yapılıncaya kadar geçici istirahatgahı olan etnografya müzesine ulaştı. Yaşamında imkansızı mümkün kılmış olan Mustafa Kemal Atatürk ölümünde de aynı şeyi yaptı. Onun naaşının arkasında ilk defa birbirleri ile savaşan İspanyol cumhuriyet hükümetinin temsilcileri ile Franco’nun resmi olmayan askeri idaresinin temsilcileri yürüyorlardı.
Müzenin önüne gelindiğinde tabut generaller tarafından top arabasından alınarak salona taşındı. Orada, cumhurbaşkanı ve Atatürk’ün kızkardeşinin yanı sıra yüksek yetkililer toplanmıştı. Üç dakikalık saygı duruşunda salona sessizlik hakimdi. Hiç konuşulmadı ve hiç bir dini tören düzenlenmedi. Cumhurbaşkanının müzeyi terk etmesiyle resmi cenaze töreni tamamlandı. Dünyanın her yanından çelenkler gönderilmişti. Türk gazetelerinin tahminlerine göre bunların sayısı yirmi bini buluyordu. Bunları Ankara’ya getirmek için sekiz vagon gerekmişti. Müze içinde naaşın her iki tarafına sadece devlet başkanlarının gönderdikleri çelenkler konuldu. Diğer çelenkler, yaşamı sırasında kendisi için yapılan anıtlarda yerlerini aldılar.


Tören sırasında bazı ufak hadiseler de yaşandı. Yunanistan başbakanı General Metaksas bayıldı ve subayları tarafından cenaze alayından çıkarılmak zorunda kaldı.


Türkiye’de, 10 Aralık’a kadar ulusal yas tutulacak. Tüm okullar sekiz gün daha kapalı. Anıtların önünde meşaleler yanıyor ve halk önderinin heykellerini seyrediyor. Yas sadece devlet başkanı için değil, aynı zamanda cumhuriyetin kurucusu ve şekil vereni için de. Atatürk’ün naaşını taşıyan top arabası geçerken askerler gözyaşlarını tutamadılar; aynı imparatorluk muhafızlarının Napolyon’la vedalaşırken ağladıkları gibi.


Teşekkürler Cevat Nas

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir