MUSAHİPLİK ERKANI VE KUR’AN-İ TEMELLERİ

Eğer farz içinde farzı sorarsan,
Yine farz içinde farzdır musâhip,
Dört kapıdan kırk makamdan ararsan,
Yine farz içinde farzdır musâhip.

Musâhipsiz kişi ceme gelir mi,
Ettiği niyazlar kabul olur mu,
Muhammed-Ali’den derman bulur mu,
Yine farz içinde farzdır musâhip.

Musâhipsiz ise ceme götürmen,
Tecellisi bozuk Hakk’a yetirmen,
Musâhipsiz ile durup oturman,
Yine farz içinde farzdır musâhip.

Farz Allah’tan kaldı ya sünnet kimden,
Musâhibin işi daima sırdan,
Musâhipli kişi ol Şah-ı Merdan,
Yine farz içinde farzdır musâhip.

Pir Sultan Abdal‘ım hey kerem-kanı,
Yine sensin dü cihanın sultanı,
Aşnanı buldun müsahibin hani,
Yine farz içinde farzdır musâhip.

                    Pir Sultan ABDAL

Arapça, shb ( مصاحب)  kökünden gelen muṣāḥib, yakın kişi/ arkadaş anlamına gelir. Alevi Bektaşi literatüründe hem madden hem de manen dünya ve ahiret (yol) kardeşliği demektir. Dahası malı mala, canı cana katmaktır.

Musahiplik her Alevi/Bektaşi’ye şart koşulmuş, farz-ı ayindir.

Musahipliğin (ZAHİRİ) ortaya çıkışı, Hz. Muhammed’in Mekke’li müşriklerin baskıları ve ölüm tehditleri sonucu kendisine kucak açan Medine şehrine hicreti-622 (göç) ile ortaya çıkmıştır. Ensar, Medine’nin yerleşik halkı olup her türlü gereksinime sahipken, muhacirler yoksulluk içerisindeydi. Bu iki farklı topluluğu kaynaştırmak, toplumsal problemi çözmek adına Hz. Muhammed, her muhacir aileyi, bir ensar ailesi ile kardeş yaptı.

Hz. Muhammed Mekke’de iken, kendisine gece öldürüleceği bilgisi gelince Hz. Ali dışında kimseye bilgi vermeden hicret kararı aldı (halife Ebubekir ile gece sokakta karşılaşınca, o da yolculuğa dahil oldu). Yatağına ise, en çok güvendiği amcaoğlu Hz. Ali’yi bıraktı. Hz. Ali tehlike ortadan kalktıktan çok sonra Medine’ye geldi. Lakin kendisine musahip kalmamış idi.  Bu süre zarfında Hz. Muhammed’e birçok ensar musahip olmak için teklif götürmüş fakat Hz. Muhammed, hepsini geri çevirmiştir.  Hz. Ali, Medine’ye vardığında Hz. Muhammed bizzat karşılamış, sarılmış ihtiyaçlarını gidermiştir. Hz. Ali, kendisine kimin kardeş (Musahip) olacağını Peygamber’e sual eyleyince, Hz. Muhammed  Hz. Ali’ye ve orada bulunan ensar ile muhacire hitaben şöyle söyledi:

” Ya Ali sen benim dünya ahret kardesimsin, Musa’ya Harun neyse sende bana Öylesin” ve sonrasında orada bulunan bütün müslümanlara hitaben, bu Allah’ın isteğidir. Diye Buyurdu.

Değerli canlar, bu tarihten sonra Alevi-İslam inancına sahip kimseler, Hakk emri Peygamber’imizin sünneti, İmam Caferi Sadık’ın Erkanı üzere kendi akrabaları dışında bir kimseyi kendine kardeş kılmıştır.  

Musahiplik, Kaynağını Kur’an-ı Kerim’den alan Hz. Peygamber’in bizzat uyguladığı ve muhacir ile ensarın kardeş yapıldığı bir sünnetidir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’in Enfal suresi 72-75 ayetleri musahiplik üzerine inmiştir.

İsmişah! Bismişah Allah Allah…

Hakk, Dost, Zahir, Batın, Hazır, Gaib. Sırr-ül Sır Erenlerinin Gülcemallerine aşk…

Ber-Cemal-i Muhammed, Kemal-i İmam Hasan, İmam Hüseyin, Ali Ra Bülende salavat…

Allahümme salli ala seyyidina Muhammed-in ve ala Ali Muhammed…

“Onlar ki Hakk’a bağlanıp hicret ettiler…
Mallarıyla canlarıyla Allah yolunda savaştılar 

Onlar ki (hicret edenleri) barındırıp yardımda bulundular
İşte bunlar, birbirilerinin dostu ve yâridirler 

O kimseler ki İnkâr edip küfre saparlar
Hiç şüphesiz onlarda birbirilerinin yâridirler

Eğer böyle yapmaz (birbirinize dost ve yakın olmaz) iseniz
Her zaman yeryüzünde fitne ve fesata izin verirsiniz… 

(Enfal suresi ayet 72-73)

Kur’an-ı Kerim’in nüzul olan ayetinden sonra, (Ensar) ile yabancı (Muhacir) kişiler kardeşlik ikrarı vererek kardeş oldular. Böylece dışarıdan gelen ve hiçbir şeyleri olmayan Muhacir müslümanlar ile toprak ve başka zenginlikleri olan yerli müslümanlar olan Ensar bundan böyle ortak üretip ortak tüketecekler ve kardeşlerden biri vefat ettiğinde veya başka bir zorlukta onun ailesine kendi ailesi gibi sahip çıkacaktı.

Hz. Muhammed, kimin kimle musahip olacağına bizzat kendisi karar veriyordu. İlk etapta kaç kişinin musahip olduğu konusunda kesin bir rakam yoksa da sayının yüzleri aştığını bir çok kaynak teyit ediyor.

  • Musahipler, kimi yörelerde yedi, kimi yöreler de ise on iki göbek birbiriyle evlenmezler. Musahip olmak isteyenler önce yakın çevrelerinin ve eşlerinin rızasını alırlar. Bir anlamda, kan bağından daha yakın bir bağ kurulacağı için çocukların dahi rızası alınır.
  • Musahip olmaya karar vermiş iki insan, eşlerini de yanlarına alarak dede ya da babanın (mürşidin) huzurunda bu isteklerini açıklarlar. Dede onları musahiplik hakkında bilgilendirir. Yükümlülüklerini ve sorumluluklarını anlatır. Ve onlara birbirini tanımaları için bir yıl zaman verir. Bu bir yılın sonunda eğer musahip olmaya karar verilmiş ise tekrar dedenin huzuruna çıkılır dededen onay alınır. Eğer yol açısından bir sakınca görülmez, uygun bulunursa musahipler adayları bir tören eşliğinde erkandan geçerek musahip olurlar.
  • Alevi Bektaşi inancında iki çeşit cem vardır. Biri, hanifi (sünni) itikatte Cuma namazına karşılık gelen ve her perşembe akşamı icra edilen yediden yetmişe her insanın katıldığı Birlik Cemleri. Bu cemler daha çok yolun kurallarını gençlere tanıtmak, öğretmek ve sevdirmek için yapılır. Herkes katılabilir, bir şart aranmaz. İkincisi ise Görgü Cemleridir. Bu cemlere yalnızca evli olanlar yani musahibi olanlar katılabilir.

Musahipler:

1-Dünya- ahret kardeş olup iki cihanda birbirinden sorumludur. 

2-Musahiplik evli çiftler arasında ise, bu kimselerin kızları birbiriyle evlenemez.

3- Birbirlerine ihtiyaç duyduklarında yanlarında olmaları gerekir. 

4- Musahiplik,taliplerin kendilerinin karar vereceği bir şey olmayıp pirlerinin izni ve müsahiplik Ayin-i Cemi ile olur.

BATINİ MANADA MUSAHİPLİK; Kainat var olmadan “Bezm-i Elest’te” (Ruhlar Meclisi) verilen İKRAR olup, zahiri alemdeki İkrar (musahiplik) bu ikrarın devamı ve tasdikidir. Musahiplik ikrarı HAKİKAT kapısında, Hakk’ın “Ben sizin Rabb’iniz miyim?” (A’raf , süresi : 172. ) diye sorup “evet “cevabını aldığı ve bu cevap üzerine  kainatın var  edildiği erkandır.

  Bu manada, görünür alem var olmadan, Hz. Muhammed ile Hz. Ali kandilde parıldayan bir NUR (IŞIK) idi. Cümle mahlukat, görünür, görünmez herşey bu nurdan meydana geldi. Ve dahi Kırklar Meydanın da Hz. Muhammed ve Hz. Ali’nin tek bir nur olduğu aşikare oldu. Ve Hakk emir buyurdu:  Yer ile gök, Cebrail ile Adem, Musa ile Hızır Peygamber ve daha nice gaip erenleri musahip tuttu.

Gerçek O dur ki bu hakikatin zahir aleminde tastiği Erkan-ı  Musahiplik/İkrar Cemi iledir.

Musahipten özün seçen musahip
On İki İmam dergahına varamaz
Musahip sırrını açan musahip
On İki İmam dergahına varamaz

Musahip musahibin sırrını açar
Evliyalar anın hışmından kaçar
Dünyadan ahrete imansız göçer
On İki İmam dergahına varamaz

Musahip var musahibin varisi
İkisi de bir elmanın yarısı
Özü çürük kallaş olsa birisi
On İki İmam dergahına varamaz

Musahip musahible bulsa bahane
Anı da sürerler bir ulu hana
Ahırı cehennem oduna yana
On İki İmam dergahına varamaz

Musahip musahibe etse bir güman
Anda ne din kalır, ne de bir iman
Şefaatçi olmaz On İki İmam
On İki İmam dergahına varamaz

Pir Sultan'ım bed huylardan bezili
Yerden gökten umutçuğu üzülü
Musahip musahiple gezse küsülü
On İki İmam dergahına varamaz

Derleyen: Serkan HORUZ

Allah Eyvallah

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir