YETİŞ İMDADA YA BOZATLI HIZIR!

BİSM-İ ŞAH ALLAH ALLAH

Yaradan Allah, Nübüvvet-i Muhammed, Velayet-i Ali aşkına, dertlerimize derman, hastalarımıza şifa, dilden dileklerimiz, gönülden muratlarımız için, darda, zorda kalanlara yetişen Hızır hakkı için, Hızır orucu tutmaya niyet ettim.

HIZIR değişlerine son dönemde en güzel örneklerden biri için aşağıdaki linke girebilirsiniz

Gerçeğe Hü ! Allah Eyvallah,

YA BOZATLI HIZIR!

Talip dünyanın ahvaline kederlendi: Haksızlıklara, zulme yüregi titredi; sıdk ile gönülden semaya el açıp derd-i derununu arz eyledi…

Göz yaşı döküp,

Yetiş Bozatlı Hızır! Diye ekledi.

— Ol vakit, erenler talibin gönlüne nazar eyledi.

Ve mana aleminde cevab-ı nutk eylediler ki:

Her biriniz birer HIZIR olun…

1-Köleleri azat edin!

2- Aç olanların halinden, yolda kalanların elinden tutun

3- Göz yaşlarını dindirin, yaralara merhem olun. Bu dünya bir hayal alemidir ki, hersey burada bırakılacak. Herbirinizin sınavı ayrı ayrı olacak, varlık icinde olanlarınıza el açıp kapısına varacağız. Acz icine bürünüp yok mu yardım eden? Diyecegiz.

Kiminizin kalp evi yumuşayacak, kiminiz taşlaşmıs vicdanlarla dünya malına tamah edecek , yüz dönüp gidecek…

Bu devrandır , ey talip! Zenginken fakir kılacağız herbirinizi, taparcasına baglandıklarınızı ellerinizden alacağız. Nice türlü halden hale koyacağız herbirinizi… Kınadığınız başınıza gelecek. Yapmam dediğinizi yapar göreceksiniz kendinizi… İşte böyle İnsan-ı Kamil olana kadar nice gelip gideceksiniz bu fena alemine, Kah ayak kah baş olacaksınız…

Dinledi Talip. Uykudan uyandı, ilm-i Ledun sırrı hıfz etmeye koyuldu. Açları doyurdu, yolda kalmışlara yardım eyledi. Kapıya geleni, el açanı boş göndermedi.

Lakin Köle var mıydı bu devr-i devranda?…Düşündü … Düşündü…Düşündü…

zamanlara hükmeden erenler sözü boş olur muydu? Baktı fena alemine ki, kimi kulların kapısında haciz kağıtları, kiminde kredi kartı borçları…

Zamanın köleleri, herbir yere borcu olan, borcunu ödemek için çırpınan canlar idi. Ne kadar da çok köle var diye geçirdi icinden…

Yardıma koyuldu. Herbirine…gücü yettiğince

İste böyle nutk eyledi Dede-Zaman:

Kimi nasibin aldı, kimi yüzün dönüp gitti…

Allah Eyvallah

Hacı Bektaş-ı Veli ve Hızır Peygamber

HACI BEKTAŞ VE HIZIR PEYGAMBER

Hünkâr’a bir ikindi üzeri, güzel yüzlü, tatlı sözlü, Alevi saçlı, yeşil giysili bir aziz geldi.

Boz donlu bir ata binmişti; Saru İsmail karşıladı, atını tuttu. O kişi

teklifsizce doğru Kızılcahalvet’e yöneldi ve içeri girdi.

Saru İsmail, “acaba bu atını tuttuğum er kim ola, şimdiye değin bunun gibi nurlu, güzel yüzlü ve heybetli bir er görmedim”, diye düşüncelere dalmıştı. O sırada halifelerden biri geldi; İsmail’e, “tut şu atı”, dedi ve kızılcahalvet’in kapısına vardı. O aziz kişinin, Hünkar’ın karşısında oturmakta olduğunu gördü. Tam bu anda Hünkar, “ne yapalım Hızır’ım Ulu Tanrı seni bu işe koşmuş, Tanrı kullarını zordan kurtarman gerek; şu anda Karadeniz’de bir gemi batmak üzere, seni çağırıyorlar; sohbetine can atıyoruz ama ne çare; tez imdatlarına yetiş; Tanrı izin verirse yine şerefleniriz”, diyordu.

Hızır Peygamber hemen kalktı. Saru İsmail dışarıda atı tuttu. Hızır dışarı çıkınca İsmail Hızır’ın üzengesini öptü. Hızır, atını

sıçrattığı gibi at, bir adımını Sulucakarahöyük’ün üstüne bastı, öbür adımda güneşle birlikte dolunay oldu ve gözden yitti; yalnızca karşıdan nalının parıltısı göründü.

Saru İsmail, huzura varıp gördügünü anlatarak, “Erenler Şahı, bu giden aziz kimdir?”, diye sorunca Hünkâr, “kardeşimiz Hızır Peygamberdir. Karadenizde bir gemi batmak üzereydi, oraya imdada koştu; onun yürüyüşü böyledir”, dedi.

Saru İsmail Hızır’ı gördüğüne çok sevindi.

Derleyen: Serkan HORUZ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.