MİRAÇ ( KIRKLAR İNANCI)

Peygamber’in Miracı Mizansel

Alevi-Bektaşiler’in Miraç inancı, “Kırklar İnancı” ile dile getirilir.

MİRAÇLAMA

MİRAÇ; Arapça kökenli bir kelime olup yükseğe çıkmak, yükselerek yol almak anlamına gelen “URUÇ” sözcüğünden türetilmiştir.

Kur’an-ı Kerim’de bu sözcük, bedensel bir yükseliş değil, astronomik zamanla ölçülemeyecek biçimde manevi yükselme/ruhsal bir yükseliş anlamına gelmektedir. başka bir değişle bu yükseliş metafizik bir yükseliştir. Nitekim

MEARİC SURESİ’NİN 4. Ayetinde.. şöyle denilmektedir:

Melekler ve ruh O’na (Tanrı) ölçüsü elli bin yıl olan bir günde uruç ederler

Mearic Suresi: ayet 4

Uruç” sözcüğünden hareketle anlamlandırılan Miraç sözü; yüksek derece/ yüksek mertebe anlamlarına gelmektedir. Aynı zamanda bu sözcük, manevi yükseliş için kullanılan her çeşit araç-gereç ve yol anlamında da kullanılmaktadır.

Miraç konusuyla ilgili ele alınması gereken bir başka sözcükte; “İSRA” sözcüğüdür. Bu sözcük arapça’da “gece yürüyüşü” anlamına gelmektedir.

İsra Suresi 1. Ayet:

Geceleyin kendisine ayetlerimizden bir bölümünü gösterelim diye kulunu Mescid-i Haram’dan, çevresini kutlu kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren (tanrı) eksik niteliklerden uzaktır. O, gerçekten işitendir, görendir.

İsra Suresi : ayet -1

Bu ayet, Mirac’ın gece olduğuna kanıttır. Mirac olayıyla ilgili bir diğer sözcükte “burak” sözcüğüdür. Bu sözcük arapçadaki, “berk” yani şimşek sözcüğünden türetilmiştir. Burada hıza dikkat çekilmek istenmiştir. Miraç’ın metafizik bir olay olmasıyla örtüşen bu sözcük olup, herhangi bir varlık değil. Simgesel bir anlama sahip olduğuna kanıttır.

SÜNNİ ( HANİFİ ) TEOLOJIDE MİRAÇ:

Peygamber; Mekke devrinin sonlarına doğru bir gece Tanrı tarafından, Mekke’den Kudüs’te bulunan Mescid’i Aksaya’ya isra/gece yürüşü yoluyla götürülür. Oradan da sidre’l- Münteha ve Cennetül Me’va’ya yükseltilir. Bu noktaya kadar kendine refekat eden Cebrail refakati bırakır ve peygamber, “refref” adı veilen bir vasıta ile Tanrı katına kadar getirilir.

Hz. Peygamber, mekke’den Kudüs’e olan yürüyüşünü Burak ile yapar. Kudüs’e gelmeden yolda Hz. Musa ile karşılaşır orada 2 rekat namaz kılarlar, mescid-i Aksa’da ise O’nu bütün peygamberler karşılarlar. Hz. Peygamber bütün peygamberlerle 2 rekat namaz kılar ve hutbe okur.

Yine başka bir rivayete görede, Hz. İsa’nın doğduğu Betlaham’a uğrar, orada da 2 rekat namaz kılar,ve bugünkü Kubbe-tü’s Sahra’nın bulunduğu yerden Muallak taşının üzerinden, peygamber gögün katmanlarına çıkar. Sırasıyla yedi arş geçer. Bütün peygamberlerle görüşür. ( KAYNAK: Buhari, Müslim, Nesai ve Kütüb-ü Sitte)

SÜNNİ/Şİİ ANLAYIŞINDA MİRAÇ VE ÇELİŞKİLERİ

1- Sünni ( Hanifi) islam anlayışında ilk olarak mirac’ın kaç kez olduğu konusunda tartışma vardır. Birçok sünni itikatte, biri Mekke’de diğeri Medine’de olmak üzere en az iki kez Hz. Peygamber’in Mirac’a çıktığından tutunda, ikisi Mekke’de 118’i Medine’de toplam 120 kez Miraç yaşandığına ilişkin hadisler bile vardır.

2- Sünni/Şii itikatler içinde ikinci büyük çelişki ve tartışma ise; Miraç’ın mahiyeti ile ilgilidir. Kimisi Hz. Peygamber’in Ruhen Miraca çıktığını savunurken, Kimisi de hem bedenen hem Ruhen çıktığını savunur.

3- Sünni hadis kaynaklarının bir kısmı hem bedenen hem ruhen miracın olduğunu savunurken, bir kısmı da buna muhalefet eder. Miracın rüya olduğunu savunur. Miracın Ruhen olduğunu savunanlar peygamber’in eşi Aişe’yi kaynak gösterirler; Ayşe’ye göre Peygamber hep yanındadır. bedeni hiç yataktan ayrılmamıştır. Dolayısıyla Miraç bedensel değil ruhsaldır.

4- Kur’anda peygamber’in diğer peygamberlerle görüştüğü ve Allah ile namaz pazarlığı yaptığı iddiaları ise, apayrı bir tartışma konusudur. Nitekim, ilgili hadise göre; Peygamber Hz. Musa’nın akıl vermesiyle Allah’a ricada bulunuyor. Böylelikle kullarının 50 vakit namazla zorlanacağını anlamayan ( haşa) Allah, Hz. Musa’nın sözüyle gerçeğe erip namazı 5 vakte indiryor. Buna benzer Allah’ın sıfatlarını göz ardı eden ve çelişen birçok sav ilgili miraç hadisinde yer almaktadır.

Böylesine büyük çeliskileri içerisinde barındıran Sünni/Hanifi/Şia Miraç anlayışı dahası hatta miracın sayısında bile birbirine giren bu İslam ekolleri, her ne hikmetse Alevi-Bektaşi miraç teolojisine ve Kırklar inancına taarruz ve saldırıda hem fikir içerisindedir.

SÜNNİ ( HANİFİ) İTİKATİNE GÖRE NAMAZ İBADETİ, HZ. PEYGAMBER’İN MIRAÇ’INDA VE BEŞ VAKİT OLARAK İNDİRİLMİSTİR.

Peygamber, miraç’ta Tanrı’dan Mü’minler için günde elli vakit namaz buyruğu almış fakat dönüşte yolda Hz. Musa’ya raslamış, Hz. Musa, Peygamber’e günde elli vakit namazın insanlara ağır geleceğini söyleyerek Tanrı’dan bunu indirmesini istemiştir. Hz. Muhammed, Hz. Musa’nın öğüdüyle yeniden Tanrı katına gidip günlük namaz vakit sayısının indirilmesini talep etmiştir. Tanrı’ya her gidişinde namaz sayısı indirilmiş, nihayetinde En son beş vakte indirildiğinde bile hz. Musa aynı isteği tekrarlamıştır. Fakat peygamber, bundan daha az sayıda vakit için, Tanrıdan ricacı olamayacağını belirtmiştir.”

Buhari, salat, 76, Enbiya, 5

İlgili hadis, evvela Allah’ın sıfatlarına hakaret ve inkar içermektedir. Dahası namaz vakitlerinin belirlenmesinde Hz. Musa’yı karar veren pozisyonuna koymaktadır. Ilgili hadis analiz edildiğinde aşağıdaki çelişkiler kolayca göze çarpmaktadır (AŞAĞIDAKİ KISIM SAYIN Mustafa cemil kılıç. “Hangi sünnilik?, s. 54-75 Kitabından alıntıdır) :

“…..Tanrı, Peygamber bile olsa, birilerinin isteğiyle sürekli görüş değiştiren ve karar veremeyen bir varlık mıdır ki, elli vakti kademe kademe beşe kadar indirmiştir?

2- Hz. Muhammed, günlük elli vakit namazın kendi inananları için katlanılamayacak derecede zor olduğunu akıl edemeyen biri midir ki, Hz. Musa’nın akıl vermesiyle hareket etmiştir?

3-Tanrı ve Hz. Muhammed namaz vakitleri ve sayıları konusunda Tanrı ile pazarlık mı yapmışlardır?

4-Hz. Musa, Tanrı ile Hz. Muhammed arasında pazarlık mı yapmıştır?

5-Hz. Musa, namaz vakitleri konusunda hem Hz. Muhammed’e hem de Tanrı’ya etkide bulunan gerçek bir belirleyici midir?

6- Yoksa sünni İslam’daki günlük beş vakit namazın uygulamasının kaynağı Hz. Musa mıdır?

7- Tanrı günlük elli vakit namazın insanlar için güç olduğunu Hz. Musa olmasa anlayamayacak mıydı?

Bu soruların yöneltildiği sünni ulema cevap olarak şu yanıtı vermektedir:

“..Hazreti Peygamber’e isra gecesi, namaz elli vakit olarak farz kılındı. sonra azaltıldı ve beş vakte düşürüldü. Sonra şöyle seslenildi. Ey Muhammed, şüphesiz bizim nezdimizdeki söz bir değişikliğe uğramaz. Senin için bu beş vakit namaz, elli vakit namazın karşılığıdır..” (Buhari, salat, 76, Enbiya, 5)

ALEVİ BEKTAŞİ İSLAM TEOLOJİSİNDE PEYGAMBER’İN MİRACI / KIRKLAR İNANCININ KÖKENİ

Alevi Bektasi islam inancında, Hz. Muhammed, bedensel değil, ruhsal bir yolculuğa çıkmıştır. Nitekim Alevî/Bektaşilerin bu görüşüne Hanifi kaynaklarından da deliller vardır. Örneğin Peygamberin hanımlarından Aişe, Miraç olayının yaşandığı geceyi anlatırken, Peygamberin yanından hiç ayrılmadığını aktarmaktadır.

Yine Mirac’ın bedensel değil, Ruhsal bir yükseliş olduğu noktasına bir başka kanıt, Kur’an-ı Kerim’in, İsra süresinin 60. ayeti’dir.

Hani sana: ” Rabbin, insanları çepeçevre kuşatmıştır.” Sana gösterdiğimiz o RÜYAYI/GÖRÜNTÜLERİ, yanlızca insanları sınamak için gönderdik. Biz onları uyarıyoruz, ama bu onlara büyük bir azgınlıktan başka bir şey sağlamıyor.

İSRA SURESİ AYET 60

Ayette gecen, “rüya” sözcügü, birçok sünni ve şii Kur’an tefsirinde, Peygamber’in Miracında gösterilenler olarak ifade edilmektedir. Görüleceği üzere, Bu ayettende anlaşılacağı üzere, peygamber’in Mirac’ı ruhsal bir yükseliş olup, kutsal bir Rüya’dır.

PEKİ MİRAÇTA NE OLDU? NE YAŞANDI?

Işte bu ruhsal/metafizik yolculuk hakkında ne yaşandığı konusunda her islam ekolü farklı anlatılara sahiptir. Ve birbirinden farklılıklar içerir. Hanifi/Şia İslam ekollerinin MİRAÇ anlayışına yukarıda yer verdikten sonra şimdide Alevi Bektasi islam anlayışında MİRAÇ/KIRKLAR İNANCINA YER VERELİM:

EVVELA MİRAÇ’TA neler yaşandığına ilişkin Kur ‘an ayetlerine bakalım:

NECM SÜRESİ Ayet: 1 ila 18. Ayetler:

Andolsun aktığında o yıldıza ki, arkadaşınız ne sapıtmış ne de azmıştır. O, kendi kuruntusundan konuşmuyor. O’nun söyledikleri, kendine vahyedilenden başka bir şey değildir. Onları O’na güçleri pek şiddetli olan öğretmiştir. O, güzellik ve güç sahibidir. Tanrı huzurunda dosdoğru durmuştur. O sırada O, en yüksek ufuktaydı. Sonra yaklaştı ve O’na doğru sarktı. yakınlığı iki yay aralığı kadar veya daha azdı. Sonra Tanrı kuluna vahyettiğini vahyetti. Gördüğünü kalbi yalanlamadı. Durum bu iken gördüğü şey konusunda O’nunla tartışıyor musunuz? Andolsun ki, O, O’nu bir de inişinde gördü. Hem de Sidretü’l- münteha’nın yanında. Me’va Cenneti o Sidre’nin Yanındadadır. O sırada Sidre’yi bürüyen bürümüştü. Göz ne şaştı ne de Haddi aştı. Andolsun O, o anda Rabbi’nin ayetlerinden bir bölümünü gördü.

Kur’an-ı Kerim, Necm Suresi 1-18.

Sidretü’l- Münteha: yaratılanlar, aleminin son noktası

Cennetü’ül- Me’va: Melekler, şehitler ve Müddeki yani Tanrı’nın veli kullarının ruhların bulunduğu yer (El-Keyf Suresi- Hızır peygamber kıssası..vb)

Alevi-bektaşi Teolojisinde, Hz. Muhammed, Tanrı kelamını tebliğle görevli bir Nebi/Resul olmasının yanında, Kırklar Meclisi tarafından seçilmiş bir “MÜRŞİT”tir. Yine Bu meclisçe Hz. Ali de “REHBER”ve Tanrı elçisi/ Peygamber’in vekili olarak seçilir. Alevi teolojisinde Mihraç’da beş vakit namaz ve zikir değil, secde ve semah buyruğu verilmiştir. Bunun icra şeklide cem adı verilen ibadet biçimidir.

Alevi-Bektaşi İnancındaki Mirac ve genel Özellikleri

1- Hem Mirac hem Kırklar meclisi metafizik bir olaydır. Bu bağlamda gerek Mirac ve gerekse Kırklar meclisi, zahiri alemde değil, batıni alemde gerçekleşmiştir.

2- Kırklar meclisi ve kırklar cemi’nin yapıldığı yer/dergah fizik alemde yani dünyanın her hangi bir köşesinde değildir. Manevi, metafizik bir alemdedir.

3- Mirac, Hz. Muhammed’in Allah’ın esinlemesiyle gördüğü kutsal ve kutlu bir rüyadır. Mirac, coğrafi bir yolculuk olmayıp, bedenen değil, Ruhen yapılan bir yükselmedir.

Alevi-bektaşi Mirac anlayışına yöneltilen sünni ve şii eleştirleri ve cevapları

a) Kırklar Meclisi’nin toplandığı dergah nerdedir? Neden Kur’an da ve hadis kitaplarında, kırklar Meclisinden bahsedilmemektedir?

b) Kırklar Meclisi üyelerinin, Hz. Peygamber’e ” peygamberliğini git ümmetine yap, Bizim aramıza peygamber sığmaz..” diye nasıl hitap edebilir? Burda peygamberi küçümseme yokmudur?

c) Hz. Ali ve Salman-ı Farisi gibi Peygamber’in ashabından olan bu kişilerin bulunduğu bu mecliste peygambere nasıl böyle seslenilebilir? Onlarda zaten Peygamber’in Ümmeti değil mi?

d) Hz. Muhammed, Kırklar Meclisi üyelerine; “Size kimler derler?” diye nasıl sorar? Peygamber oradaki insanları nasıl tanımaz? onlar zaten Hz. Muhammed’in ümmetinden olan kişiler değil mi?

ALEVİ-BEKTAŞİ ANLAYIŞINDA MİRAC ANLAYIŞINA YÖNELTİLEN ELEŞTİRİLER VE CEVAPLAR:


SORU: Kırklar Meclisi’nin toplandığı dergah nerdedir? Neden Kur’anda ve hadis kitaplarında, Kırklar Meclisinden bahsedilmemektedir?

Öncelikle Mirac, metafizik bir olay olup, insanların idrak seviyeleri dışındadır, Kur’an miracı çeşitli imgelerle anlatır. Bir kapalılık ve gizlilik vardır. Sadece Mirac’ın nasıl yapıldığı üzerinde durulur, ama içeriğinden bahsedilmez.

Bu bağlamda sünni şii ve alevi islam ekolleri kendi kaynaklarına ve hadis aktarım ve rivayetlerine göre miraç anlayışlarını oluşturmuşlardır. Bu hadis ve rivayetlerin ise ne kadar güvenilir olduğu ve gerçeği yansıttığı şüphelidir. Bu nedenle her islam ekolü kendi içinde değerlendirilmelidir. (Örneğin sünnilerdeki 5 vakit namaz’ı konu alan mirac anlatışı daha önce çelişkileriyle verildi.)

Bu bağlamda, Alevi-islam anlayışında, kırklar meclisi ve cemi inancı, Kur’an ayetlerinin simgesel ifadelerinin mistik ve sezgisel yorumlarına dayanır. Alevi-bektaşi ayini cemlerindeki MİRAÇLAMA değişleri bu mistik ve sezgisel yorumların ürünüdür. KIRKLAR dergahı Cennet-ül Me’va’ da bulunur. ve burda gördüklerini mizansel eder.

SORU: Kırklar Meclisi Üyelerinin, Hz. Peygamber’e ” peygamberliğini git ümmetine yap! Bizim aramıza peygamber sığmaz.” diye nasıl hitap edebilir? Burda peygamberi küçümseme yokmudur?

SORU: Hz. Ali ve Salman-ı Farisi gibi Peygamber’in ashabından olan bu kişilerin bulunduğu bu mecliste peygambere nasıl böyle seslenilebilir? Onlarda zaten Peygamber’in Ümmeti değil mi?

Öncelikle, Hz. Muhammed Kırklar Meclisinde, “MÜRŞİT” Makamındadır. Mürşit makamındaki bir kişi nasıl küçümsenmiş olabilir?

Burada Hz. Muhammed’e yönelik ilahi bir sınav ve eğitim vardır. Bu sınavı yapan Allah’tır. Kırklar Meclisi bu sınavda bir vesiledir. Hz. Muhammed peygamber de olsa bir ” kul” yani insandır. Alçak gönüllü olmalıdır. Öfkelenmemelidir. Nitekim peygamber’in verdiği cevap, ve içeri kabul edilişi sınavı geçtiğini gösterir. ( Hatırlanacağı gibi El- Keyf Suresinde Hz. Musa’da Hz. Hızır ile sınanmıştı.)

Unutmayalım ki: Kur’an da Fussilet Suresi 6. ayette, Peygamber’inde bir insan olduğu, kendisine vahiy gelmesinden başka diğer insanlardan bir farkının olmadığı vurgulanmaktadır.

Yine, Hz. Muhammed’in tebliğ görevini yerine getirirken, zaman zaman öfkelendiği anlar ve Allah tarafından, uyarıldığı anlarda olmuştur. Örneğin, Abese Suresi ilk On ayet bunu anlatır.

“…Yanına kör bir adam geldi diye, yüzünü ekşittin ve öteye döndün, Sen nerden bilirsin, belki de o arınıp temizlenecek, Belki de düşünüp taşınacak da öğüt kendisine yarayacak, Kendisini her türlü gereksinimin üstünde gören kişiye gelince, Ki sen ona yöneliyorsun; Sana ne onun arınmasından! O, koşarak sana gelen var ya; O’dur içine ürperdi düşen. Oysa sen onunla ilgilenmiyorsun!”Abese Suresi1-10”

Hz. Muhammed, Kırklar Meclisi üyelerine; “Size kimler derler?” diye nasıl sorar? Peygamber oradaki insanları nasıl tanımaz? onlar zaten Hz. Muhammed’in ümmetinden olan kişiler değil mi?

Alevi-bektaşi teolojisinde, Kırklar Meclisi, Kırk ulu kişiden oluşur. Bu ulu kırk kişi arasında, Hz. Muhammed’in döneminde yaşayan, O’nun sahabelerinden olanlar olduğu gibi, Çok daha sonra dünyaya gelip insanlığı aydınlatan gaib erenlerinin (evvel-ahir erenleri) ruhaniyetleride bulunur. Sözgeli mi Hünkar Hacı Bektaş-ı veli, Gözcü Karacaahmet Sultan ve ismini, ünvanını bilmediğimiz nice gaib erenleri..

Unutmayalım ki Kırklar meclisi, Hz. Muhammed’in gördüğü kutlu bir rüyadır. Peygamber kendisine gösterilen Allah’ın Ayetlerinden gösterilenlere vakıf olmuştur. Burada peygambere kendi ashabı ve ashabından olmayan, yani kendisinden yüzyıllarca sonra dünyaya gelecek olan erenleri de görmüştür. Tıbkı kendisinden yüzlerce yıl önce gelen cümle peygamberleri gördüğü gibi

Peygamber’in “SİZE KİMLER DERLER?” sorusunu bu çerçevede anlamak gerekir. Ayrıca Peygamber’in sorusu tek tek bireylere değil, Kırklar Ceminin tümünedir.

Hz. Muhammed’in Mirac’ta Hz. Ali’yi arslan olarak görmesi, Allah’ın Peygambere Hz. Ali’nin sesiyle seslenmesi ve Hz. Muhammed’e Hz. Ali suretinde görünmesi/tecelli etmesi gibi metafizik olaylara dair işaret Necm Suressi ayet 18. de bulunmaktadır. Ayete sunalım.

“.. Andolsun O, o anda Rabbinin ayetlerinden bir bölümünü gördü..”

Ayet, Tanrı’nın varlığına işarettir. ayet sözcüğü Arapça’da belge kanıt, delil anlamlarına gelir. Hz. Muhammed’in, Hz. Ali’yi önce arslan olarak görmesi, sonra, Tanrı’nın ona Hz. Ali’nin sesiyle seslenmesi, ve Hz. Ali suretinde görünmesi ve peygamber’in Kırklar Meclisine girmesi Allah’ın ayetlerindendir.

Alevi-bektaşiler, Necm Suresi 18. ayetten yola çıkarak, Tanrı’nın evrendeki en muhteşem, ayeti’nin Hz. Ali olduğuna inanır. Hz. Ali doğrudan doğruya, Yüce Allah’ın mübarek tecellisidir. sesi Allah’ın sesidir. Yüzü vechullahtır.

Alevi- bektaşi İnancındaki birçok değişte Mirac konusu işlenmiştir. PEYGAMBER’ İN MİRACINI KONU EDİNEN DEĞİŞLERE MİRAÇLAMA DENİR:

Miraçlama

Geldi Cebrail çağırdı, kalk Muhammet Mustafa
Hak seni Mirac’a okudu, davete kadir Hüda
Evvel emanetin budur ki piri rehber tutasın
Kadimi erkana yatıp tarik-i müstakime
Muhammet sükuta vardı, yoktur senden bir aziz

Şimdi senden el tutayım Hak buyurdu Vedduha
Muhammet belin bağladı anda dahi Cebrail
İki gönül bir ettiler yürüdüler dergaha
Vardı dergah kapusuna gördü bir arslan yatar
Arslan anda hamle kıldı baş koptu bir tufane

Buyurdu sırrı kainat “Korkmasın Habib’im” dedi
“Hatemin ağzına ver arslan ister nişane”
Hatemin ağzına verdi, arslan anda oldu sakin
Muhammed’e yol verildi arslan gitti nihana
Vardı Hakk’ı tavaf etti evvel bunu söyledi

Ne şiddetli şir’in varmış hayli cevretti bana
Gördü bir biçare derviş, hemen yutmak diledi
Emmim oğlu olayıdı dayanaydı ol şir’e
O benim sırrı devletim, sana tabidir Habib’in
Eğiliben secde kıldı eşiği kıblegaha

Doksan bin kelam danıştı iki gönül dostuna
Tevhidi armağan kıldı yer yüzünde insana
Kuduretten bir hon geldi Muhammet destini sundu
Südü elma baldan aldı, nuş etti Habibullah’a
Ayak üzerine kalktı ümmetini diledi

Cümlesine rahmet olsun dedi anda Kibriya
Eğiliben secde kıldı hoş kal sultanım dedi
Mübarek cemalin gördü, uğradı müşkil hâle
Ayrılıp geri dönerken yol uğrattı Kırklar’a
Vardı kırklar makamına oturup oldu sakin
Muhammed secdeye koydu yüzün

Hakk’a teslim etti özün
Cebrail getirdi üzüm, Hasan ile Hüseyin’e
Selman anda hazır idi şeydullah’ın diledi
Bir üzüm tanesi koydu Selman’ın keşküllahına
Kuduretten bir el geldi, ezdi şerbet eyledi

Hatemin ol elde gördü anda Fahri Embiya
Ol şerbetten biri içti cümlesi oldu hayran
Mümin Müslüm, üryan büryan hep girdiler semaha
Muhammet de bile kalktı Kırklar ile semaha
Dediler Allah Allah çaldılar desti kafa

Muhammet cuşa geldi, tacı başından düştü
Şemreyi kırk pare böldü, Kırklar bağladı beline
Muhabbetler kadim oldu yol erkan yerin buldu
Muhammed’i gönderdiler hatırlar oldu sefa
Muhammet evine vardı, Ali geldi tavaf kıldı

Hatemin önüne koydu dedi saddak Mürteza
Evveli sen, ahırı sen; zahiri sen, batını sen
Cümlesi de sana bağlı dedi Şah-ı Evliya
Şah Hatayı’m vakıf oldum, ben bu sırrı söyledim
Hak sözünü inandıramadım, özü çürük ervaha

Kur’an-ı Kerim’de Peygamberin götürüldüğü mescit neresidir? Fiziksel bir mekan/mescit mıdır? Şimdi bu sorulara cevap verelim:

İsmişah! Bismişah Allah Allah…

Hakk, Dost, Zahir, Batın, Hazır, Gaib. Sırr-ül Sır Erenlerinin Gülcemallerine aşk…

Ber-Cemal-i Muhammed, Kemal-i İmam Hasan, İmam Hüseyin, Ali ra Bülende salavat…

Allahümme Salli Ala Seyyidina Muhammed-in ve ala Ali Muhammed…

Hayırlar Fetola… Şerler def ola.. Hakk-Muhammed-Ali yardımcımız, yol göstericimiz… rehberimiz ola…

“…Bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için, kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren O (Allah) Yücedir. Gerçekten O, işitendir, görendir…” İSRA SURESİ Ayet-1

Degerli Canlar…

Yukardaki Ayet-i Kerim’de Peygamber’imiz, Hz. Muhammed’in Mirac’ını konu edinir.

Peki ayette geçen, ” Mescid-i Haram” ve “Mescid-i Aksa” neresidir?

Mescid-i Aksa

Uzaklardaki Mescit, İbadet edilen yer,”En Uzaktaki Mescit” olarak Türkçe’ye çevrilebilir.”Beyt-i Makdis” veya “Beyt-i Mukaddes” adıda verilir…

İslam tarihinde iki “Mescid-i Aksa” ‘dan söz edilir.

Birincisi, Yapımına Hz. Davud (King David) Peygamber tarafından başlatıldı ve oğlu Hz. Süleyman (King Solomon) Peygamber tarafından tamamlandı.

ikincisi ise, Halife Ömer döneminde yapılan küçük bir mescit olarak ortaya çıktı, Emeviler döneminde büyütülerek genişletildi. ve nihayet 705 yılında ise tamamlandı.

Isra Suresi ( bir başka isimle Beni İsrail Suresi ) ilk ayetinde ki meale göre Hz. Muhammed (SAV.) surede adı geçen simgesel gece yolculuğunu ( Burak adındaki kanatlı at olarak tasvir edilen binek ile gittiği kabul edilir – Mesci-i Haram ile Mescid-i Aksa arasında yapmıştır.

Şimdi Dikkat Buyrunuz:

1- Mescid-i Aksa’nın ilk yapımına, Halife Ömer ( halifelik dönemi 634 – 644 ) tarafında küçük bir mescid olarak yapılmaya başlandığı ve 705 yılında tamamlandığı ise ayrı bir tarihi gerçektir.

2-Kura’nı Kerim ise 610 – 632 yılları arasında 23 yılda nazil olmuştur.
Isra Suresi’nin 621 yılında nazil olması kuvvetle muhtemeldir.

3- O halde Isra Suresi nazil olurken, Mescid-i Aksa daha mevcut değildir.
Olmayan bir mescide yapılan ( simgesel yolculuk da olsa ) pek mantıklı olmasa gerek.

Sonuç Olarak Kur’an da bahsi geçen “Mescid-i Aksa” yani uzaklardaki, en uzaktaki Mescid’in su anki sünni inanışındaki mescit ile Alakası yoktur….

Hz. Muhammed’in getirildiği “mescid-i Aksa” dünya üzerindeki fiziksel bir mekan olmayıp, Fizik ötesi Alevi Teolojideki “KIRKLAR MAKAMIDIR..”

ALLAH EYVALLAH

DERLEYEN: SERKAN HORUZ

KAYNAKLAR:

1- Mustafa Cemil KILIÇ, “HANGİ SÜNNİLİK?, s. 54-68

2. İbn’i Hişam (M. ?-834) Siret-i ibn-i Hişam, c.2, sa.48-62, K.Y.


3. Taberi (M.839-923), Tarih-i Taberi, c.4. sa.360-365, E.O.Y.


5.İbnü’l-Esir (M.1160-1234), El-Kamil, c.2, sa.52-57, B.Y.


6. İslam ansiklopedisi, Leyden tabı ma.Mirac ve İsra, M.E.B.Y.
7. Şamil İslam Ansiklopedisi, mad. Mirac, Ş.Y.
Ayrıca Sahih-i Buhari (M.810-869), hadis No: 227, D.İ.B.Y

8.Kuran-ı Kerim, Isra Suresi, I. Ayet Meali.

11-http://tr.wikipedia.org/wiki/Mescid-i_Nebev%C3%AE

10-http://tr.wikipedia.org/wiki/Mescid-i_Aksa

12- Murat ŞAHİN,” İsra suresi ve akla gelen

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir